Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Asya Hun Devletleri
 

ASYA  HUN  DEVLETLERİ

1.Hun İmparatorlukları
 
Aslında çöl, ova, dağ değilyayla iklimine alışık bozkır halkı olan ve bozkırlarda kurulup gelişen kültürüntaşıyıcısı bulunan Türkler’in, yayılmaları esnasında, çoğunlukla bozkırortamının dışındaki sınırlarda durakladıkları, ormanlık, çok sıcak veyarutubetli bölgelere pek girmedikleri görülmektedir. Kendi hayat tarzlarına uymayanyabancı bölgelere nüfuz etmiş Türk zümrelerinin ise, oralarda fazla barınamamalarıve çok kere varlıklarını kaybetmeleri bu açıdan dikkat çekicidir (Çin’deTabgaçlar, Batı Avrupa’da Hunlar, Balkanlar’da Bulgarlar, Kuzey Hindistan’daçeşitli Türk devletleri vb. gibi).
 
Hsiung-nu'lar
 
Çin kaynaklarında Türkler’lebirlikte Moğol, Tunguz soyundan bazı grupları da ifade etmek üzere “Kuzeybarbarları hanedanı” manasına olarak Hsiung-nu diye anılan bu kütlenin kurduğu büyük imparatorlukda Türkler yanında Moğol,Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabii ise de, devleti kuran ve yürütenasıl unsurun Türk olduğuna dair sağlam deliller vardır.
 
Budevlette, aslında orman kavmi olan Moğol veya Tunguz değil, Türk bozkır kültürühakim bulunuyor, Gök Tanrı’ya inanılıyor aile “baba hukuku” üzerine kurulubulunuyordu. Nihayet Hsiung-nu Devleti’nde idareci zümre ve hanedanın dili Türkçeidi. Siyasî kültürel münasebetler vesilesi ile Çin yıllıklarında Hsiung-nudilinden zapt edilen şu kelimeler: Tanrı, kut, börü, ordu, tuğ, kılıç vb. tamamenTürkçe olup Türk dilinin en eski yâdigârlarındandır. Ve nihayet devletin sahiplerikendilerine, Türkçe’de “adam, insan, halk”manasında olan “Hun” diyorlardı.
 
Hun Adı 

Orhun-Selengaırmakları ile, Türkler’in kutlu ülke saydıkları Ötüken havalisi merkez olmaküzere güneyde Huang-ho nehri dirseğine kadar genişleyen Hun siyasî birliğinin kesintarihini M.Ö. IV. asırdan itibaren takipetmek mümkün olmaktadır.
Hunlar’lailgili ilk tarihi vesika olarak bir anlaşma zikredilmiştir ki, bu da M.Ö. 318tarihlidir. Bu belge zikredililirse iyi olur. Hunlar daha sonra Çin topraklarındabaskıyı artırdılar. Mahallî hanedanlar, uzun müdafaa savaşları sırasında Hunsüvarilerinden korunmak maksadı ile, yerleşim sahalarını ve askerî yığınakyerlerini surlarla çevirmeğe başladılar. Çin hanedanından Si-huang-ti (M.Ö.259-210) Hun taarruzlarına karşı kuzey sınırlarını tamamen buruşmak için,surların iç kısımlarını yıktırırarak elde ettikleri malzeme ile dış surlarıbirbirine bağlamak ve boş yerleri tamamlamak sureti ile meşhur “Çin Seddi”ni meydana getirdi (M.Ö. 214).Böylece Çinliler’le Türk akınlarına karşı en tesirli tedbiri aldıklarına kanaatgetirdikleri bir sırada iki mühim hadise vukua geldi. Bunlardan birincisi Çin’de uzunmüddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han sülalesi (M.Ö. 202-M.S.220)’ninkurulması, ikincisi, Hun Devletinin başına da Mete Han’ın (M.Ö. 209-174)geçmesidir.
 
Mete Han (M. Ö. 209-174) 

Bir ayağı okyanusta, Öbür ayağı Hazar'da olan dev,
Mete Han'ın ta kendisiydi. Çin duvarında yankılananses
Onun askerinin sesiydi:
Üze tengri temür çıda, oklar birle bir bulut,
Başbuğumuz Tanrıkut'tur Tanrıkut'tur Tanrıkut !
MeteHan’ın babası Teoman Çin yıllıklarında Tan-hu (veya Şan-yü) diye anılmaktadırki, Hun dilinde imparator ünvanı olan bu tabir basit bir kabile reisi değil, çokönceleri teşekkül etmiş bir devletin başkanı olduğunu gösterir. Üvey anasınınteşviki ile babası tarafından veliahtlık hakkının kendisinden alınmasıteşebbüsü karşısında Mete Han, emrindeki demir disiplin altında yetiştirdiği 10bin atlı ile katıldığı bir sürek avında Teoman’ı öldurerek Hun Tan-hu’su ilanedildi (M.Ö.209).
 
MeteHan, doğudaki Moğol-Tunguz kabileler birliği Tung-hu’ların ısrarla topraktaleplerine savaş ile mukabele ederek onları perişan ettikten ve böylece hakimiyetinikuzey Peçli’ye kadar genişlettikten sonra güney-batıya döndü ve Orta Asya’daki,Hind-Avrupa kökenli oldukları sanılan Yüe-çi’leri yerlerinden oynattı. Bunlarkütleler halinde batıya doğru çekilirken Mete Han güneye yönelerek Huang-ho büyükdirseği içindeki Ordos bölgesini ele geçirdi ve oradan Çin topraklarına girdi.Mai-yi, T’ai-yuan şehirlerini zapt ederek Han sülalesinin kurucusu İmparatorKao-ti’nin 320 bin kişilik, hemen hemen tamamen piyade ordusunu, bozkır usulü sahteric‘at tâbyesi ile çenber içine aldı (M.Ö. 201). İmparator, vaktiyle Türkler’inyaşadığı bütün toprakların Hun Devletine terki, yiyecek ve ipek verilmesi veyıllık vergi taahhüdü şartları ile kendini ve ordusunu kurtarmağa muvaffak oldu.Çin ile dostluk havası içinde ticarî münasebetleri geliştirirken Mete Han, İrtişyatağına kadar olan bozkırları (Kie-kun = Kırgızlar’ın memleketi) ve buranınbatısındaki Ting-ling’lerin yerini, bazı eski Ogur (O-k’ut) kolları ile meskunaraziyi, kuzey Türkistan’ı zaptetti ve Isık Gölü etrafındaki Vu-sun’larıhakimiyeti altına aldı. 
Busuretle büyük Hun hükümdarı o çağda Asya kıt‘asında yaşayan Türk soyundanbütün toplulukları kendi idaresinde tek bayrak altında toplamış oluyordu.İmparatorluk sınırlarının Mançurya’dan Aral Gölüne, batı Sibirya’dan GobiÇölü-Tibet hattına kadar genişlediği bu tarihlerde Hunlar’a tabi olanlar arasındaMoğollar, Tunguzlar ve Çinliler de vardı. Mete Han tarafından Çin hükümetineönderilen M.Ö. 177 tarihli mektuptan anlaşıldığına göre Türk devletine bağlıkavimlerin sayısı 26 idi ve bunların hepsi, Tan-hu’nun ifadesi ile “yay gerenhalk” yani “Hun” olmuşlardı.
 
Mete Han Döneminin Genel Özellikleri
 
Görüldüğüüzere bu devlet, idaresindeki kısıtlı tarım sahalarına karşılık, daha ziyade,otlağı bol, hayvancılığa elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Ekonomisinintemeli başta at olmak üzere, hayvan yetiştiricilik idi. Buna göre sosyal durumu da,toprağa bağlı "köylü" kültüründeki geniş arazi sahibi Çin tabakalarıile köle sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere, ne de toprak kölelerinerastlanmayan Hun bölgelerinde halk, kan akrabalığı ile birbirine bağlı ailelerinmeydana getirdiği sosyal ve siyasî birlikler olarak disiplinli ve kendilerini müdafaaiçin daima silahlı kabileler (boylar) halinde yaşıyor ve devlet bu kabilebirliklerinin (bodunlar) kendi aralarında sıkı işbirliği esasına dayanıyordu.Devlet, bu kuruluş icabı ve bilhassa ordunun Mete Han tarafından tanziminden sonramerkezden idare edilen bir "askerî teşkilat" niteliği kazanması sebebi ileaskerî karakterde idi ve gerekli şartlar (bozkırda eğitilmiş olmak, at ve silah)hazır olduğu için de fetihlere açıktı. Bu yönden de "köylü" Çin devletyapısından ayrılıyordu. Çin'de esas rejim "feodalite" olduğu halde, Hundevletinde merkeziyetçilik dikkati çekecek kadar belirli idi.
 
Küçük memurlarve bazı müşavirler belki Çinli idi, fakat emirlerindeki silahlı kuvvetlerle aynızamanda birer kumandan olan bütün yüksek görevliler ile birinci derecede sorumlu makamsahipleri hep Hun asıllı oldukları gibi, devlet teşkilatının da (mesela, sağ-solveya doğu-batı taksimatı vb.) Çinlilik ile hiç ilgisi yoktu; Mete Han tarafındangerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete millîtopluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip sistemi de Türk idi. Esasen devletinmillî karakterinin korunmasına dikkat edildiğine dair bazı davranışlar gözeçarpıyordu: Mesela Paiteng'de imparator idaresindeki Çin ordusunu kuşatan MeteHan’ın, Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına zevcesi ve herhalde devletmeclisi tarafından engel olunmuştu. İnanç yönünden ne Moğol totemciliği, ne deÇin toprak tanrıcılığı ile ilgisi bulunmayan bozkır Türk Gök Tanrı itikadındakiHun devletinin meydana gelişinde "Çin imparatorluğu"nun model olduğuna dairyaygın görüş normal ölçülerdeki karşılıklı kültür tesirleri dışında doğrusayılmamalıdır.
 
Önce, devlet Çintopraklarında değil, "Hiung-nu"lar sahasında kurulmuştu; Ikincisi, MeteHan’ın "Gök'ün oğlu" diye bir unvan takındığı şüphelidir.Üçüncüsü, Çin devletinde "Gök'ün oğlu" kavramı da aslen Çin değil,Türk menşelidir. Bütün bunlardan dolayı, Mete Han zamanında kesin şeklini aldığıgörülen Büyük Hun devleti, etnik yönden ve hakimiyet anlayışı, sosyal yapısı,idarî ve askerî kuruluşları, dini ve dünya görüşü ile, Türk milletinin tarih vekültüründe feyizli etkilerini iki bin yıl sürdüren bir ana kaynak durumundadır. Buitibarla, Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.
 
Mete'nin Ölümü ve Tanhu Ki-Ok Dönemi (M. Ö. 174-160) 
Mete Han M.Ö. 174 yılındaöldüğü zaman, mülkî ve askerî teşkilatı ile, iç ve dış siyaseti ile, dini ile,ordusu ve harp tekniği ile, sanatı ile yüksek vasıflı bir cemiyet halinde daha sonraasırlar boyunca Türk devletlerine örnek vazifesi görecek olan, tarihen malum ilk Türksiyasî teşekkülü, “Büyük Hun İmparatorluğu” kudretinin zirvesinde bulunuyordu.Mete Han’ın oğlu Tanhu Ki-ok (M.Ö. 174-160) bu haşmeti muhafaza etmeğe çalıştı.
Yurtlarındanatılan Yüe-çi’lerin Afganistan’da Baktria bölgesinde, vaktiyle İskendertarafından kurulmuş olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166) kalabalıkordusu ile Çin’e girerek başkenti Ch’ang-an yakınındaki imparator sarayını yakanKi-ok, bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî münasebetini dostane birşekilde devam ettirmek için yanlış bir adım attı: Bir Çin prensesi ile evlendi vebu suretle ileride, Çin ile temasa gelen hemen bütün Türk devletleri bakımındankötü neticeler verecek bir çığır açmış oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki butür yakınlaşmalar, her zaman Çin'in hile makinesinin harekete geçmesi için fırsatteşkil etmiştir.
Hunmerkezinde Çinli Prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hunimparatorluğu topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türkler ve tabi kavimlerarasında propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten düşürmeğeçalışıyorlardı. Bundan başka, ticaret malı olarak memlekete sokulup Hun ilerigelenleri arasında revaç bulan Çin ipeği, lüks zevki yolu ile rehaveti artırmaktaidi.
 
Tanhu Ki-Şin Zamanı (M. Ö. 160-126) 
 
Ki-ok devrinde fazlahissedilmeyen bu menfi durumlar onun oğlu Tan-hu Kun-şin zamanında (M.Ö. 160-126) tambir huzursuzluk kaynağı olarak kendisini gösterdi. Kendisi de Han sülalesine damadolan Tan-hu, babası ölçüsünde asker ruhlu bir hükümdar olmadığı için Huniktidarında sarsıntılar belirdi. Çinliler’in bu devirde sınır boylarındaki ufakçaptaki akınları durdurduğu görülüyordu. İlk defa büyük imparatorlardan Vu-ti(M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek, Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedeftutan planlarını tatbike girişti.
Propagandayıartırdı. Gayelerinden biri de Çin için muazzam gelir kaynağı olan ipeğe batıbölgelerinde de yeni pazarlar bulmak ve İç Asya-İran üzerinden Akdeniz kıyılarınaulaşan meşhur “ipek yolu”nu emniyet altına almaktı. Dolayısı ile orta ve batıAsya’da yabancıların kudretini kırması lazımdı. Bilindiği gibi, aşağı yukarı M.S.1. bin sonlarına kadarTürk-Çin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri bu kervan yoluna hakimiyet meselesiolmuştur.
 
Çang Kien'in Raporu 

Vu-tin’in ipek yolu üzerindeki memleket ve kavimleri öğrenmek ve onlarla Hunlar’akarşı işbirliği sağlamak maksadı ile batıya gönderdiği yüksek rütbeli askerolan Çang-kien’in, gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından yakalanıp 10 yılgözaltında tutulmasına rağmen, buralarda geçirdiği uzunca müddet içinde (M.Ö.139-127) edindiği bilgiyi, temaslarını ve tavsiyelerini ihtiva eden mühim raporuimparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesinigörmüştür. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdir ki,o da ordularını Türk usulüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahları ile techizetmeleri idi.
Daha Mete Hanzamanında Çin’de kumandan Mung-t’ien tarafından başlatılmış olan askerîıslahat hareketleri imparator Vu-ti’nin kumandanlarından olup, Hun tarzında 140 binkişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K’ü-ping (öl. M.Ö. 115) tarafından büyükbaşarıya ulaştırılmıştı. Kuzeyde Hun akınları tutuluyor, İç Asya yönünde,ipek yolu üzerindeki memleketler zapt olunuyor, bilhassa süvari kumandanı PanÇ’ao’nun gayretleri ile (M.S. 75’e doğru) Doğu Türkistan’a kadar sokulanÇinliler oralarda askerî garnizonlar kuruyorlardı.
 
Hunların Bölünmesi ve Çi-Çi Han'ın Kahramanlığı 

Hunlar artık eskisi gibi değil idiler. Akınlar durmuş, imparatorluğun zenginkısımlarının yavaş yavaş düşman istilasına uğraması ile devlet geliri azalmayabaşlamış, o zamanlara kadar Çin’den vergi ve hediye olarak sağlanan mali destekkesilmişti. İç huzursuzluk, idarecilerle başbuğların arasını açmağa yönelendüşman propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Nihayet Çin, hanedan azasındanbazılarını kendine çekmeye muvaffak oldu, bu da prensler arasındaki anlaşmazlığışiddetlendirdi.
 
Çin’inteşvik ve yardımı ile Tan-hu olan Ho-han-ye, kardeşi Çi-çi tarafından tanınmadı(M.Ö. 58). Ho-han-ye’nin Çin’e tabi olma teklifi, Hun danışma kurulunda (devletmeclisi) ağır münakaşalardan sonra reddedildi, fakat Tan-hu’nun iktisadî darlığıgidermek gibi kendince makul sebeplere dayalı fikrinde ısrarı Hunlar’ı ikiyeayırdı. Ho-han-ye Çin himayesini kabul edip halkının bır kısmını Ordos’agönderirken, tabiiyeti şerefsizlik sayan Çi-çi kendine bağlı kütlelerle birliktememleketi terk ederek batıya doğru çekildi (M.Ö.54).
 
Bir yandanÇin ile uğraşarak, bir yandan da yolu üzerinde, Tarbagatay, Yedi-su havalisindeki Ogur(O-k’ut)’ların İrtiş kaynaklarındaki Tin-ling’lerin, Isık Göl yanındakiVu-sun’ların mukavemetlerini kırarak geldiği Çu-Talas ırmakları düzlüğündemüstakil devlet kurdu. Fakat bu Orta Asya Hun devleti çok sürmedi, Batı’ya Hunyürüyüşünü adım adım takip eden Çin ordularından başka, adları geçen Türkboyları da yeni devlete karşı idiler.
 
Henüzyerleşmemiş, savaş gücü zayıf Hunlar aleyhine birleşmişler ve Çin’e destekolmuşlardı. Dört taraftan hücuma uğrayan Hun Devleti’nin, Çi-çi tarafından yeniinşa ettirilip, sur ile çevrilen başkenti, 70 bin kişilik hasım orduları tarafındankuşatıldı ve yıkıldı.
 
Cihanda eşi görülmemiş bir müdafaa yapılmış, kanlı sokak muharebeleri cereyanetmiş, Tan-hu’nun ikametgahında oda oda savaşılmış ve Çi-çi dahil, saraydabulunan kadın-erkek 1518 kişinin hepsi, Başkentlerinin her köşe başında adım adımvuruşarak Türklük uğruna, devletleri uğruna hayatlarını feda etmişlerdi.
 
Çiçi Sorası Dönem 

Çiçi'nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ileanlaşma yaparak (M.Ö. 43), devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesinenakleden, fakat M.Ö. 36'dan itibaren tekrar Çin tabiliğine giren Ho-han-yeh (ölm.M.Ö. 31)'e bağlı kütleler, onun evlatları tarafından bir müddet idare edildiktensonra, tekrar toparlanmağa başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı olduğuanlaşılan Yu (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M. 1846) Çin'e karşı istiklallerini eldeederek doğuda Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan geniş bölgeyi tekraridarelerine almağa muvaffak olmuşlardı.
Fakat Yu'nun ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun sürenkıtlık yıllarının sebebiyet verdiği çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede başgösteren açlık Hunları müşkül duruma soktu. Yu'nun oğlu Tanhu P'unu'ya karşımücadele açarak kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen P'unu'nun yeğeninin oradakendini Tanhu ilan etmesi hadisesi (M. 48) Hunları tekrar ve artık bir dahabirleşememek üzere ikiye ayırdı: Kuzey Hunları (Kuzey veya dış Moğolistan'da) veGüney Hunları (Güney veya iç Moğolistan'da).

Böylece M. 48'de aynı siyasîvasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti arasındaki büyük fark, Güneydekinin Çintabiiyetini devam ettirmesi, Kuzey devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundanbaşka, Güney Sibirya, Cungarya ötesine kadar Batı ve İç Asya'da iktisadî ehemmiyetibilinen bütün şehir devletleri de Kuzey Hun devletinin idaresinde idi.

Dolayısiyle siyasî ve askerî Çin saldırılarının ana hedefini teşkil ediyordu.Daha Hun imparatorluğunun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismareden Çin, Hunlara bağlı doğudaki Moğol Tunguz karışımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi)kütlelerini kışkırtmış, bunların sürekli baskıları neticesinde Hun devleti,doğu Moğolistan'da kontrolü kaybederken, batı bölgesinde de tahrikçi Çin siyasetiile karşılaşmıştı.
 
Bu sebeple, en tesirlisi Yarkent kırallığı olmak üzere, Şanşan (loulan, Lobnor'ungüneyi), Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar ile uğraşmak zorunda kalındı (M. 46-60yılları). Hun devletinin buralarda, bilhassa Çin'in sömürücü tutumu ile Yarkentkralı Kien'in çok merhametsiz davranışından perişan düşen halk tarafındankurtarıcı gibi karşılanması ve duruma hakim olduktan sonra, yeniden baskı altınaaldığı Çin'i sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65) Çin'i tamkararlılık içinde ve doğrudan doğruya askeri harekatla Hun devletini çökertmekhazırlığına sevketti. İmparator Mingti (M. 58-75), Ç'engti (M. 75-89) ve Hoti (M.89-105) devirlerinin ünlü generali Pan Ç'ao'nun yüksek kumandasında kalabalık Çinordularının 30 yıl süren harekâtı sonunda Kangk'ü'ye kadar (Kaçgar, Hami, Yarkent,Hoten dahil) sayısı 50'yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde olduğu için, iktisadîyönden önemli şehirler Çin'in hakimiyetine geçti.
 
Bilhassa M. 73-74, 89-90-91 yılları harekâtında ağır kayıplara uğrayan Hunlarİç-Asya'da hakimiyetlerini kaybederken, doğuda da Sienpi'lerin hücumlarına (enşiddetlisi M. 89-91 arasında) maruz bulunuyorlardı. İki cephede sürekli savaşlarvermek zorunda kalan Kuzey Hun devleti, son Tanhuların başarılı müdafaalarınarağmen, kuvvetten düştü, durum aleyhte gelişti.
 
Hakimiyetlerini Güney Sibirya'ya ve Cungarya'ya kadar genişletmeğe muvaffak olanSienpi'lerin hükümdan Tan-shih-huai (M. 147-156) tarafından nihayet saf dışı edilenKuzey Hunlarının (ihtimal Tanhu Avitokhol zamanında toprakları düşman kabilelerinistilasına uğradı. Siyasî iktidarlarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerdeesasen memleketi terk etmeğe başlayan Hunlardan (büyük çapta göçler M. 91'de ve155'e doğru), Kuça civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütlelerbatıya çekilmişlerdi ki, bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındakisoydaşlarına (Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.
 
M. 48'den beri Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar için Çin'in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da pek huzurlu değildi. Kukla Tanhulara karşı Hun kabileleri sık sık başkaldırıyorlardı. M. 94, 124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle bastınlmış, bunları M. 153, 158 isyanları takipetmişti. Bu senelerde Kuzey Moğolistan'ı işgal eden Sienpi'ler güneye doğru baskılarını artırarak, Hun devleti için tehlikeli olmağa başladılar (M. 177'den itibaren). M. 188'de Çin hükümetince tayin edilen Tanhunun tamamen Çin'e teslim olma kararı üzerine Hunlar tarafından öldürülmesi, devleti başsız bıraktı.
 
Kabileler diğer tayinli iki Tanhuyu da tanımadılar ve dağınık kabile hayatına döndüler. Son Tanhunun Çin başkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek Çinli askerî valilerin gözetimine verilmesi ile Güney Hun devleti de sona erdi (M. 216). Bununla beraber, Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.'ın 2. yarısında güneye gelmek suretiyle Çin'de sayıları gittikçe artan Hunlar, Çin idaresi altında ve Çinli halk arasında varlıklarını korumağı bildiler.
 
Çin'de, Han sülalesi iktidarının zayıflamağa yüz tuttuğu tarihlerde (M. 180'den itibaren) birbirleri ile mücadeleye girişen generallerin tutumu büyük değişiklik meydana getirmiş, siyasî birliğin parçalanmasına yol açmıştı ("16 Devlet" devri). Sui hanedanının birliği ihya ettiği 589 yılına kadar süren bu devrede Türk kütleleri, başta Tabgaç (Wei) sülalesi (bk. aş.) olmak üzere müstakil devletler kurmuşlar ve Han iktidarının son bulması ile M.S. 220'lerde, tekrar sahnede görünen Güney Hun kabile başbuğlarının idaresinde nüfuzlarını artırarak zamanla hemen bütün Kuzey Çin'i Türk hakimiyetine almağı başarmışlardı.
 
Bunu sağlayan kuvvet, yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts'aoTs'ao'nun, savaşlarında yardımları olduğu için Şansı bölgesine yerleştirdiği 19 Hun kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran (MS.. 271, 294, 296 yıllarında) bu Türk kütlesi millî benliğini koruyor ve eski Tanhu ailesi mensuplarına karşı saygı beslemeye devam ediyordu. 19 kabileden biri T-opa (Tabgaç), biri de büyük Tanhu Mete Han’ın ailesinin indiği Tuku veya T'uko idi. Hun Tuku (T'uko) başbuğu, eski Tanhular neslinden ve Hun elitlerinden olan Liu Yüan (Liu, bu devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdiği addır) çetin bir hürriyet mücadelesi verdikten sonra, dikkat çekici bir siyasî kavrayışla, 500 sene önceki atalarının eski Han sülalesi ile olan dostluklarını ve "kardeş"liklerini de ileri sürerek ve hatta kendi sülalesine "Han" adını vererek bu Çin bölgesinde (merkez: P'ing ç'eng) Türk devletini kurmağa muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin başkenti Loyang'ı zapt etti (311).
 
Kendisinden sonra, Çin'in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu Ts'ung'un geliştirdiği bu siyasî hakimiyet şuuru, idare başbuğ aileleri arasında el değiştirmesine rağmen, devam etti. Aynı şuur Tsükü (Chuch'ü) Mengsün tarafından kurulmuş olan son Hun devleti "Kuzey Liang"m 439 yılında Tabgaç hükümdarı T'aivvu'nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine buradan kaçıp kurtulduğu anlaşılan Türk Aşına ailesinin temsil ettiği büyük Gök-Türk hakanlığına ulaştı. Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayat böylece tarihe karışmakla beraber, M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde, etrafa dağılmış olarak Sogdiana/Seyhun-ötesi/'nın doğusunda, Kafkaslar'ın kuzeyinde, hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral gölünün doğu bozkırlarında varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri, oradaki diğer Türk zümreleri ve 1. asır sonlarından 2. asrın 2. yarısına kadar doğudan gelen Hun kalıntıları ile çoğalmışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlerini artırmışlardır.
 
Bunların, büyük ihtimalle iklim değişikliği yüzünden veya son zamanlarda gelişen yeni bir görüşe göre 350 yıllarında doğudan gelen Uar-hun baskısı karşısında batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa Hun İmparatorluğunu kurdukları anlaşılmaktadır. Bu kütlelerin batıya Sibiryaya doğru Çin sahasından uzaklaşmalarından dolayı haklarında 2 asır gibi uzun bir süre yazılı bilgi bulunamadığı gerekçesine dayanılarak Hiung-nularla aynı kavim sayılamayacakları yolundaki bazı iddialara rağmen, Atilla zamanında bütün Avrupa’da Türk hakimiyetini gerçekleştirenlerin bu Asya Hunları neslinden oldukları çeşitli vesikalarla belgelenmektedir.
 
Hunların Sonu 

Yen-çi-şan dağını yetirdik,
Kadınlarımızın güzelliğini aldılar,
Silan-şan yaylalarını yitirdik
Hayvanlarımızın otlağını aldılar.
M.S. II. asır başlarında Asya Hunları birbirinden ayrı üçbölüm halinde görünüyordu: 1-Balkaş Gölü havalisinde, Çi-çi Hunları’nınkalıntıları, 2- Cungarya ve Barköl havalisinde Kuzey Hunları (bunlar M.S. 90-91yıllarında Baykal-Orhun bölgesinden buraya göçmüşlerdi), 3- Kuzey-batı Çinsahasında, Güney Hunları, Moğol soyundan Siyen-pi (H’yen-bi, Hsien-pi)’lertarafından batıya itilip 216’da hemen tamamen yurtlarından çıkarılırken GüneyHunları da kendi içlerindeki çatışmalar yüzünden tekrar ikiye bölündü vebaskısını artıran Çin, 220’ye doğru bütün toprakları işgal etti. Bununlabirlikte Asya Hunları, tabii daha ziyade Çinlileşmiş olarak, 5. asır sonlarına kadarvarlıklarını devam ettirmişler ve Çin’in çeşitli bölgelerinde, Tan-hu’larsoyundan gelen bazı kimseler kısa ömürlü küçük devletler kurmuşlardır. Bunlardanüçü: Liu Ts’ung, Hia, Pei-liang. Sonuncu “devlet” de Tabgaç hükümdarı Tai-Wutarafından nihayete erdirilmiştir.
Avrupa Hunİmparatorluğu’nun Kurucuları
Çin sahasında Hun siyasi hayatı tarihe karışmakla beraber, bazıHunlar Çi-çi iktidarının yıkılmasıyla etrafa dağılmış olarak ve bilhassa AralGölü’nün doğusundaki bozkırlara çekilerek varlıklarını devam ettirmişlerdir.Oradaki diğer Türk zümreleri ve 1. asırdan 2. asır ortalarına kadar Çin’den gelenHun kütleleri ile çoğalan ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaşmak suretiylegüçleri artan bu Hunlar’ın, bilhassa iklim değişikliği sebebi ile batıyayöneldikleri tahmin edilmektedir. Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kuranlar bunlardanolmak gerektir.
Yurt yitirme acısı
Çağının en büyük, en güçlü imparatorluğunu kuran veyüzyıllarca hüküm süren Hun Türklerinin elbette yüksek bir medeniyetleri,kendilerine özgü kültür ve sanatları, sözlü yazılı edebiyatları vardı. Hunsanatının, adetlerinin göstergesi olan nice belgeler, bugün dünyanın çeşitlimüzelerinde, en çok Leningrad'daki Ermitage (Ermitaj) Müzesi'nde bulunmaktadır.Çünkü Hunlara ait en önemli eserler, bugün Rusya sınırları içinde kalan DoğuAltay'da Balıkgöl yakınındari Pazırık vadisinde bulunmuştur.
Pazırık: M.Ö.IV. ve III. Yüzyıllarda yaşamış Hunbüyüklerine ait mezarların bulunduğu ve Hun sanatından bazı örnekleri zamanımızaulaştıran kutlu vadi.
Pazırık vadisinde bulunan kurganlar (Hun büyüklerine aitmezarlar), M.Ö. IV. ve III. yüzyıllara aittir ve Hun sanatını yansıtan örneklerle,adetlerini gösteren belgelerle doludur. Bu vadiden başka diğer yerlerde bulunankurganların sayısı kırktan fazladır. Ne yazık ki bunların çoğu soyulmuşbulunuyor. Çünkü eski Türkler öteki dünyada hayatın devam ettiğine inanır veölen kişi sonraki hayatında faydalansın diye elbisesi, gerekli eşyaları, silahları,binek atı, at koşumları, kadın hizmetkarları ile birlikte gömülürdü.Ölü,mumyalanırdı.
Kurganlar buzlaraltında kaldığı için bozulmadan çıkarılan cesetler de vardı. Ahşap ve deri eşyaçoktur. Madenî eşyaların hemen hemen hepsi bronzdandır. Altın eşyalar dabulunmuştur.
Aralıklı olarak devameden kazılarda çıkarılan kurganlar, daha çok üzerlerine taş yığılarakyapılmış tepeler ya da höyükler halindedir. Asıl mezar bu tepenin altında, büyükbir odanın içindedir.
Hunların, Gök-Türk yazısının başlangıcı sayabileceğimizkendilerine özgü bir yazıları olduğu anlaşılıyor. Fakat bu yazı ile yazılmışuzun metinler henüz ele geçmedi. Sözlü edebiyat (destanlar) daha sonraki devirlerde vedaha sonraki Türk yazısı ve diliyle anlatılmıştır.
Hun İmparatoru Mete'nin, M.Ö. II. yüzyılda Çin hakanınamektuplar yazdığı, Çin kayıtlarında belirtiliyor. Yine Çin kaynaklarında M.Ö. 119yılında, Türkçe'den tercüme edilmiş bir sagu (ağıt) yahut türkü dörtlüğüvardır ki, bu Altın Elbiseli Adam'ın mezarındançıkan iki satırlık yazıdan sonra, Türk edebiyatının en eski örneği sayılabilir.Hun Türkleri bu saguyu, Çinlilerle yaptıkları savaşta toprak kaybettikleri zamanağlayarak söylüyorlarmış.
Hun Türklerinin Çin yenilgisinden sonra nasıl büyük birüzüntü duyduklarını da gösterdiği için o sagu'nun Çince'ye tercüme edilmişparçasını buraya alıyoruz. Şüphesiz bu, Hun ozanlarının kopuzla çaldıkları uzunbir ağıtın sadece dört mısraı idi. Türkler savaş sonrasında ve yoğ törenlerindebunu söyleyerek ağlıyorlardı. Toprak yitirme acısını duyuran bu sagunun Çince'yeve oradan Türkçe'ye çevrilen parçası şöyledir:

Yen-çi-şan dağını yetirdik,
Kadınlarımızıngüzelliğini aldılar,
Silan-şanyaylalarını yitirdik
Hayvanlarımızınotlağını aldılar.

 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=