Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Buyuk Selcuklular
 

BÜYÜK  SELÇUKLULAR

Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu

Türklerin tarihboyunca kurdukları devletlerden en önemlilerinden birisi Büyük Selçuklu Devleti'dir.Selçuklular 24 Oğuz kabîlesinden Kınık boyuna mensupturlar. Oğuzlar X. yüzyıldaSır-Derya (Seyhun) ile Hazar Denizi'nin doğusu ve Aral Gölü arasındaki bölgedeyaşarken Kınık boyu da bunların arasında Sır-Derya suyunun ağzına yakın oturmaktaidi.
X. yüzyılın başında Oğuz Devleti'nin "Yabgu" unvanı taşıyan birhükümdâr idâre etmekte idi.

Selçuklu âilesininatası olan Temir-Yalıg (Demir yaylı) lakablı Dukak (veya Dokak) Oğuz Devleti'ndekuvvetli bir askerî ve siyâsî mevkie sâhipti. Gerçekten de demir gibi kuvvetli,kendisine güvenilen ve danışılan bir insandı. Yabgu'nun diğer bir Türk topluluğuüzerine tertip ettiği sefere Dokak itirazda bulunmuş bu sebeple ikisinin arasıaçılmıştı. Yabgu'nun bu sefere Müslümanlara karşı tertip ettiği, hattâDokak'ın gizlice Müslüman olduğu rivâyeti de vardır.

Dokak

Aral gölü civarındakiOğuz devletinde vazifeli olduğunu gösteren kısa bilgi dışında, hakkında mâlûmatsahibi olmadığımız Dokak, eskiden beri reislik mevkiini elinde tutan bir âiledengelmekte idi. Nitekim daha Tuğrul Bey zamanından itibaren tarihî kaynaklar Dokakailesinin asaletini belirtmekte birliktirler.

Dokak ile kendisine tâbi kütlelerin,Aral gölü kuzeyindeki yurtlarında iken, Hazar-Türk devletine bağlı olduğu ileri sürülmüşise de, o sıralarda Hazar devletinin hayli sarsıntılara uğradığı ve Peçenekler'intazyiki sebebiyle de komşuları Oğuzlar ile ittifak etmek zorunda kaldığı düşünülürse,bu tâbiiyetin şüphe ile karşılanması gerekir.

Kıpçak bozkırındaki Oğuzlar'ınbaşbuğu bulunan Dokak'ın Oğuz devleti içinde nüfuzlu bir idareci olduğu veya aynıdevlette federatif bir kuvveti temsil ettiği ihtimali umumiyetle kabul edilmiştir.Nitekim Oğuz devletinde Yabgu'dan sonra gelen en büyük şahsiyet olduğu devletidaresindeki mes'ul mevkiinden anlaşılan Dokak, Yabgu'nun bir Türk zümresi üzerineyapmak istediği sefere itiraz etmiş, bu yüzden çıkan kavgada kendisi yüzündenyaralanmış, fakat gürz ile vurduğu Yabgu'yu atından düşürmüştür.

Bu mücadeleyi bahis konusueden bazı kaynaklar, Dokak'ın İslâm ülkelerine karşı tertiplenen sefere engel olduğunukaydetmekle bu Oğuz başbuğunu İslâm müdâfii olarak göstermek istemişlerdir.

Fakat o tarihlerde diğer Oğuzlar'labirlikte Kınık boyunun dinî durumu iyice aydınlanmış değildir. Vaktiyle Selçukluâilesindeki İsrâil ve Mikâil gibi adlardan dolayı bu âilenin Hıristiyanlığı veyaMusevîliği kabul ettiği iddiaları kuvvetli temellere dayanmayan tahminler olmaktanileri geçememiştir.

Oğuzlar'ın ancak X. yüzyılınikinci yarısından itibaren müslüman olmaya başlamaları ve Dokak soyundan ilk müslümankişi olarak Selçuk'un gösterilmesi sebebiyle, Dokak'ın da İslâmiyet ile ilgisininbulunduğunu kabûle imkân yok gibidir. O sıralarda Selçuklu âilesinin henüz eski Türkinancında olduğuna hükmetmek herhalde daha doğrudur.


Selçuk Bey

Dukak'ın oğluSelçuk babasının ölümünden biraz sonra üstün vasıfları ile dikkati çekmiş veYabgu tarafından genç yaşta "sü-başı" (ordu kumandanı) tayin edilmişti.Yabgu, gün geçtikçe devleti içinde durumu kuvvetlenen Selçuk'u kıskanmıştı. Selçukise öldürülmekten korkarak kabîlesi, yakın adamları ve sürüleri ile bulunduklarıbölgeden ayrılmış, İslam ülkeleriyle Türk ülkelerinin birleştiği bir uç"sugûr" şehri olan Cend havâlisine gelmişti (Tahmînen 961).

Selçuk'unCend'e gelişinin Oğuz Devleti'nin Kıpçaklar tarafından yıkılması ile ilgilibulunduğu illeri sürüldüğü gibi, bu göçün başlıca sebebinin yer darlığı veotluk yetersizliğinden olduğu da kaynaklarda belirtilmiştir. Nitekim Selçuklu göçündenbahseden kaynaklardan bir kısmı Selçuk'un emri altındaki kütlelerin, kalabalık oluşlarıve yerlerinin kâfi gelmeyişi yüzünden, Mâveraünnehir'e doğru indiklerini tasrihetmişlerdir. Oğuz devletinin kışlık merkezi, Hazar ile Aral arasındaki, Yeni-kent şehrinden(bugünkü Cankent harabeleri) ayrılırken Selçuk'un beraberinde, başta Kınık boyumensupları olmak üzere, diğer Oğuz kütlelerinin külliyetli miktarda at, deve, koyunve sığır getirmiş olmaları bunu teyid eder.
Bu sıralarda İslâm dîni Türk kütleleri arasında süratle yayılmakta idi.

Yeni-kent'denuzak olmayan ve Mâverâünnehir'den göç etmiş müslümanların oturduğu, Türkler ileİslâm ülkeleri arasında bir sınır şehri olan Cend'e Selçuk'un gelişi tarihte mühimbir çağın başlangıcı olmuştur. Birçok kalabalık Türk kitlelerinin İslâmiyetegirdikleri bu devirde, dinî inançlarına yabancı olmadığı ve esasen Kâşgarlı Mahmûd'agöre, ahalisinin bir kısmı Türk olan bir müslüman bölgesinde yaşamak için zarurîve ayrıca, siyasî imkânlar sağlamak bakımından da lüzumlu gördüğü İslâmiyetikabûlü düşünen, böylece yeni çevrenin siyasî ve sosyal şartlarını kavramaksuretiyle devlet adamlığı vasfını isbat eden Selçuk, Buhâra ve Harezm gibi civar İslâmülkelerinden din adamları istedi ve kendisine bağlı Oğuzlar ile birlikte müslümanoldu.

Bundan sonrakaynaklarımızda "Selçuklular" (Salçukiyân, Salâcika) diye anılan ve aynızamanda, önce Karluklar, sonra Oğuzlar arasında, islâmiyete girmezden evvel dahi,siyasî bir tâbir olarak kullanıldığı anlaşılan Türkmen adı ile zikredilen bu Türkkütlesi, böylece siyasî ve sosyal yönden yeni bir hüviyet kazanmış bulunuyordu. Oğuzyabgusunun, yıllık vergiyi tahsil etmek üzere Cend'e gelen memurlarını, "kâfirlereharaç vermeyeceğini" söyleyerek uzaklaştıran Selçuk, İslâmiyet için cihâdahazır "gazi" sıfatiyle, Oğuz devletine karşı mücadeleye girişiyordu.

Daha sonra daYabgu tarafından gönderilen kuvvetlerle çarpıştı. Selçuk bu bölgede kolaylıklatutundu ve Yabgu'nun hâkimiyetine son vererek Cend'e müstakil bir beylik kurdu.
Selçuklular Cend'de bulundukları sırada çevrede ikisi Türk (Karahanlılar veGazneliler) ve Sâmânîler olmak üzere üç büyük devlet var idi. Mâverâünnehr'deüstünlüğü ele geçirmek için Karahanlılar ve Sâmânîler savaş halinde idiler.

Selçuk, Müslümanolmayan Türkler üzerine yaptığı gazâlar sonucu şöhret kazanmış ve emrindeki Oğuzlarile mühim bir kuvvete sâhip olduğunu göstermişti. Onun bu şöhreti Mâverâünnehr'deüstünlüğü ele geçirmeye çalışan devletlerden biri olan Sâmânîler ile anlaşmasınısağladı. Sâmânîler, devlet sınırlarının diğer Türk akınlarına ve Karahanlılar'akarşı korunmasına karşılık Selçuklu Oğuzlarına Buhârâ civarındaki Nûr kasabasıyöresine yerleşme müsaadesi veriyordu (985-86). Bununla beraber Nûr kasabası ve civârındakiotlaklara gelenler Arslan İsrâil ile birlikte olan Oğuzlar idi. Selçuk'la beraberolanlar yine Cend civarında kalmışlardı.

Bundan sonra Yabgu unvanıtaşımakta olan Arslan'ın Sâmânî Devleti'ne yardımcı olduğu görülmektedir.Arslan Yabgu kumandasındaki Oğuzlar ile Sâmâni şehzadesi İsmâil el-Muntasır,Karahanlılar karşısında başarılı savaşlar yaptılar. Oğuzlar bu savaşlardanellerine çok ganîmet geçince İsmâil el-Muntasır'dan ayrılarak yurdlarına döndüler.Bu ayrılış el-Muntasır'ın Karahanlılar karşısında başarısız kalmasına ve ölümünesebep oldu (10059). Onun ölümüyle Sâmânî Devleti'nin yeniden dirilme ümidi dekayboluyordu. Bunun neticesinde Mâverâünnehr Karahanlılar'ın, Horasan'daGazneliler'in hâkimiyeti altına girdi.


Arslan Yabgu Dönemi

Uzun ömürlü olduğuanlaşılan Selçuk ise yüz yaşını geçmiş olduğu hâlde 1007 tarihinde Cend şehrindeöldü. Selçuk'un Mikâil, Arslan İsrâil, Yûsuf ve Mûsâ adlarında dört oğlu vardı.Mikâil daha babasının sağlığında bir savaş sırasında ölmüş, onun evladlarıÇağrı ve Tuğrul Beyler dedeleri Selçuk tarafından yetiştirilmişti. Selçuk'un ölümüile âilenin başına Arslan Yabgu geçti. Bir müddet sonra Selçukluların hepsiCend'den ayrılarak Arslan Yabgu'nun faaliyet sahâsı olan Buhârâ civarına idiler.

Sâmânîlerin ortadankalkması ile Mâverâünnehr'e Karahanlıların hâkim olması, Selçukluların bu bölgedeadı geçen devlet ile karşı karşıya kalmalarına sebep olmuştu. Tuğrul ve ÇağrıBeyler, İlig Han Nasr'ın hücumuna uğradıkları zaman, yine Karahanlı hânedânındanBuğrâ (Ahmed b. Ali) Han'ın yanına Talas havalisine gitmişlerdi. Ancak Buğrâ Han'ınonlara düşmanca davranarak Tuğrul Bey'i tutuklaması üzerine, Çağrı Bey bir baskınlaKarahanlılar'ı mağlûp etmiş ve kardeşini kurtarmıştı. Yer sıkıntısı ve bubaskılar karşısında Tuğrul çöllere çekilirken, Çağrı Bey de Doğu Anadolu'ya meşhurakınını yapmıştı (1016-1021).

Çağrı ve Tuğrul Kardeşler

Selçuk Bey öldüğüzaman torunları Çağrı ve Tuğrul Bey'ler 17-21 yaşlarında idiler ve devletidaresinde "bey" olarak görev yapıyorlardı.

Selçukluailesine mensup beyler, yeni yabgu Arslan Bey'e bağlı idiler, ama emirlerindekikuvvetlerle hareket ediyorlardı. Bunların ara sıra destek vermelerine rağmen SâmanîDevleti Karahanlılara mağlup oldu. Batı Karahanlılar Buhara-Semerkant bölgesini elegeçirdiler. Şimdi Selçuk beyleri güçlü Karahanlılarla karşı karşıya idiler veüstelik Karahanlılar Gaznelilerle de anlaşmış bulunuyorlardı.

Batı KarahanlılarSelçuklulardan çekiniyordu. Bir yandan kuvvetlerinden yararlanmak için onlarıkendilerine çekmek istiyorlardı ama, bir yandan da onlara güvenmek istemiyorlardı. Karşılıklıgüvensizlik arttı ve karşılaşma kaçınılmaz oldu. Tuğrul ve Çağrı kardeşler,bu karşılaşmadan önce, Doğu Karahanlı hükümdarı Buğra Han'a başvurdular vekendilerinden yana tavır almasını istediler. Sonra da Buğra Han'ın arzusuna uyarakTalas bölgesine gittiler. Çünkü bulundukları yer onlara dar geliyordu.

Buğra Han daSelçuklulardan çekiniyordu. Çünkü Selçukoğulları'nın hakanlık peşinde olduklarınıbiliyordu. Onun için, aralarındaki bir anlaşmazlığı bahane ederek Tuğrul Bey'itutuklattı. Tuğrul Bey'in kardeşi Çağrı Bey (Çakır Bey de denir), şiddetli birbaskınla Buğra Han'ın kuvvetlerini yendi, bazı kumandanlarını esir aldı ve kardeşiTuğrul Bey'i kurtardı.
Tuğrul ve Çağrı Beyler Talas'tan tekrar Maveraünnehir'e, Buhara taraflarına döndüklerizaman burası Batı Karahanlı ailesinden Ali Tegin'in idaresine geçmiş bulunuyordu. AliTegin Selçukoğulları'na bir yandan askeri güçle karşı koyarken, öbür yandan Türkistan'dakimeliklere ve sultanlara mektuplar yazarak yardım istedi.

İşte, biryandan bu siyasi baskılar, öte yandan yer darlığı ve otlak yetmezliği yüzünden,Selçuklular kendilerine daha huzurlu bir yer aramak için, Anadolu'ya doğru bir akın düzenlemekzorunda kaldılar.


Rüzgar gibi uçan atlar üzerinde uzun saçlı Türkmenler

Tuğrul ve Çağrı Beyler, tıpkı Göktürkbaşbuğları Bilge ve Kül Tegin kardeşler gibi hareket ediyorlardı. Tam bir dayanışmaiçinde idiler. Aralarında nifakçıları barındırmadılar. Büyük kardeş ÇağrıBey, Kül Tegin gibi eşsiz bir savaşçı, küçük kardeş Tuğrul Bey ise siyasi birdeha sahibi idi. İki kardeş, başlarında bulundukları Oğuz-Türkmen boyları için,batıda geniş ölçüde bir keşif seferi yapmak üzere anlaştılar. Tuğrul Bey halkı,hücuma maruz kalmayacağı bozkır bölgelerine çekti.

Çağrı Bey iseüç bin kişilik süvari kuvveti ile Anadolu'ya doğru hareket etti. Gaznelileridaresindeki Horasan ve Azerbaycan üzerinden ilerleyerek, ama buralarda eğlenmeden,Bizans'ın doğu eyaleti olan Van Gölü etrafında göründü. Burada, Ermeni VaspuraganKrallığı'nın kuvvetlerini bozguna uğrattı ve topraklarını işgal etti.
O devir kaynaklarında, Bizans'ın doğu eyaletlerinde görülen Çağrı Bey'in süvarilerinden"Rüzgar gibi uçan atlar üzerinde uzun saçlı, yaylı ve mızraklı Türkmenler..."diye söz ediliyor.

Çağrı Bey Vandolaylarını ele geçirdikten sonra kuzeye yöneldi. Burada Gürcü kuvveleri onunla çarpışmayacesaret edemeyerek çekildiler. Daha kuzeyde bulunan Ermeni Ani Krallığı, ÇağrıBey'i durdurmaya çalıştı. Fakat Çağrı Bey, sayısı az ama rüzgar kanatlı süvarileriyleve bozkır taktiği ile Ani Krallığı kumandanı Vasak Pahlavuni'nin kalabalık ordusunubozguna uğrattı. Bu savaşta Pahlavuni öldü. Bundan sonra Doğu Anadolu bölgesindebulunan Ermeniler, Bizans'ın hakimiyetindeki Orta Anadolu'ya doğru göç ettiler.
Çağrı Bey, Ermeni ve Gürcü memleketlerinde bir süre kaldıktan sonra, 1021 yılında,Maveraünnehir'deki kardeşi Tuğrul Bey'in yanına döndü. Böylece sonuçlanan keşifseferinde, yurt edinecekleri bölgeyi tespit etmiş oluyorlardı. Artık Türkmenlerinhedefi Anadolu olacaktı.

Arslan Yabgu ise,Karahanlılardan Ali Tegin ile birleşerek onun Buhârâ'yı ele geçirmesine yardımcıolmuştu (1020-21). Yûsuf Kadır Han'ın büyük kağanlığını tanımayarak isyan edenAli Tegin'in, Arslan Yabgu ile ittifâkı, Mâverâünnehr'e hâkim olmak isteyen Karahanlıve Gazneli devletleri için kuvvetli bir engeldi. Bu durumu değerlendiren Yusuf KadirHan, Gazneli Mahmud ile görüşmek istedi.

İki Türk hükümdarı1025 yılında Semerkant'da buluştular. "Maveraünnehr Görüşmesi" diye anılanbu buluşmada, Kadir Han, Selçukluların Gazneli Devleti için de büyük bir tehlikeolduğunu söyledi ve Sultan Mahmud'dan, Selçukluların Maveraünnehir'den uzaklaştırılmasınıveya zararsız hale getirilmesini istedi. Gazneli Mahmud aynı düşüncedeydi. KendisiHint seferine çıkacaktı ve o sırada Selçukluların ülkesine saldırmalarındankorkuyordu. Onun için bir hile düşündü. Önemli meseleleri görüşmek ve güyakendisine danışmak için Arslan Yabgu'yu Semerkant'a davet etti. Semerkant'a gelenArslan Yabgu'yu hile ile tutuklattı ve Hindistan'a sürdü. Burada bir kaleye kapatılanArslan Yabgu 7 yıl sonra (1032'de) öldü.

Mûsâ Yabgu

Arslan Yabgu'nun tutuklanmasından sonra ona bağlıTürkmenler bir süre başsız kaldı ve bir kısmı dağıldı. Çağrı ve TuğrulBeyler bunları bir araya toplama, kendi Türkmenlerine katmak için çalıştılar. Bu sıradadört bin hanelik bir grup, Gaznelilerin müsaadesi ile Horasan'ın çeşitli bölgelerinegeçtiler. Bunlardan büyük bir grup kendi başbuğlarını idaresinde Irak'a gittiler vebundan sonra Irak Türkmenleri olarak anıldılar. Diğer bazıları da Anadolu'ya veoradan Azerbaycan'a geçtiler.

GazneliMahmud'un Arslan Yabgu'yu hile ile tutuklatmasını ve Hindistan'a sürmesini Tuğrul veÇağrı kardeşlerle Arslan Yabgu'nun oğulları unutamadılar ve tam bir dayanışma içinde,intikam almayı akıllarına koydular. Fakat, devrin en güçlü devleti olan Gaznelilerleaçık bir savaş yapacak durumda değillerdi.

Selçuklulararasında Tuğrul ve Çağrı Beyler artık ön planda idiler. Türkmenlerin idaresintamamen onlarda idi. Fakat, töre ve teşkilat gereği, öteki amcaları Musa Bey'i yabguseçtiler. Selçuklular tekrar Buhârâ'yı ele geçiren Ali Tegin ile önce anlaşamadılar,onun baskısı neticesi Hârezm'e çekildiler ve Gaznelilerin valisi Altuntaş'ın gösterdiğibölgede oturdular. Bu sırada Gazne Sultanı Mahmud ölmüş, yerine oğlu Mesud geçmişti(1030). Bu tarihten sonra önemli değişiklikler oldu. Sultan Mesud, Altıntaş'ı AliTigin'e karşı bir sefer hazırlamakla görevlendirdi.

Fakat Altıntaşo günlerde öldü. Sultan onun yerine oğlu Harun'u vali tayin etti. Ali Tigin, Gaznetehlikesine karşı Selçuklulara sokulmak zorunda kaldı. Selçuklular ne pahasınaolursa olsun bağımsız bir devlet kurmak istiyor, bunun için her fırsatı değerlendirmeyeçalışıyorlardı. Onun için, düşmanlıklarını unutmadıkları Ali Tigin'e müsaitdavrandılar.
Öte yandan, Harezm valisi Harun, 1034 ilkbaharından itibaren Gaznelilere karşı bağımsızlıksavaşını başlatmıştı. Harun da babası gibi Selçuklularla iyi ilişkiler içindeydi.Babası Harezm bölgesinde kendilerine yerleşmek için yer gösterdiğinden, Selçuklularonu destekliyorlardı. Ama Selçukluların asıl amacı, yukarıda da belirttiğimiz gibitam bağımsız bir devlet kurmak idi. Gazneli Mahmûd'un ölümü (1030) ve yerineMuhammed'den sonra Mes'ûd'un geçmesi siyâsî durumun değişmesine sebep oldu.

Selçuklulartekrar Ali Tegin ile ittifâk ederek Debûsiye'de Hârezmşâh Altuntaş idaresindekiGazneli ordusuna karşı savaştılar (1032). Ali Tegin'in 1034 yılında ölümü üzerineSelçuklular Gaznelilere karşı istiklal mücâdelesine girişmiş olan Altuntaş'ın oğluHârûn'un daveti üzerine tekrar Hârezm'e göç ettiler. Bu sırada Selçuklular eski düşmanlarıCend emîri Şâh-Melik'in bir baskını neticesi büyük kayıplar verdiler (Kasım1034).

OğuzlarınBaranlı (Koyunlu) soyundan olan Yeni-Kent Yabgusu Ali'nin oğlu ve Cend hakimi Şahmelik'leSelçuklu ailesi arasında eski bir düşmanlık ve kan davası vardı. Çöl yolundangizlice geçen Şahmelik, 1304 yılının Kurban Bayramı günü Türkmenleri gafilavlayarak yedi-sekiz bin kişiyi öldürdü ve birçok esir aldı. Bir hayli de at ele geçirdi.İkinci olay, aynı yıl ölen Ali Tigin'in oğullarının da Selçuklulara cephe almasıidi.

Selçuklular kısazamanda toparlandılarsa da, çok geçmeden dostları Hârûn'u kaybettiler. Hârûn,Gazneliler tarafından hazırlanan bir suikast sonucu öldürüldü (1035).
Selçuklular bu dostlarını kaybettikleri zaman, Hârezm'de fazla durmayarak Horasan'a göçettiler ve Ceyhun'u geçerek Merv yolunda Nesâ'ya geldiler. Daha önce bu bölgeye göçetmiş olan Türkmenler ve Hârezmliler de onlara katılmağa başladılar. Selçuklureisleri Mûsâ Yabgu, Tuğrul ve Çağrı Beyler gönderdikleri bir mektupta durumlarınıanlatmışlar, Sultan Mes'ûd'un hizmetine girmek istediklerini buna karşılık 

Nesâ veFerâve'nin yurt olarak kendilerine verilmesini yazmışlardı. Sultan Mes'ûd buistekleri red ettiği gibi, Selçuklular üzerine Hâcib Begtoğdı idaresinde iyi teçhizedilmiş bir ordu gönderdi. Selçuklular Nesâ bölgesinde bu Gazneli ordusunu ağıryenilgiye uğrattılar (29 Haziran 1035). Daha sonra iki taraf arasındaki görüşmelerneticesi, Gazneliler Devleti Mûsâ Yabgu'ya Ferâve'yi, Çağrı Bey'e Dihistân'ı ve TuğrulBey'e de Nesâ'yı veriyordu. Ayrıca Sultan Mes'ûd Selçuklu reislerine hil'at, menşûrve sancak göndererek, "Dihkan" unvanı vermişti. Selçukluların Gaznelilerile yaptıkları bu anlaşma prestijlerini artırmış olduğundan akın akın Türkmenleronların yanına gelmeye başlamıştı.


Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu

Nitekim Selçukluların bu sâkin devresi çok uzun sürmedi, dört-beş ay geçtiktensonra yeniden Gazneli topraklarına akınlara başladılar. Sultan Mes'ûd, Horasanvilâyetini Selçuklu akınlarına karşı korumak için Sübaşı adındaki birkumandanın idaresinde bir ordu gönderdi. Buna rağmen Selçuklular, idareleri altındakitopluluğa üzerinde yaşadıkları toprakların yetmediğini ileri sürerek GazneliDevleti'nden Merv, Serahs ve Bâverd'in kendilerine verilmesini istediler. Onların buistekleri kabul edilmediği gibi, Sultan Mes'ûd Sü-başı'ya Selçuklular ilesavaşması için kat'î emir verdi.

Serahscivarında iki taraf arasında yapılan savaşı Selçuklular kazandı ve Gazneli ordusuağır bir yenilgiye uğradı (Mayıs 1038). Bu zafer ile Selçuklular istiklâlleri içinilk adımı attıklarına inanmışlar ve yeni bir devlet kurma hazırlıklarınabaşlamışlardı. Kendi aralarında toplanarak eski Türk devlet geleneği gereğincesahip oldukları ve ele geçirmeği düşündükleri ülkeleri aralarında bölüştüler.Tuğrul Bey yeni devletin hükümdarı olarak Nîşâbûr'u, Çağrı Bey Merv'i ve MûsâYabgu da Serahs'ı aldılar. 

Tuğrul Bey ana birkardeşi İbrâhim Yınal'ı öncü olarak Nîşâbûr'a gönderdi. Nîşâbûr halkıSelçuklulara itaat edeceklerini bildirdiler ve şehirde Tuğrul Bey adına hutbe okundu.Daha sonra Tuğrul Bey buraya geldi, böylece Horasan'ın mühim şehri NîşâbûrSelçukluların merkezi oluyordu.

Dandânakan Savaşı (1040)
Diğertarafdan Sultan Mes'ûd Selçukluların artık kendi devleti için ne kadar büyük birtehlike olduğunu anlamış ve onlar üzerine sefere çıkmıştı. Nihayet Sultan Mes'ûdilk iki savaşta Selçukluları mağlûp etmeğe muvaffak oldu (1039). Ancak bu Gaznelileriçin Selçukluları tamamiyle itaat altına alabilecek kesin bir zafer değildi. Bu bakımdanSelçuklulara barış teklif edildi. Selçuklular tarafında da kabul edilen bu teklife göre;Gazneli ordusu Herât'a gidecek, Nesâ, Bâverd, Fevâre şehir ve hududları Selçuklularateslim edilecek, Selçuklular ele geçirmiş oldukları Nîşâbûr, Serahs ve Merv'itahliye edeceklerdi.

İki tarafın da bu geçicibarışı kabul etmelerinin sebebi, dinlenmek ve yeniden savaşa hazırlanmaktı. Selçuklularbarış şartlarına uymadıkları gibi, Gazneli topraklarına yeniden akınlara başladılar.Sultan Mes'ûd tekrar Selçuklulara karşı harekete geçti. Selçuklular ile Gaznelilerarasında devam eden savaşların en büyüğü ve önemlisi Merv civarındaki Dandânakankalesi yakınında oldu. Selçuklular Sultan Mes'ûd idaresindeki ordu karşısında kesinsonucu alarak Gaznelileri hezîmete uğrattılar (24 Mayıs 1040). Dandânakan savaşınıkazandıktan sonra Selçuklu Beyleri toplanarak Tuğrul Bey'i "Horasan Emîri"ilân ettiler. Artık Horasan'da tamamen bağımsız bir devlet kuruyorlar ve büyük birimparatorluk için ilk adımlarını atıyorlardı. Ayrıca devrin âdeti gereğincecivardaki hükümdarlara zaferlerini bildiren "fetih-nâmeler" gönderdiler.

Selçuklureisleri aynı ay içinde Merv şehrinde toplanan Kurultay'da bir araya gelerek mühimkararlar aldılar. Bu toplantıda alınan kararlardan birisiyle Abbâsî Halîfesi Kâimbi-Emrillâh'a sâdık olduklarını ve Horasan'da adaleti tesis edeceklerini bildirdiler.Bundan sonra Selçuklular hâkim oldukları ve ayrıca ilerde ele geçirmeyi tasarladıklarıülkeleri yine eski Türk geleneği gereğince bölüştüler. Bu bölüşmeye göre; TuğrulBey "sultan" sıfatı ile Nîşâbûr'u alarak batıya Irak tarafına gidecekti.Çağrı Bey'e "Melik" unvanı ile merkez Merv olmak üzere Ceyhun ile Gaznearasındaki bölge, Mûsâ Yabgu'ya, Büst, Herat ve Sîstân havâlisi verildi. hânedânamensup şehzâdeler de birer bölgenin zabtı ile görevlendirilmişlerdi. Selçuklular buesas üzerine fetihlere giriştiler ve bu sür'atle gerçekleştirdiler.

Çağrı BeyGaznelilere karşı başarılı savaşlar yaparak, onları Horasan'dan tamamen uzaklaştırdı.Bir Gazneli ordusunu mağlûp ederek Belh şehrini ele geçirdi (1040 yılı sonbaharı).Tuğrul Bey ile beraber Hârezm'e yürüdüler ve ezelî düşmanları Şâh Melik'i mağlûpederek, geçmişte uğradıkları baskının acısını çıkardılar ve Harezm ülkesiniSelçuklu Devleti'ne bağladılar (1043). Daha sonra Çağrı Bey oğlu Alp Arslan'ınyardımı ile başarısını sürdürdü ve Karahanlıları mağlûp etti. Ele geçirdiğibölgelerde Selçuklu hâkimiyetinin tanınması ve buralara Karahanlıların saldırmamalarışartı ile başarılı bir anlaşma yaptı (1050). Çağrı Bey ayrıca Gazneliler sultanıİbrâhim ile de Hindikuş dağları arada sınır olmak üzere anlaştı (1059). İkidevlet arasındaki bu anlaşma yarım asır kadar devam etmiştir. Selçuklu Devleti'ninkuruluşunda büyük rolü olan Çağrı Bey yetmiş yaşında Serahs şehrinde öldü(1060).

Ailenin en büyüğüMûsâ Yabgu, Dandânakan savaşından sonra Herât'ı zabtetti (1040). O Sistân bölgesiniidaresi altında bulunduruyor ve daha çok Herât'da oturuyordu. Ancak onun hânedânınöteki üyeleri kadar başarılı olmadığı anlaşılıyor. Nitekim 1064 yılındaSultan Alp Arslan'a isyan etti. Neticede Herât kalesinde yakalanarak Alp Arslan'ın yanınagötürüldü ve böylece siyâsî hayâtı sona erdi.

Sultan Tuğrul Bey
Sultan Tuğrul Bey, Nîşâbûr'da tahta çıktıkdan,siyâsî değişiklik sebebiyle bozulan nizam ve teşkilâtı yeniden düzenledikten sonrafetihlere girişmişti. Bu harekât sırasında önce Taberistân ve Cürcân bölgelerinive buralardaki mahallî hanedanlar Zîyarîler ve Bâverdîler'i kendine bağladı(1041-42). Ertesi yıl, İbrâhim Yınal, Rey şehrini ele geçirmiş, Hemedân'ı da Kâkûyihanedanının elinden almıştı.

Daha sonraSultan Tuğrul Bey Rey'e geldi, burasını Selçuklu Devleti'nin başkenti yaparak şehrinimârını emretti. Bundan sonra Tuğrul Bey ile Selçuklu şehzâdeleri İbrâhim Yınal,Kutalmış, Kavurd ve Yâkûfî sür'atle İran'ın öteki şehir ve bölgelerinizabtettiler.

Anadolu'ya ilk Türk akınları Türkmenlerinburayı kendilerine yurt yapmak istemeleri neticesi başlamıştı. Ayrıca SelçukluDevleti kurulduktan sonra sultanların kendi bölgeleri içinde yaşayan Müslüman halkınşikâyeti üzerine onları korumak maksadıyla Türkmenleri Anadolu'ya sevk etmeleri debu gazaların diğer bir sebebiydi.

Anadolu'ya Akınlar
Anadolu'ya Türkakınları Çağrı Bey'in meşhur keşif akını ile başlamıştı. Bundan sonra Selçuklularatâbi olmak istemeyen Türkmen reislerinin idaresindeki akınlar Güneydoğu Anadolu bölgesinekadar uzanmıştı. Bu bölgede ve civarında hüküm süren Mervânîler, Ukaylîler veIrak'daki Büveyhî hükümdarı Celâlü'd-devle bu akınlardan Sultan Tuğrul Bey'e şikâyetçioldular.

Bu olayı duyanTuğrul Bey, Türkmenlerin İslâm ülkelerine hücûmdan vazgeçmelerini ve Azarbaycan'adönerek Bizans'a akın yapacak olan emîrlerin hizmetine girmeleri husûsunda bir tâlimatgönderdi. Türkmenler neticede Selçuklu Devleti'nin emrine girmeğe mecbûr olmuşlar veTuğrul Bey'in buyruğuna uyarak bundan sonra Anadolu'da Bizans arâzisine yapılan hemenhemen bütün akınlara iştirâk etmişlerdi.


Bizansla İlişkiler

Sultan Tuğrul Bey, Selçuklu şehzâdeleriniçeşitli bölgelerin fethi ile görevlendirmişti. Bu şehzâdelerden Mûsâ Yabgu'nun oğluHasan Büyük Zab nehri kenarında Bizanslılar karşısında büyük bir yenilgiye uğradı(1048). Tuğrul Bey; İbrâhim Yınal ve Kutalmış'ı bu yenilginin intikamını almak içinAnadolu gazâsına memur etti. Bu iki şehzâdenin idaresindeki Selçuklu ordusuHasankale'de Bizans ordusunu mağlûp ederek Gürcü prenseslerinden Lipârit'i esir aldı(18 Eylül 1049) ve büyük ganimetlerle Tuğrul Bey'in yanına döndü. Bizans İmparatorluğubatıda topraklarını ciddî bir şekilde tehdit eden diğer bir Türk kabilesi Peçeneklerinakınları sebebiyle doğuda Selçuklular ile anlaşmak zorunda idi.

Ayrıca esirbulunan Lipârit'i de kurtarmak istiyorlardı. Neticede İstanbul'da daha önce inşâedilmiş, fakat o sırada harap durumda bulunan câmiin tamir edilmesi, Fâtımî Devletiadına okunan hutbenin Bağdad Abbâsî Halîfesi ve Tuğrul Bey adına okunması kararlaştırıldı.Bizanslılar Selçuklu Devleti'ne yıllık vergi ödenmesi için yapılan teklifi kabuletmediler.

Taht mücâdelelerigibi bazı iç meselelerinin baş göstermesi sebebiyle Selçuklular bir süre Anadolu'yaakın yapmadılar. Bundan sonra Sultan Tuğrul'un bizzat Anadolu'ya sefer yaptığını görüyoruz.Sultan Tuğrul, Van gölü'nün kuzeyindeki Bargirî ve Erciş kalelerini aldıktan sonraMalazgirt'i kuşattı ise de, burayı zabtetmeye muvaffak olamadı. Bu sırada Selçuklularüç kol hâlinde doğu ve kuzey-doğu Anadolu'ya gelmemesine rağmen, muhtelif Selçukluemîrleri akınlara devam etmişlerdir. Bu akınlar gelecek fetihlere zemin hazırlamışve Bizans mukâvemetini kırmada büyük ölçüde faydalı olmuştur.

 
Tuğrul Bey'in Bağdad'a Gidişi

AbbâsîHalîfesi Kâim bi-Emrillâh Bağdad'da Büveyhîler ve Türk askerleri kumandanı ArslanBesâsîrî'nin baskısı altında idi. Ayrıca Arslan Mısır'daki Fâtımî Devleti ilede temasta idi. Bu durum karşısında Abbâsî halîfesi ısrarla Sultan Tuğrul Bey'i Bağdad'adavet etmiş ve kendisini bu güç durumdan kurtarmasını istemişti. Nihayet bu davetlersonucu Sultan Tuğrul Bey harekete geçerek Aralık 1055'de İslâm dünyasının ozamanki merkezi olan Bağdad'a girdi. Arslan Besâsîrî, sultanın gelişini duyduğuzaman önce Hille'ye sonra da Rahbe'ye çekilmişti.

Bağdad'da bulunan TürklerleDeylemli askerlerin sebep olduğu olay sonucu Selçuklu askerleri ile aralarında çarpışmaoldu. Selçuklu ordusu bu hareketi bastırdı ve âsileri cezalandırdı. Büveyhî emîriMelik ür-Rahîm de yakalanarak hapsedildi ve Irak Büveyhî Devleti'nin hâkimiyetine sonverildi. Bu sûretle Bağdad'da âsayiş sağlandı. Sultan Tuğrul Bey, halîfenin yıllıkgelirini az görerek, artırılmasını emretti. Daha sonra Arslan Besâsîrî üzerinebir sefere çıktı (15 Ocak 1057).

Besâsîrî tekrarRahbe'ye kaçtı. Tuğrul Bey ise, Cizre ve Sincâr'ı aldıktan ve Musul'u İbrâhim Yınal'ınidâresine bıraktıktan sonra tekrar Bağdad'a döndü (23 Aralık 1057). Sultan TuğrulBey Bağdad'a döndükten sonra bu defa Abbâsî halîfesi ile görüştü. Halîfeliksarayında büyük bir merâsim yapıldı. bu görüşme sırasında halîfe, sultanınfaaliyetlerinden memnun olduğunu belirttikten sonra Tuğrul Bey'i "Melik el-Maşrıkve'l-Mağrib" ilân etmiş ve ona Ebû Tâlib künyesi ile Rükn ed-Dîn lâkabınıvermişti. Böylece İslâm âleminin dünyevî hâkimiyetini halîfe kendi rızâsı ileTuğrul Bey'e devr ediyor ve bir asırdan beri Büveyhîlerin tahakkümünde yaşamaktaolan İslâm'ın manevî lideri halîfeler eski itibarlarını kazanmış oluyorlardı (15Ocak 1058).

İbrahim Yınal'ın Katli ve Tuğrul Bey'in Vefatı
Daha sonra Fâtımîler ve Arslan Besâsîrî'ninteşvikleri ile saltanatta hak iddiâsı ile İbrâhim Yınal'ın isyânı, Sultan TuğrulBey'i Bağdad'dan ayrılmağa mecbur etmişti. Bu fırsattan yararlanan Besâsîrî tekrarBağdad'a girdi (27 Aralık 1058) ve hutbe Mısır Fâtımî hükümdarı el-Mustansır adınaokundu. Abbâsî halîfesi ise Besâsîrî'nin müttefiki Kureyşe teslim olmuştu. TuğrulBey, İbrahîm Yınal karşısında çok zor durumlara düştü.

Nihâyet yeğenleriAlparslan, Kavurt ve Yâkûtî'nin yardımları ile İbrâhîm Yınal, Türklerde hanedanazasının kanlarının akıtılmayacağı ananesine uyularak, yayının kirişi ile boğuldu(1059). Sultan Tuğrul Bey bundan sonra tekrar Bağdad üzerine yürüdü. Besâsîrî şehriterk etmekten başka çare bulamadı (14 Aralık 1059). Tuğrul Bey Abbâsî halîfesiKaim bi-Emrillâh'ı tekrar Bağdad'a getirterek makamına oturttu.

Artık sıragerek hilâfet makamının gerekse Selçuklu Devleti'nin başına belâ olan Besâsîrî'yegelmişti. Besâsîrî ise, Hille emîri Dubeys'in yanına sığınmıştı. Nihâyet üzerinegönderilen bir Selçuklu birliğinin hücumu sonunda Besâsîrî ele geçirilerek öldürüldü(18 Ocak 1060). Bir süre sonra Sultan Tuğrul Bey halîfenin kızı ile evlenmek istedi.Halîfe Kaim bi-Emrillâh bu isteği önce kabul etmedi ise de, netîcede razı oldu. Nikâh22 Ağustos 1062'de Tebriz dışında kıyıldı.

Tuğrul Bey dahasonra eşi ile beraber Rey şehrine döndü ve burada hastalanarak 70 yaşında öldü (4Eylül 1063). Sultan Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti'ni sağlam temeller üzerine oturtmuşve devletin sınırlarını Ceyhun'dan Fırat'a kadar genişletmiştir. Ayrıca TürkmenleriBizans'ın idaresinde bulunan Anadolu'ya sevkederek burasının bir Türk yurdu hâlinegelmesine yardımcı olmuştur.

Alp Arslan'ın Tahta Çıkışı
Sultan Tuğrul Bey, çocuğu olmadığı için, ölmedenönce yerine Çağrı Bey'in oğullarından Süleymân'ın geçirilmesini vasiyet etmişti.Selçuklu vezîri Amîd el-Mülk bu vasiyeti yerine getirdi ve Rey şehrinde Süleymân'ısultan olarak tahta çıkardı. Ancak Çağrı Bey'in öteki oğlu Alp Arslan ve ArslanYabgu'nun oğlu Kutalmış ile bazı emîr ve şehzâdeler Süleymân'ın sultanlığınıtanımadılar.

Kazvîn şehrinde AlpArslan adına hutbe okundu. Kutalmış'ın Rey önüne gelerek şehri kuşatması üzerine,Vezîr Amîd el-Mülk, Alp Arslan'dan yardım istediği gibi, hutbeyi de onun adınaokuttu. Kutalmış ise Alp Arslan ile Dameğan civarında savaşı ve saltanat uğrundahayatını kaybetti (1064). Alp Arslan Rey şehrinde Selçuklu Devleti tahtına çıktı.Daha sonra Amid el-Mülk'ü vezirlikten azlederek, yerine Nizâm ül-Mülk'ü tâyin etti.

İlk Seferler ve Fetihler
Sultan Alp Arslan tahta geçmek iddiâsında bulunanöteki rakiplerini bertaraf ettikten sonra fetihlere başladı ve batı yönünde Rey şehrindenharekete geçti (22 Şubat 1064). Sultanın bu ilk seferi Gürcistân ve Bizans'ınidaresindeki Doğu Anadolu'ya olmuştu. Bu sefer beraberinde oğlu Melikşâh ve VezîrNizâm ül-Mülk de bulunuyordu.

Sultan Bizanslılarınelinde bulunan Ani ve Kars bölgesine kadar ilerledi ve Ani'yi zabtetti. Kars bölgesikralı Gagik-Abas, sultana itâattan başka çare bulamamıştı. Ani'nin Alp Arslan tarafındanfethi İslâm dünyasında büyük sevinç yaratmış ve halîfe bi-Emrillâh, sultanaEbu'l-Feth lâkabını vermişti (1064).

Ani'yi Alacak Kuvvet hani?

Ani'yi çeviren surlar, bu surları savunan Bizansbirliği çok kuvvetli idi. O güne kadar şehir defalarca saldırıya uğramış fakatzapt edilememişti. Şehrin üç tarafını Arpaçay çeviriyor, diğer tarafında ise sudolu bir hendek bulunuyordu. Bölgedeki bütün Ermeniler surlarla ve sularla çevrili buşehrin asla zapt edilemeyeceğini düşünerek oraya sığınmışlardı. "Ani'yialacak kuvvet hani?" diyorlardı.

Alparslan, su doluhendeğin bulunduğu tarafta, ahşap bir kule yapılmasını emretti. Kısa zamanda yapılanbu kuleye yerleştirilen mancınıkla surları dövmeye başladı. Bazı günler hiçdurmadan dolu gibi küçük taşlar, bazı günler büyük kayalar yağdırıyor, Rumaskerinin yıkılan surları onarmasına fırsat vermiyordu. Nihayet, açılan birgedikten Türk askerleri şehre girdiler.

Savunmayı yapan veBizans hizmetinde bulunan iki Gürcü general, Bagrat ve Greguar, iç kaleye girereksavunmaya devam ettiler. Fakat bir süre sonra, Alparslan'ın gücü karşısındadayanamayacaklarını anlayarak teslim olacaklarını, vergi vereceklerini bildirdiler.Ama bu, zaman kazanmak, oyalamak için yapılan bir teklifti. Nitekim, iç kaledetutunabileceklerini sanarak, Türk askerleri üzerine tekrar ok yağdırmaya başladılar.Bunun üzerine Alparslan kuşatmayı daralttı, çeşitli savaş taktikleri uygulayarakdirenmeyi iyice zayıflattı. Sonunda açılan gediklerden içeri dalan Türk askerlerikaleyi zaptettiler.

Sultan Alp Arslan 1065yılı sonlarında Üst-Yurd ve Mangışlak taraflarına yürüdü. Kuzey doğuya gidenticaret yollarını vuran Kıpçak ve Türkmenleri itâat altına aldı. Dedesi Selçuk'unCend şehrinde bulunan mezârını ziyâret etti. Daha sonra Hârezm'e oradan da Merv şehrinedöndü (Mayıs 1066).

Kavurd'un İsyanı
Sultan Alp Arslan 1067'de Kirmân meliki olankardeşi Kavurd'un isyanı ile karşılaştı. Bu sebeple derhal Kirmân üzerine yürüdü.Melik Kavurd, öncü kuvvetleri mağlûp olduğu zaman, Cîruft kalesine çekildi ve birelçi göndererek affedilmesini istedi. Sultan bu isteği kabul ederek, hatasına rağmenKavurd'u affetti ve onu tekrar Kirmân hâkimi olarak bıraktı. Sultan Alp Arslan dahasonra Şîrâz ve Istahr tarafına bir sefer yaptı. Istahr kalesi hâkimi sultana itâatetti.

Çok geçmedenbu defa Kavurd ve Fârs hâkimi Fazlûle birleşerek isyan ettiler. Alp Arslan önce Fazlûyeüzerine harekete geçti (Ekim 1068) ise de, sonra bu âsi ile uğraşmak görevini Nizâmül-Mülk'e bırakarak Kirmân'a yürüdü. Nizâm ül-Mülk Fazlûye'yi esir aldı (Mayıs-Haziran1069). Alp Arslan ise askerleri arasında Kavurd lehinde bir hava sezdiği için Kirmân'danayrıldı.

Anadoluya Türkmen Akınları
Anadolu'da bağımsız Tükmen gruplarının akınlarıaralıksız devam ediyordu. Bu Türkmenlere idare eden emîrlerden Afşın 1067 yılındaKayseri'yi zabt ve yağma etti. Bizans imparatoru Romanos Diogenes (1067-1071), TürkleriAnadolu'dan çıkarmak gâyesi ile 1068 başında sefere çıktı ve Haleb'e kadarilerledi. Ancak bu hareket Türklerin ilerlemesine engel olamadı. Afşın ve Ahmed-şâhidaresindeki Türkmenler Orta Anadolu'ya, Sakarya bölgesine kadar ilerlediler, hattaAmorium şehrini zabt ve yağma ettiler. İmparator Romanos Diogenes 1069 yılında Türklerekarşı ikinci defa sefere çıktı.

Orta Anadolu'daki buharekat sırasında imparator önce Kayseri'ye geldi, oradan Fırat nehri kenarına kadarilerledi. Romanos'un karşısında bazı Türk akıncıları geri çekilirken, başkagruplar harekâta devam ediyorlardı. Nitekim bu sırada Türk kuvvetleri Malatya'ya hücumve Konya'yı yağma ve tahrip ettiler. Böylece Bizans İmparatoru ikinci seferinde de Selçukluakıncıları karşısında esaslı bir başarı kazanamadan geri dönüyordu. Diğertaraftan Kavurd isyan ettiği için Sultan Alp Arslan'ın önünden kaçan eniştesiEr-Babgan da Anadolu'ya yönelmişti. Sultan, Emîr Afşın'ı Bizans'a sığınan bu SelçukluŞehzâdesini takip ile görevlendirmişti. Afşın bu vesile ile Türk akınlarınıMarmara Denizi sâhillerine kadar uzatmış oldu (1070-1071).

Gürcistan Seferi
Sultan Alp Arslan ise 1067 yılında ikincidefa Gürcistân seferine çıkmak zorunda kaldı. Abhaz kralı IV. Bagrat Alanlar ilebirleşerek bir Müslüman devleti olan Şeddâdîlerin arâzilerine girmiş, Errân'ıistilâ ve yağma edip, Gence'ye kadar ilerlemişlerdi. Sultan Alp Arslan 1067'de Errân'ageldi, Şeddâdî emîri Fazl (veya Fazlûn) ile Şirvân emîri Ebu'l-Evsâr itâatlarınıbildirdiler. Sultan bundan sonra Gürcistân'a girdi, Şekî bölgesini aldı ve buranınhâkimi müslümanlığı kabul etti.

Gürcükralı IV. Bagrat ise, Selçuklular ile savaşa cesârete edemeyerek kaçtı. Sultan AlpArslan Gürcistân'ın her tarafına akıncılar gönderdi ve Tiflis'i feth etti. NeticedeBagrat aman dileyerek Alp Arslan'a tâbi oldu.

Mekke şerîfiMuhammed b. Ebi Hâşim 1070 yılında Alp Arslan'ın huzuruna gelerek, Mekke'de hutbeninAbbâsî halîfesi ve Selçuklu sultanı adına okunduğunu bildirdi.

Malazgirt Meydan Muharebesi

Uzak bozkırlardaki yurtlarından bir daha dönmemeküzere gelerek, Selçuklu hizmetine giren ve bu devletin şuurlu sevk ve idaresi altındaBizans sınırlarına yığılan Türkmen kütlelerinin, üstelik yayla iklimi ve bolotlaklariyle kendi yaşayışlarına son derece elverişli hayat şartlarındakiAnadolu'ya el koymak istemeleri kadar tabiî bir şey olamazdı.

Tuğrul Bey zamanından beriAzerbaycan ve Erran'da Bizans'a bağlı Ermeni, Gürcü ve Abhaz hükümdarlarınınmağlûp edilmesi ve Gence, Ani, Kars gibi mühim strateji merkezlerinin ele geçirilmesiile orta ve Kuzey Anadolu'ya doğru akınlar icrası hayli kolaylaşmış oluyordu. Yinebu yıllarda Gümüş-tigin, Afşin, Ahmedşah, Sâlar-i Horasan gibi bey vekumandanların idaresindeki Türkmen boyları, Selçuklular'a tâbiiyeti kabûl etmişküçük Arap hükûmetlerinin sıralandığı güney sınırlarından Anadolu içlerineakmaktaydı.

İlk bakıştaintizamsız çeteler tarafından yapılmış gibi görünen bu akınlar hakikattebaşıboş olmadığı gibi, esas gaye de sadece ganimet elde etmek değildi. Sultandanemir alan Türkmenler'in hücum noktaları gayet iyi tertiplenmiş, gidecekleri şehir vekasabalar, uğrak mahalleri tesbit edilmişti. Tuğrul Bey'in, Alp Arslan'ın dikkat veısrarla tatbik edegeldikleri akınların daha ziyade askerî yönden ehemmiyetliyollarla, kalabalık Bizans kuvvetlerinin barınağı kaleler civarında teksif edildiği,tahrip müfrezelerinin mümkün mertebe az kayıpla düşman askerî yığınaklarınıdağıtmaya çalıştıkları, erzak depolarına, harp malzemelerine karşı faaliyetgösterdikleri, sultanın umumî tâlimatına aykırı davrananların ağır takibatauğratıldığı bu harekâtta bütün faaliyetin belli plân dahilindeyürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Nihayetkendilerine yeni bir yurt edinmek mecburiyeti ile savaşan Türkmenler'in ruhîdurumlarını da unutulmamak gerekir. Sultanlar hassa ordulariyle imparatorluğun başkacephelerinde meşgul bulunurken, Türkmenler ve akıncılar, eski Türk harp usûlüneuygun tarzda, düşmanı yormak, direnme noktalarını hırpalamak, ahâliyiyıldırmaktan ibaret, gelecek istilâyı kolaylaştırıcı vazifelerini yapıyorlardı.Küçük çapta, fakat fasılasız olarak, yıllarca süren hazırlık devresinin tekhedefi Anadolu'yu almak ve onu Türk yurdu hâline getirmekti.

Böylece1071'den önceki yıllarda, biri dikkati çekmeyecek derecede ufak gruplar hâlindegörülen Türkmen kütleleri, diğeri de eski parlaklığının artığıyle geçinmeğemecbur bir heyûlâ, yâni Bizans İmparatorluğu olmak üzere iki kuvvet karşıkarşıya gelmişti.
Hâdiselerin gelişmesi iki kuvvetten birinin diğerini mutlaka yok etmesini zarurîkılıyordu. Ya Bizans bütün doğu sınırları boyunca yükselen ve serpintilerinikendi içinde hissettiği bir istilâ çığını durduracak, yahut Anadolu üzerine gelenkuvvet oradaki devleti tamamen ezecekti. Malazgirt sahrası tarihin bu kesinmücadelesinin vukua geldiği yer olmuştur

Malazgirt Zaferinin Önemi ve Sonuçları

Malazgirt zaferi sonuçları itibarıyla hem Türktarihi, hem de dünya tarihi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır.Malazgirt Zaferi sonucunda Anadolu'nun kapıları kesin olarak Türklere açılmışoluyordu. Böylece Anadolu'nun, Türklerin ebedî vatanı olması için en büyük adımatılmıştır. Zaferden sonra Anadolu'da irili ufaklı birçok Türk devleti kurulmuş, TürkiyeCumhuriyetine kadar uzanan Türkiye tarihi başlamıştır. Bu zaferle, Türklerin İslâmdünyasındaki prestiji ve liderliği daha da güçlenmiştir.

Malazgirt zaferi, Avrupa'dada derin izler bırakmıştır. Bizans'ın yenilmesi üzerine kendilerini de tehlikede görenHristiyan Avrupa, Türklere karşı ittifaklar oluşturmuşlardır. Haçlı ittifakı aslındabu zafere bir tepki olarak doğmuştur. Haçlı Seferleriyle Türk ilerleyişi durdurulmakistenmiştir. Malazgirt zaferi ile Anadolu'nun kapıları ardına kadar açılmış idi. BöyleceAnadolu'nun Türkleşmesi safhası başlamış ve kısa süre zarfında TürklerAnadolu'da çoğunluğu sağlamışlardır. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde irili ufaklıTürk devletleri ortaya çıkmıştır.

Anadolu'da dengelerin Türklerlehine bu denli hızla değişmesinin sebepleri nelerdi?
a- Bizans idaresindekiAnadolu'nun durumu: Bizans idaresinde yaşayan halk yönetimden memnun değildi. ÇünküBizans özellikle köylülere ağır vergiler yüklüyor ve Ortodoks mezhebindenolmayanlara baskı uyguluyordu . Ayrıca aralıklarla süren İran, Arap ve Türk akınlarıhalkın daha batıya göç etmesine yol açmıştı. Kısacası savaşlar, yönetimin baskısıve salgın hastalıklar nedeniyle nüfus oldukça azalmıştı.
b- Türk göçleri: Seyhun ötesindekikalabalık Türkmen (Oğuz) kitleleri, Selçuklular tarafından Anadolu'ya sevkedilmekteydi. Yerli nüfusun âdeta terk ettiği Anadolu toprakları, tarım ve hayvancılığaelverişliydi. Bu sebeple Türkmenler, aileleri, hayvanları ile birlikte Anadolu yaylalarınayerleştiler. XIII. yüzyıldaki Moğol baskısı sebebiyle ikinci bir göç dalgası yaşandı.Böylece Anadolu'nun Türkleşmesi tamamlanmış oldu.

Sultan Melikşâh

AlpArslan öldükten sonra, daha önce veliahd tayin etmiş olduğu, oğlu Melikşâh BüyükSelçuklu Devleti tahtına çıktı. Melikşâh'ın tahta çıkmasında Vezîr Nizâmü'l-Mülkbüyük bir rol oynamıştı. Melikşâh'ın amcası ve Kirmân meliki Kavurd onun sultanlığınıtanımadı. İki taraf arasında Hamedân civarında yapılan savaşı Nizâmü'l-Mülk'üniyi idaresi sâyesinde Melikşâh kazandı ve Kavurd esir edilerek yayının kirişi ileboğuldu (1073).

Bundan sonra SultanMelikşâh Alp Arslan'ın ölümünden yararlanarak Selçuklu hududlarına hücuma geçenGazneliler ve Karahanlılar üzerine yürüdü. Gazneliler neticede barış teklif etmekzorunda kaldılar. Bu teklif kabûl ve iki hanedân arasında akrabalık dahi tesisedildi. Sultan Melikşâh Karahanlılar karşısında da üstünlüğünü gösterdi ve önceTirmiz şehrine girdi, sonra Semerkand'a doğru ilerledi. Neticede Karahanlı hükümdarıŞems ül-Mülk Nasr aff dilemek zorunda kaldı ve Nizâm ül-Mülk'ün araclığı ilebarış yapıldı (1073-4). Sultan Melikşâh devlet merkezini de İsfahan'a nakletti.

Suriye Selçuklu Devleti İçin İlk Adım

Sultan Alp Arslan zamanından itibâren Suriye'de faâliyetgösteren Atsız Bey, emrindeki Türkmenler ile Kudüs'ü zabtetmiş, daha sonra da Dımaşk(şimdiki Şam)'ı ele geçirmişti (Haziran 1076). Ancak Atsız Bey Mısır'ı almakmaksadı ile tertiplediği zaferde Kahire önünde Fâtımî ordusuna mağlûp oldu(1077). Onun bu mağlûbiyet ve başarısız mücâdeleleri üzerine sultan Melikşâhkardeşi Tâcü'd-Devle, Tutuş'u Suriye'ye gönderdi (1077-8).
Sultan Melikşâh Bağdad'ı ikinci ziyareti sırasında(Kasım 1091), birçok Türk beylerini yanına çağırmış ve onlarla yeni yapacağıfetihler için görüşmelerde bulunmuştu. Bu sırada Sa'd el-Devle Gevher-âyîn ilekumandanlardan Turşek ve Yarımkuş (Yorunkuş)'u Yemen ve Aden'in fethine gönderdi. EmîrTurşek ve Emîr Yarınkuş sür'atle Yemen ve Aden bölgesini Selçuklu Devleti topraklarınakattılar (1092).

Tutuş önce Haleb bölgesinde faâliyetgösterdi. Diğer tarafdan bir süre sonra Fâtımî ordusu Dımaşk'ı kuşattığızaman Atsız, Melik Tutuş'tan yardım istemek zorunda kaldı. Tutuş'un yardıma geldiğiniduyan Fâtımî ordusu geri çekildi. Neticede Dımaşk'a hâkim olan Tutuş, Atsız'ı boğdurduve Suriye Selçuklu Devleti'ni kurma yolunda ilk adımını atmış oldu (1079).

Sultan MelikşâhX. yüzyılın başlarından itibaren Arabistan ve Suriye'de büyük karışıklıklarçıkaran Karmatîler ile de mücâdele etmiş, meşhûr kumandanlardan Artuk Bey, el-Ahsâve Bahreyn'e yaptığı bir seferle bu bölgeleri itâat altına almıştı (1076-77).

Anadolu'nun Adım Adım fethi

Çeşitligaileleri ortadan kaldırıldıktan sonra, imparatorluk merkezini İsfahan'a nakledenMelikşah'ın geniş ölçüde fütûhatı başladı. Malazgirt savaşından sonra ülkesinegönderilen Romanos Diogenes'in ölümü üzerine, Alp Arslan'ın Anadolu'nun fethi hakkındaverdiği emir tatbik ediliyordu. Kutalmış'ın oğulları Süleymanşah, Mansur, Alp-İlig,Dolat maiyyetlerindeki kuvvetler ile, Artuk Bey ve Tutak v.b. gibi Türkmen reisleri dekendilerine bağlı Türkmenler'le Anadolu içlerine doğru hareket halinde idiler.

Bu faaliyet artık geçicibir istilâ olmayıp, tamamiyle ele geçirme, bir vatan kurma mahiyetini taşıyordu. Türkkuvvetleri her gittikleri yerde koruma tedbirleri alıyor, işgallerini genişletiyor veçeşitli bölgelerden batıya doğru ilerliyordu.

Bizans İmparatoruMikhael VII. tecrübeli nâzırı, aynı zamanda amcası İoannes Dukas sâyesinde tâcınımuhafaza edebilmiş, meşhur âilelerden Komnenoslar'la arayı düzeltmiş, hattâteyzesinin kızını İzak (İsaakios) Komnenos'la evlendirmek suretiyle sağlam birbirlik kurmaya muvaffak olmuştu. Memleket müdafaasını kuvvetlendirmek için, Türkler'ekarşı kullanılmak üzere "Ölümsüzler" (İmmortel) adı ile yeni birliklerteşkil edildi.

İmparator doğuorduları kumandanı tâyin ettiği İzak Komnenos'u Türkler'i geri atmaklavazifelendirdi. İzak'ın yanında, sonra imparator olan, kardeşi Aleksios dabulunuyordu. Sergüzeştçi ve disiplinsiz dört yüz kadar ücretli Frank'tan kurulumaiyetiyle Frank savaşçılardan Urselius'un iltihak etmesiyle takviye gören Bizansordusu Orta Anadolu'ya hareket etti. Kappadokia (Kayseri)'ya geldikleri zaman, bir Frankaskerini cezalandırmak isteyen başkumandan İzak'a karşı Urselius cephe aldı ve bütünkuvvetlerini toplayarak, Sivas'a doğru yollandı. Rastladığı küçük bir Türkmen müfrezesinibozdu, yoluna devam etti.

Geceleyin onun ordugâhtanayrılmasına engel olmayan İzak, ertesi gün âsiyi yakalatmak üzere kardeşi AleksiosKomnenos'u takibe göndereceği sırada, bir Türk ordusunun yaklaşmakta olduğu duyuldu.Türkler öteden beri savaşlarda keşif işine fazla ehemmiyet verdiklerine göre,Urselius ile biraz önce çarpışan kuvvetlerin arkadan gelmekte olan asıl ordunun gözcüleriolması muhtemeldi. Nitekim Kayseri'de ana kütle ile vuku bulan çetin savaşta"cesarette olduğu kadar sayıca da üstün" Türk ordusu karşısında Bizanslılardağıldılar.

Başkumandan İzak esiredildi, karargâhı kuşatıldı. Fundalıklar içine kendisini dar atan Aleksios Komnenoscanını kurtarmağa, tek başına ve yaya olarak Ankara'ya varmağa muvaffak oldu. Ancakorada kardeşinin Türkler elinde, hayatta olduğunu ve fidye miktarını öğrenebildi.Derhal İstanbul'a gitti, para tedarik etti, dönüşünde Ankara'ya uğradı. Kaledekardeşleriyle karşılaştı: İzak Kappadokia'da fidyesi için biraz para tedarik ederekve geri kalan kısmı için rehineler bırakarak serbest kalmış ve buraya gelmişti.

İki kardeş yanlarındayetmiş kadar atlı olduğu halde İstanbul'a doğru yola koyuldular. İzmit civarındaiki yüz kişilik bir Türk birliğine rastladılar. Maiyet efradını fedâ etmek bahasınaKomnenos'lar burada da yakalarını sıyırmak imkânını buldular ve İstanbul'a ulaştılar.Doğu orduları başkumandanı İzak ile kardeşi Aleksios böylece alkışlar arasında,Bizans başkentine girmişlerdi!

Kafkasya Seferleri

Sultan Melikşâh 1076 yılında Gürcistan'a ilkseferini yapmış ve bütün Kafkasya'nın idaresini kumandanlarından Emîr Savtegin'evermişti. Ancak Savtegin'in, Gürcüler karşısında başarısızlığa uğraması üzerine,Sultan Melikşâh 1078-79 yılında Gürcistân'a ikinci bir sefer tertiplemek zorundakaldı. Emîr Savtegin'in başarısızlığı daha sonra da devam etmiş, Gürcülerin yanısıra Bizanslılar da harekete geçmişti.

Sultan Melikşâh bu sefer Emîr Ahmed'i bu bölgeyegönderdi. Emîr Ahmed Kars'ı alarak Türk idaresi altına soktu (1080). Ebû Ya'kûb veİsâ Böri adlarındaki Türk emîrleri de Çoruh vâdisi ve Trabzon'a kadar Karadeniz sâhilmıntıkasını ele geçirdiler (1080). Sultan Melikşâh 1086 yılı başlarında tekrarKafkasya'ya yürüdü. Ani emîri, Menuçehr Ebu'l-Fazl ve Şîrvân Meliki Feriburz da itâatlarınıbildirerek, yıllık vergi ödemeyi kabul ettiler. Sultan Melikşâh Karadeniz sâhillerinekadar ilerledi. Selçuklu emîri Bozan da Gence'yi ele geçirerek Şeddâdîlerin buradakihâkimiyetine son verdi.

Kutalmışoğulları
Malazgirt savaşından sonra sultan Alp Arslan'ınbuyruğu ile Anadolu içlerine akınlar yapan Türk emîrleri Sultan Melikşâh zamanındada bu görevlerine devam ettiler. Türk emîrleri Bizans'taki iç karışıklıklardansahalarını İzmit'e kadar genişletmişlerdi. Bu sırada Kutalmış-oğullarıAnadolu'nun güneyinde Birecik ve Urfa taraflarında kendilerine yaşama imkânları sağlamağaçalışıyorlardı. Sultan Melikşâh tarafından Artuk Bey'in Anadolu'dan geri çağırılmışbulunması, soylarının yüceliği bakımından onlara her halde Anadolu'da bulunan Türkmengrupları üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurmak ümidini vermişti.

Nitekim bu ümitleri boşa çıkmadı,onlar Anadolu'da Bizans hududları civarında kendilerine çok uygun bir faâliyet sahâsıbuldular. Gâyeleri de amcazâdeleri gibi bir devlet kurmaktı. Sultan Melikşâh ise,Suriye'de olduğu gibi Anadolu'daki bu yeni gelişmeyi de zamanında idâresi altınaalmak için harekete geçmiş ve buraya Emîr Porsuk'u göndermişti.
Bu emîr yapılan savaşta Kutalmış-oğlu Mahsûr'u öldürmüş, fakat başkaca birnetice elde edemeyerek geri dönmüştü. Ağabeysinin ortadan kalmasından sonra Kutalmışoğlu Süleymânşâh'ın durumunun kuvvetlendiği anlaşılıyor.

Nitekim Süleymânşâh,Bizans'taki taht mücâdelelerinden istifâde ederek İznik ve terâfındaki kaleleri elegeçirmiş, bu suretle Türkiye Selçuklu Sultanlığı'nın temellerini atmıştı(1075-1080). Süleymânşâh batıda olduğu kadar doğuda da fetihler yapıyor ve dahasonra Ermeni Philaretos'un elinde bulunan Antakya'yı ele geçiriyordu (1084-85). OnunMarmara sâhillerinden Antakya'ya kadar hâkimiyet sahâsını genişletmesi, pek yakınbir gelecekte Büyük Selçuklular ile çatışmasını mukadder kılıyordu. NitekimHaleb'i muhasara etmesi üzerine, Melik Tutuş beraberinde Artuk Bey olduğu haldeharekete geçti. Haleb civarında yapılan savaşta mağlûp olan ve savaşı kaybeden Süleymânşâholmuştu (4 Haziran 1086).

Çaka Bey
Diğer taraftan Emîr Çaka 1081 yılında İzmirtaraflarını fethederek burada küçük bir beylik kurdu. Çaka Bey bölgedeki Türklerikısa sürede etrafına toplayarak bir kuvvet meydana getirdiği gibi yerli halktan dafaydalanmak suretiyle bir donanma kurmayı başardı. Bu zeki ve cesur Türk beyi EgeDenizi'ndeki adaları fethe başladı ve 10 yıl gibi kısa bir sürede Ege Denizi'nin enkuvvetli gücü hâline geldi.

Çaka Bey, İstanbul'u zabtetmek için bu sıradaBalkanlara hâkim olan Peçenek başbuğları ile temasa geçti. Edirne'de Peçenekler,Ege denizinde Çaka'nın donanması ve Marmara sâhillerinde Selçuklular tarafından üçağızlı Türk kıskacı arasına alınmış olan Bizans'ın 1091 ilkbaharındaki durumu,Fâtih'in İstanbul'u fethinden hemen önceki günleri hatırlatıyordu. Bizans imparatoruAvrupa hristiyan dünyâsına mürâcaata başlamış idi ki, bu ricâ Haçlıların biran evvel harekete geçmelerini sağlamıştır. Ancak Bizans imparatorunun entrikalarısonunda Çaka Bey 1094 yılında Türkiye Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan tarafındanöldürüldü.

Mervani Devleti'nin Ortadan Kaldırılması
Vezîr Nizâm ül-Mülk'ün damadı olan devrin ilerigelen devlet adamlarından Fahr üd-Devle Muhammed b. Cüheyr, Mervânî Devleti'ninzenginliğini ileri sürerek Diyarbekir bölgesine yapılacak bir sefer için Sultan Melikşâh'ıteşvîk ve iknâ etmişti. Sultan Melikşâh, Diyarbekir emîrliğini Fahr üd-Devle'yevermiş, Artuk Bey ve Arap emîri Seyf üd-Devle'nin de bulunduğu büyük bir orduyuDiyarbekir'e göndermişti (1084).

Bu Selçuklu ordusu Âmid(Diyarbekir), Meyyâfârıkîn gibi büyük şehirleri de zabtederek Diyarbekir bölgesinehâkim oluyor, böylece Mervânî Devleti'ni ortadan kaldırıyordu (1085). Sultan Melikşâh,Mervânî Devleti'nin yardımına koşan Musul emîri Şeref el-Devle Müslim'e de kızmışve Musul üzerine yürüyerek şehri teslim almıştı. Ancak bu sırada Horasan'da kardeşiTekiş'in isyan etmesi üzerine, Şerefü'd-devle Müslim'i yerinde bırakmıştı. SultanMelikşâh daha sonra Tekiş'e karşı harekete geçmiş ve sığınmış olduğu Tirmizkalesinden zorla indirerek gözlerine mil çektirmiş ve hapsettirmişti (1085). Böylecekendisini dış fetihler sırasında engelleyen önemli bir rakibini ortadan kaldırıyordu


Melikşah'ın Halep ve Güney Anadolu Seferi
Melik Tutuş, Süleymanşah'la yaptığı savaşıkazandıktan sonra Haleb'e yürümüştü. Sultan Melikşâh ise, Haleb hâkiminindavetini ve Süleymanşah'ın ölümünü haber aldığı zaman, büyük bir ordu ileIsfahan'dan harekete geçti (Eylül 1086). Musul ve Harrân üzerinden ilerleyerek EmîrBozan'ı Urfa'nın fethiyle görevlendirdikten sonra Ca'ber kalesi ve Münbic şehrinizabtetti, Haleb'e doğru yürüdü.

Sultah Melikşâh 3 Aralık 1086'da Haleb'e girerek şehrehâkim oldu. Diğer taraftan Emîr Bozan üç ay süren şiddetli bir kuşatmadan sonra 28Şubat 1087'de, Bizans'ın yüksek hâkimiyetini tanıyan Philaretos'un oğlu Barsam'ınidâresindeki, Urfa'yı fethediyordu. Sultan Melikşâh Haleb'den Antakya'ya yöneldi veoradan Süveydiye'ye kadar ilerleyerek Akdeniz'in suları ile karşılaştı. Antakya'yaYağıbasan'ı, Haleb'e Aksungur'u ve Urfa'ya da Bozan'ı vali tayin etti. Daha sonraSultan Melikşâh Bağdad'a gitti.

Abbâsî halîfesi Muktedîparlak bir kabûl resmi ile sultanla tanıştı (1087). Bu merâsim sırasında halîfeninemri ile Melikşâh'a "Doğu ve Batı'nın hükümdârı" alâmeti olarak iki kılıçkuşatıldı. Ayrıca Melikşâh'ın Isfahan'dan getirilen kızı Mahmelek Hâtûn muhteşembir düğünden sonra halîfe ile evlendirildi.

Karahanlı Devleti'nin İtaate Alınması

Sultan Melikşâh batıda olduğu kadar doğudada Selçuklu Devleti'nin topraklarını genişletiyordu. Doğudaki Karahanlılar üzerineyapılan seferin dış görünüşü, Batı Karahanlı hükümdârı Ahmed Hân'ın ulemâile arasındaki geçimsizlik ve ulemânın Sultan Melikşâh'ı daveti idi. HakîkatteMelikşâh bütün İslâm ülkelerini birleştirmek siyâsetini güdüyordu. Nitekim bu fırsattanistifâde ederek 1088 yılı başlarında sefere çıktı ve Buhârâ'yı aldı, dahasonra Semerkant'ı muhasara etti.

Ahmed Hân mukâvemete çalıştıysa da, şehir Selçukluordusu tarafından ele geçirildi ve Ahmed Hân esir edilerek Isfahan'a götürüldü. Busûretle Batı Karahanlılar Devleti Selçuklulara bağlanmış oldu. Sultan MelikşâhSemerkant'tan Özkent'e kadar ilerleyerek Doğu Karahanlı hükümdarı el-Hasan b. Süleymân'ıda hâkimiyetini tanımak zorunda bıraktı.

Melikşâh her ikiKarahanlı Devleti'ni de itaat altına aldıktan sonra 1090 yılında Isfahan'a döndü.Fakat kısa bir süre sonra muhtemelen aynı yıl içinde, Karahanlı ordusunda önemlibir yeri olan Çiğillerin sebep olduğu isyan, Sultan Melikşâh'ı ikinci defa Karahanlılarüzerine sefere mecbur etti. Melikşâh bu sefer sonucu tekrar Karahanlı ülkelerini itâataltına almış oldu.

Yemen ve Aden'in Fethi

Sultan Melikşâh devrinin önemlimeselelerinden birisi Selçuklu Devleti içinde İsmâilî faaliyet merkezlerinin ortayaçıkması idi. İsmâilî da'îlerinden Hasan Sabbâh gizli olarak yürüttüğüfaaliyetler neticesi Kazvîn yakınındaki Elburz dağlarında Alamût kalesini ele geçirmişti(4 Eylül 1090). Sultan Melikşâh Alamût ve Kuhistân'daki İsmâilîlere karşıYoruntaş, Arslantaş ve Kızılsarg gibi kumandanlarını göndermişti. Ancak onun ölümüile İsmâilîlere karşı sürdürülen harekât durmuştu (1092).

Nizam ül- Mülk'ün Öldürülmesi

Sultan Alp Arslan zamanından beri SelçukluDevleti'nin vezîrliğini yapan Nizâm ül-Mülk ile Sultan Melikşâh'ın arası açılmıştı.Bunun muhtelif sebepleri vardı. Sultan'ın eşi Terken Hâtûn dört yaşında oğlu Mahmûd'uveliahd yapmak istiyor. Nizâm ül-Mülk ise veliahd olan Berkyaruk'u destekliyordu. Budurum Terken Hâtûn'un onun aleyhinde çalışmasına yol açıyordu.

Ayrıca Nizâm ül-Mülk'ünoğulları, torunları ve akrabaları devletin birçok kademelerinde görev almışlar,sultanın yakın adamlarına karşı biraz sert davranışlarda bulunmuşlardı. Nizâm ül-Mülk'ünfazla nüfuz kazanması ve onun yerine göz dikenler de sultan ile vezîrin arasının açılmasındaönemli rol oynamışlardı. Bu anlaşmazlığa rağmen o görevinden azledilmemişti. NihâyetNizâm ül-Mülk Isfahan-Bağdad yolu üzerinde Sıhne mevkiinde İsmâilî fedâisi birDeylemli bir genç tarafından öldürüldü (14 Ekim 1092).

Melikşah'ın Öldürülmesi
Sultan Melikşâh Bağdad'da iken torunu Ca'fer'i halîfelikveliahdı yapmak istemiş, bu sebeple Halîfe Muktedî ile arası açılmış ve ondanacele Bağdad'ı terk etmesini istemişti. Ancak bu emir tatbik mevkiine konmadan önceMelikşâh zehirlenerek öldürüldü (19 Kasım 1092).

Bu zehirlenme olayında; halîfedenintikam almak isteyen Nizâmü'l-Mülk taraftarlarından ve oğlunu sultan yapmak isteyenTerken Hâtûn'dan şüphelenilmiştir. Sultan Melikşâh otuzsekiz yaşında ölmüş vegeride Kaşgâr'dan Boğaziçi'ne, Kafkaslar'dan Yemen'e ve Aden'e kadar uzanan büyükbir devlet bırakmıştı.

Sultan Berkyaruk

Sultan Melikşâh'ın ölümünden sonra, eşi TerkenHâtûn, tasarrufundaki hazîne ile emîrlerin biatını ve halîfenin tasdikini sağlamışve dört yaşındaki oğlu Mahmûd adına Bağdad'da hutbe okutmağa muvaffak olmuştu (25Kasım 1092). Terken Hâtûn bununla yetinmeyerek Emîr Kur-Boğa'yı Isfahan'da bulunanveliahd Berkyaruk'u yakalamak için göndermiş, kendisi de ordu ile bu emîri izlemişti.

Nizâm ül-Mülktaraftarları (Nizâmiye) da Berkyaruk'u Isfahan'dan kaçırarak aynı yıl içinde Rey şehrindesultan ilân ettiler. Selçuklu tahtını ele geçirmek isteyen iki taraf arasında Berûcird'deşiddetli bir savaş oldu. Berkyaruk, Terken Hâtûn'un ordusundaki bazı emîr veaskerlerin kendi tarafına geçmesiyle, bu savaşı kazandı (Ocak 1093). Terken Hâtûnve Mahmûd Isfahan'a çekildiler.

Berkyaruk onları buşehirde uzun süre muhasara etti. Neticede Isfahan ve Fars Terken Hâtûn ve oğlu Mahmûd'abırakılarak, Berkyaruk da sultan tanınmak ve geri kalan vilâyetlere hâkim olmak şartıylabir anlaşmaya vardılar.

Berkyaruk-Tutuş Mücadelesi

Terken Hâtûn daha sonra Beryaruk'dan dayısı veAzerbaycan valisi İsmâil b. Yâkûtî'yi isyana teşvik etti. İsmâil, Kerec yakınlarındayapılan savaşta Berkyaruk'a yenildi (Ağustos 1093) ve Terken Hâtûn'un yanına çekildi.Ancak İsmâil, onun beraberindeki emîrler ile anlaşamadığından Berkyaruk'un annesiolan kızkardeşi Zübeyde Hâtûn'un yanına gitti. Fakat Berkyaruk hakkında kötüniyet beslediği anlaşıldığından emîrler tarafından öldürüldü (Eylül-Ekim1093). Terken Hâtûn bir türlü saltanatı ele geçirmek hususundaki hırsından vazgeçmiyordu.Nitekim o diğer bir taht iddiacısı Suriye Melîki Tutuş'u Isfahan'a çağırdı. Tutuş,kardeşi Melikşâh'ın ölümünü haber aldığı zaman, Rakka şehrini ele geçirmişve burada sultanlığını ilân etmişti (Şubat 1093).

O Urfa valisi Bozan,Haleb valisi Aksungur ve Antakya valisi Yağı-basan'ın itâatini sağlayıp, Rahbe, Hâburbölgesi ve Nuseybin'i işgal ve Musul'u zabtettikten sonra (Nisan 1093), Selçuklu tahtınıele geçirmek için Azerbaycan'a doğru yürüdü. Ancak Emîr Aksungur ve Bozan'ınBerkyaruk tarafına geçmesiyle kuvvetinden çok şey kaybeden Tutuş yeniden ordusunutakviye etmek maksadıyla Dımaşk'a geri dönmeğe mecbur oldu (Aralık 1093). Berkyarukbu sırada Bağdad'a girmiş ve adına hutbe okutmuştu (Mayıs 1094). Tutuş daha sonrayeni bir ordu toplayarak tekrar harekete geçti ve önce ihanetlerini unutamadığı EmîrAksungur ve Bozan'dan intikamını aldı, yakalanan bu iki emîr öldürüldü (Mayıs1094).

Tutuş, Ahlât, üzerindenAzerbaycan'a giderek bu bölgeyi hâkimiyeti altına aldı ve Hemedân'a doğru yürüdü.Terken Hâtûn'un onunla birleşmek teşebbüsü hastalığı sebebiyle gerçekleşemedive Isfahan'da öldü (Eylül-Ekim 1094). Diğer taraftan yanında az sayıda asker bulunanBerkyaruk, Tutuş'un öncü kuvvetlerine mağlûp olarak Isfahan'a sığındı. Bu mağlûbiyethaberi üzerine Abbâsî Halîfesi Mustahzir Billâh Bağdad'da Tutuş adına hutbeokuttu. Berkyaruk ise kardeşi Mahmûd'un emîrleri tarafından Isfahan'da yakalandı.

Bu sırada Mahmûd'un çiçekhastalğına yakalanarak ölmesi (Ekim-Kasım 1094) yanındaki emîrlerin Berkyaruk'usultan tanımalarına sebep oldu. Berkyaruk ile Tutuş arasındaki kesin savaş Rey şehricivarında yapıldı (26 Şubat 1095). Kötü davranışları sebebiyle Tutuş'a kırgınolan emîr ve askerlerden büyük bir kısmı Berkyaruk tarafına geçtiler. Neticede mücadeleyikazanan Berkyaruk oldu ve Tutuş savaş alanında öldürüldü.

Berkyaruk'un Doğu'daki Başarıları

Berkyaruk batıda rakipleri ile saltanat mücadelesiyaparken, devletin doğusunda bir diğer hanedan azası amcası Arslan Argun bağımsızlığınıilân etmiş, Merv, Tirmiz ve Nîşâbûr gibi şehirlere hâkim olarak nüfuz bölgesinigenişletmişti. Berkyaruk batıda kendisine rakip olanları ortadan kaldırdıktan sonraArslan Argur'un işini bitirmeğe karar verdi. Bu maksatla da öteki amcası Böri-Bars'ıonun üzerine gönderdi. Böri-Bars önce başarı kazandıysa da, daha sonra Herât civarındayapılan savaşı kaybetti.

Arslan Argun bir süresonra Böri-Bars'ı boğdurdu (1095). Sultan Berkyaruk kendisi harekete geçtiği sırada,Arslan Argun bir kölesi tarafından öldürüldü (3 Şubat 1097). Berkyaruk kardeşiSencer'i Horasan'a "melik" tayin etti. Aynı yıl içinde, yine Selçukluailesinden "Emîr-i emîrân" lâkabını taşıyan Muhammed b. Çağrı,muhtemelen Gaznelilerin yardımı ile, isyân etti ise de, Sencer tarafından mağlûpedildi. Karahanlılar Devleti de Berkyaruk'a bağlılıklarını tekrarladı. BerkyarukBatı Karahanlı Devleti'nde üç hükümdarın tahta çıkarılmasında rol oynamıştı.Kardeşi Muhammed Tapar'a ise Gence ve çevresinin idaresini verdi.

I. Haçlı Seferi

Sultan Berkyaruk devrinin önemli olaylarındanbirisi hiç şüphesiz Haçlı Seferleri'nin başlaması idi. Türkleri ve MüslümanlarıAnadolu'dan atmak ve Kudüs'ü ele geçirmek maksadıyla Avrupa'dan harekete geçen I. Haçlıordusu, Türkiye (Anadolu) Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan'ı mağlûp ettiktensonra Antakya'ya kadar ilerlemiş ve bu şehri kuşatmıştı. Şehrin valisi Yağı-basanetrâfındaki emîrlerden ve Sultan Berkyaruk'dan yardım istedi. Berkyaruk, Musul emîriKür-Boğa'yı Haçlılar üzerine bir seferle görevlendirdi.

Selçuklulara tâbi diğerkuvvetler ile birleşen Kür-Boğa Haçlıların eline geçmiş olan Urfa'yı kuşatarakzaman kaybetti. Bu sırada bir Ermeni dönmesi Fîrûz'un ihâneti netîcesi, HaçlılarAntakya'ya girdiler (Haziran 1098) ve şehirdeki Türk ve Müslüman halkı kılıçtan geçirdiler.Emir Kür-Boğa'nın idaresindeki birleşik Selçuklu ordusu, Suriye melik ve emîrleriningeçimsizliği ve birbirlerine güvensizlikleri yüzünden Antakya önünde Haçlılara mağlûpoldu (28 Haziran 1098).

Ordusu dağılanKür-Boğa Musul'a çekildi. Haçlılar ise bu yenilgiden sonra Kudüs'e ilerlemiş, SelçuklulardanFâtimîlere geçmiş olan bu şehri işgâl etmişlerdi (1099). Böylece Haçlılar, Müslümanlararasındaki çekişmelerden yararlanarak, Anadolu, Suriye ve Filistin'de krallık vekontluklar kurmağa muvaffak oldular.

Muhammed Tapar'ın İsyanı

Sultan Berkyaruk'un iç düzeni sağlamasındanuzun süre geçmemişti ki, Gence valisi olan kardeşi Muhammed Tapar'ın isyânı ile karşılaştı.Muhammed bilhassa daha önce Berkyaruk'un vezîri olan Müeyyed el-Mülk tarafındanisyana teşvik edilmişti. O önce Azerbaycan'ı zabtederek Rey civarına kadar ilerledive bu şehre girmeğe muvaffak oldu (20 Eylül 1099). Berkyaruk askerlerinin Muhammedtarafına geçmesi üzerine karşı koyamayacağını anlamış ve neticede Huzistân'a çekilmişti.

Bu sırada Berkyaruk'un annesi Zübeyde Hâtûn,Muhammed'in vezîri Müeyyed el-Mülk tarafından Rey şehrinde boğdurulmuştu. BerkyarukIrak emîrlerinin kendi tarafına geçmesiyle yeni bir ordu meydana getirdi ve Bağdad'daadına tekrar hutbe okundu. İki taraf arasında yapılan ilk savaş Berkyaruk aleyhinesonuçlandı (16 Mayıs 1100).

Berkyaruk yardımbulmak maksadıyla Horasan'a gitti ise de, bu bölgenin hâkimi Sencer kardeşi MuhammedTapar'ı tercih etmişti. Berkyaruk tekrar Huzistân'a gelerek burada kendine taraftarbuldu. İki taraf Hemedan civarında tekrar karşılaştılar (Nisan 1101). Bu savaştabozguna uğraşan ve Horasan'a kardeşi Sencer'in yanına giden Muhammed Tapar oldu.

Ayrıca vezîriMüeyyed el-Mülk, Berkyaruk'un eline esir düşerek öldürüldü. Savaş sonrası çoksayıda askere sahip olan Berkyaruk Bağdad'a geldi, fakat o büyük kuvvetten belki demalî güçlükler yüzünden istifade edemedi. Muhammed ve Sencer ile teşkil ettikleribir ordu ile Bağdad'a doğru ilerlediler. Berkyaruk Bağdad'ı terk ederek Huzistân'a çekilmeğemecbur kaldı. İki taraf orduları Rûdrâver'de üçüncü defa karşı karşıyageldiler.

Fakat arayaMustazhir ve âlimlerin girmesi yeni bir savaşı önledi. İki kardeş bir anlaşma yaptılar(23 Aralık 1101). Buna göre; Berkyaruk "sultan", Mahammed Tapar ise"melik" olarak tanındı. Muhammed, Errân, Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîreve Musul'a hâkim oldu. Berkyaruk geri kalan bütün bölgeleri idare edecekti. Bu anlaşmadanmemnun olmayan Muhammed Tapar iki-üç ay sonra tekrar hükümdarlık alâmeti olarak beş"nevbet" çaldırdı ve sultanlığını ilân etti. Sultan Berkyaruk derhalonun üzerine yürüdü ve Rey'de yapılan dördüncü savaşı da kazandı.

Mahammed kaçarakIsfahan'a sığındı. Berkyaruk dokuz ay süreyle onu muhasara ettiyse de, bir başarısağlayamadı. Muhammed Isfahan'dan kaçarak (1103), Azerbaycan'da yeniden bir ordu topladı.İki taraf arasında beşinci ve son savaş, Rey şehri önünde oldu (Mart-Nisan 1103),Muhammed savaşı kaybederek kaçmayı tercih etti. Ancak Berkyaruk artık hastalanmışve savaştan bıkmıştı.

Bu bakımdanMuhammed Tapar'a bir anlaşma teklif etti. Bu anlaşmaya göre Büyük Selçuklu DevletiAzerbaycan'daki Sefîdrûd hudud olmak üzere ikiye bölündü. Muhammed Tapar kendisineverilen Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul ve Suriye gibi bölgelerde"sultan" tanındı. Berkyaruk ise Rey, Cibâl, Taberistân, Fârs, Huzistân, Bağdad,Mekke ve Medine gibi önemli şehir ve bölgelerin idaresi kalmıştı (1104).

SultanBerkyaruk'un isyanlardan uzak sâkin hayatı çok kısa sürdü ve yirmibeş yaşındaverem hastalığından öldü (23 Aralık 1104). Onun oniki yıl süren saltanatı dâimîbir mücâdele içinde geçmiş, kendisine karşı isyan edenlere binbir zorluklarla hâkimiyetinitanıtmıştı. Buna rağmen saltanat mücadeleleri Selçuklu Devleti'nin bir duraklamadevresi içine girmesine sebep olmuştu. Tarihçiler onu çok faziletli ve âdil bir insanolarak övmüşlerdir.

Sultan Muhammed Tapar

Berkyaruk öldükten sonra küçük yaştaki oğluMelikşâh Bağdad'ta sultan ilân edildi ve Emîr Ayaz da kendisine "Atabeg"oldu. Muhammed Tapar derhal Bağdad üzerine yürüyerek fazla zorluk çekmeden SelçukluDevleti sultanlığını ele geçirdi (1105). Çok geçmeden başka bir hanedan azası Böri-Bars'ınoğlu Mengü-Bars, Tekiş'in oğulları ile birlikte saltanat davasına kalkıştı. FakatMuhammed Tapar bu isyanı bastırdı, Mengü-Bars ve Tekiş'in oğullarını Isfahankalesinde hapsetti.

Fârs ve Huzistân bölgesinde bağımsız birşekilde hüküm süren Emîr Cavlı Sakavu da Sultan Muhammed Tapar'a biat etmişti.Sultan bu davranışından memnun kalarak Musul bölgesinin idaresini ona verdi (Eylül-Ekim1106). Ancak Musul hâkimi Çökürmüş bu tayinden memnun olmayarak karşı koymağa çalıştıve Cavlı tarafından öldürüldü. Musul ileri gelenleri küçük yaştaki oğlu Zengî'yionun yerine geçirdiler. Ayrıca Türkiye Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan'a haber göndererekMusul'u teslim edeceklerini bildirdiler. Neticede Musul şehrine hâkim olabilmek içinCavlı ile Sultan Kılıç Arslan Hâbur nehri kenarında savaştılar. Kılıç Arslansavaşı kaybetti ve Hâbur nehrinde boğuldu (3 Haziran 1107).

Emîr Cavlı Musul'uele geçirdi ve Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin-şâh'ı yakalayıp Sultan Muhammed'e gönderdi.Daha sonra itâatsizlik gösteren Cavlı'nın yerine Emîr Mevdûd tayin edildi.Sultan'dan af dileyen Cavlı'ya ise Fârs valiliği verildi (1108-9). Emîr Mevdûd aynızamanda Haçlılarla mücadele ile de görevlendirilmişti. Sultan Muhammed Tapar Haçlılar'akarşı cihad açmaları için Emîr Mevdûd ve Emîr Sökmen el-Kutbî'ye mektuplar yazmıştı(1109-10). Bu iki emîr Artuklulardan Necm el-Dîn İlgâzî ile birleştiler ve Urfa'yıkuşattılar (Mayıs 1110).

İki ay süren kuşatmabir netice vermedi. Diğer taraftan Haçlıların Suriye sahillerinde Müslümanlarınellerinde bulunan yerlere şiddetle saldırmaları üzerine Sultan Muhammed Tapar yenidenbir sefer açılması için Mevdûd'a emir gönderdi. Emîr Mevdûd çevredeki Selçukluemîrleri ile birleşerek büyük bir ordu meydana getirdi ve Tel-Bâşîr'i kuşattı(1111). Ertesi yıl Mevdûd'un yine Urfa'yı kuşattığını görüyoruz.

Kudüs Haçlı kralı1113 yılında Şâm atabeyi Tugtegin'e karşı harekete geçti. Tugtegin, Emir Mevdûd veArtuklu Ayaz'dan yardım aldı. Bu birleşik Türk kuvveti Kudüs kralının ordusunuTaberiyye yakınında büyük bir mağlûbiyete uğrattı (28 Haziran 1113). Daha sonra EmîrMevdûd, Tugtegin ile Şam'a döndü ve bu şehrin Ulu Câmii'nde kılınan Cuma namazındançıkarken bir Bâtınî fedaisi tarafından öldürüldü (10 Ekim 1113).

Onun ölümü, Haçlılarile mücadelede, Selçuklular için büyük bir kayıp olmuştu. Sultan Muhammed Taparbundan sonra Musul'un idaresini ve Haçlılar ile mücadele görevini Aksungur el-Borsûkî'yeverdi. O da emîrlerin anlaşmazlığı yüzünden Haçlılar karşısında başarısızlığauğradı (1114). Aksungur'un yerine Hemedân valisi Borsuk oğlu Borsuk tayin edildi(1115). Bu sırada Tugtegin ve İlgâzî Haçlılar ile anlaştılar.

Borsuk idaresindekiSelçuklu ordusu aynı yıl içinde Tel-Dânis'de Haçlılar karşısında mağlûbiyete uğradı.Mağlûbiyet ile biten bu sefer, Sultan Muhammed Tapar'ın Suriye'ye müdahele etmek içinyaptığı son teşebbüs olmuştu. Haçlı devletlerinin kuvvetlenmesi geç de olsaTugtegin'in uyanmasına sebep oldu. O tekrar Sultan Muhammed'e itâatini bildirerek anlaşmayıtercih etti. Sultan bu emîri affettiği gibi, Suriye'nin idaresini de ona vermişti(1116).

Selçuklu hanedanmensupları arasındaki taht kavgalarından faydalanan Gürcüler de bazı istilâ teşebbüslerinegiriştiler. Gürcüler bir Türk kabilesi olan Kıpçaklardan bir ordu meydanagetirdiler. Bir Gürcü-Kıpçak ordusu Gence üzerine hücum ettiyse de, Selçuklukuvvetleri tarafından geri püskürtüldü (1109-10).

Mezyedîlerden HilleEmîri I. Seyfü'd-Devle Sadaka, Muhammed Tapar ile Berkyaruk arasındaki taht kavgasındabirincinin tarafını tutmuş ve mücadeleden istifade ile Irak'ın mühim bir kısmı üzerindehâkimiyet kurmuştu. Ayrıca Sadaka, Sultan Muhammed'den kaçanları ve gözden düşenleride himâye etmekteydi. Neticede iki taraf Za'farâniyya bataklıklarında karşılaştılar.Sultan Muhammed yanında, çoğunluğunu saray gulâmlarının teşkil ettiği az birkuvvet bulunmasına rağmen bu savaşta Sadaka'nın yirmi bin kişilik ordusunu mağlûpetmeğe muvaffak oldu. Selçuklu galibiyetinde saray gulâmları ve Türk askerler önemlibir rol oynamıştı. Bu savaşta Sadaka da öldürülmüştü (Mart 1108).

Batıniler Üzerine Yapılan Seferler

Sultan Muhammed Tapar gittikçe gelişen Bâtınîlikhareketine karşı da ciddî tedbîrler aldı. İlk olarak Bâtınîlerin elinde bulunanIsfahan yakınındaki Şâhdiz ve Hân-Lincân kaleleri bir sefer sonucu zabtedildi(1107). Sultan Muhammed, Alamût kalesindeki Bâtınîlerden şikâyetin artması üzerineVezîr Ziyâ ül-Mülk Ahmed b. Nizâm ül-Mülk ve Atabey Cavlı idaresinde bir orduyu bukaleye gönderdi (Ağustos 1109).

Alamût, Selçukluordusu tarafından muhasara edildi ise de, kış mevsiminin bastırması bir sonuç alınmasınıengelledi. Sultan Muhammed Tapar hemen hemen her yıl Bâtınîleri rahatsız ediciseferler tertibledi. 1111-1112 yılında Emîr Anûştegin Şîrgîr Bâtınîler üzerinebir sefer tertiplemekle görevlendirildi. Anûştegin, Kazvîn ve Deylem bölgesinde birçok kaleler zabtetti. Sultan son olarak yine Anûştegin'i Alamût'taki Bâtınîlere karşıgönderdi. Anûştegin, Alamût'u kuşattı, bu kale zabtedilmek üzere iken Sultan'ın ölümüSelçuklu ordusunun dağılmasına ve seferin neticesiz kalmasına sebep oldu.

Sultan Muhammed Taparyakalanmış olduğu hastalıktan kurtulamayacağını anladığı zaman, onüç yaşındakioğlu Mahmûd'u veliahd ilân etti. Bundan kısa bir müddet sonra da 18 Nisan 1118'deotuzaltı yaşında öldü. Sultan Muhammed Tapar dağılmakta olan Selçuklu Devleti'nitekrar birleştirmiş, gerek Haçlılar ve gerekse Bâtınîler ile mücadele etmiştir.Bunlarda tam başarılı olamadı ise de devletin parçalanmasını önledi.

Sultan Sencer

Sultan Muhammed Tapar öldüğü zaman, henüz küçükyaşta bulunan oğlu devlet büyükleri tarafından Selçuklu tahtına çıkarıldı. Diğertaraftan Sencer (veya Sancar) de Horasan'da sultanlığını ilân etmişti (14 Haziran1118).

Selçuklu Devleti'nin tahtında başkalarının da gözüvardı. Bu durum tek başına devlete hâkim olmak isteyen Sencer'i batıya yürümeğesevketti. Neticede Büyük Selçuklu sultanlığını ele geçirmek isteyen Sencer ve Mahmûd,Sâve'de karşılaştılar (11 Ağustos 1119). Sencer yeğeni Mahmûd'u ancak ordusundabulunan kırk fil sayesinde mağlûp edebildi ve bu suretle Büyük Selçuklu Devletisultanı oldu.

Fakat yeğenine bir kötülükyapmayarak onu kendisine damad edindi. Sultan Sencer bu galibiyetin verdiği üstünlükile Selçuklu Devleti'ni yeniden tanzim etti. Rey, Mâzenderân ve Kumis gibi şehir ve bölgelerihâkimiyet sahası içine aldı. Ayrıca Irak'ı Acem eyaletinin yarısı ile Gîlân bölgesiniŞehzâde Tuğrul'a, Fârs eyaletini, Isfahan ve Huzistân'ın yarısını ise Selçuk-şâh'averiyordu. Mahmûd'a da "sultan" unvanı merkezi Isfahan olmak üzere devletinbatı ülkeleri bırakılıyor, bu suretle "Irak Selçukluları" Devleti meydanaçıkıyordu. Sencer de "Sultan-ı a'zam" unvanı ile diğerlerinin üstünde büyüksultanlık makamına oturmuştu. Mahmûd ve öteki hanedan âzası ona tâbi olacaklardı.

Sencer'in Batıdaki Politikası

Daha sonra siyâsî alanda yeniden durumunukuvvetlendirmek isteyen Abbâsî Halîfesi Müsterşid Billâh, Irak Selçuklu sultanıMahmûd'la münâsebetlerini düzeltmiş, hatta bu ikisi bir ittifak meydana getirerekSultan Sencer'e karşı savaşmayı kararlaştırmışlardı. Sultan Sencer bu durumu öğrendiğizaman, derhal Mahmûd'a bir mektup yazarak bu ittifaktan ayrılmasını istemiş ve buarzusu yerine getirilmişti.

Daha sonra gelişen olaylardan anlaşıldığına göreMahmûd, Bağdad'da halîfeliğin siyâsî hâkimiyetini tanımış görünmektedir(1126). Bu durum Sultan Sencer'i batıdaki işleri düzenlemek için yeni bir seferemecbur etti ve Mahmûd'u Rey şehrine davet etti. Neticede adı geçen şehirde yeğeniile yaptığı görüşmeden memnun olarak geri döndü (1128). Bir müddet sonra Mahmûd,Halîfe Müsterşîd'i azletmek için harekete geçeceği sırada, öldü (10 Eylül1131).

Sultan Mahmûd'un ölümüüzerine Selçuklu Devleti'nin batı bölgesinde karışıklıklar çıktı. SultanSencer'in onayı alınmaksızın Irak Selçukluları tahtına Mahmûd'un oğlu Dâvudgetirilmiş, buna amcası Mes'ûd itiraz etmişti. Dâvud-Mes'ûd arasındaki taht mücâdelesineSelçuk-şâh da katılmıştı. Çok geçmeden Sultan Sencer bu karışık durumu düzeltmekmaksadıyla batıya doğru hareket etti ve Rey şehrine geldi. Onun Irak Selçuklularıtahtı için adayı, yeğeni Tuğrul idi.

Daha sonra Mes'ûd, Selçuk-şâhve Halîfe Müsterşîd aralarında anlaşmayı tercih ettiler. Sultan Sencer, Melik Mes'ûdve müttefiklerini Dinever'de yenerek (26 Mayıs 1132), Tuğrul'u Irak Selçukluları tahtınaçıkardı. Ancak Tuğrul'un kısa süre sonra ölümü üzerine, Mes'ûd Irak SelçukluSultanı oldu (1134). Sultan Sencer ise bu devlete yeni bir müdahalenin faydasızlığınıanlamış olacak ki, Mes'ûd'un kendi tasvibini almadan tahta çıkmasını kabûl etti.

Sultan Sencer'e tabi olmakistemeyen Mes'ûd daha sonra Selçuklu emîrlerinin idaresi altına girmişti. Bu durumSultan Sencer'in son defa batıya sefer yapmasına sebep oldu ve Rey şehrinde Mes'ûdtarafından verilen izahattan tatmîn olarak Horasan'a döndü (1150).

Doğu Politikası

Gazneliler hükümdarı Behrâm-şâh onsekiz yılkadar olay çıkarmadan Selçuklulara itâat etmişti. Daha sonra 250.000 dinar tutarındakiyıllık haracı ödememesi ve halka kötü davranması, Sultan Sencer'i bu hükümdar üzerinebir sefer tertiplemeğe mecbur etti (1135). Sultan ağır kış şartlarına rağmenseferden vazgeçmeyerek Gazne'ye hâkim oldu. Behrâm-şâh Hindistan'a kaçarakSencer'den af diledi. Sencer onu bağışlayarak yerinde bıraktı ve Belh'e döndü(1136).

Sencer daha melikliğe sırasında KarahanlıDevleti'ni teşkilâtlandırmıştı. Batı Karahanlı hükümdârı Arslan Hân Muhammedömrünün son yıllarında hastalanarak felç olmuş, bu bakımdan devleti oğlu Nasr ilemüşterek idare etmeğe başlamıştı. Ancak Semerkant'ta dînî liderlerin sebep olduğuisyan sonucu Nasr öldürüldü. Arslan bu isyanı bastırabilmek için Sultan Sencer'denyardım isterken, öteki oğlu Ahmed'i ortak hükümdar yapıyordu. Ahmed süratle durumahâkim oldu. Buna rağmen yola çıkan Sultan Sencer, Arslan Hân'ın yerine sırasıyla;Hasan b. Ali, İbrâhim b. Süleymân ve Mahmûd'u tayin etmişti.

Sultan Sencermelikliği sırasında Hârezm'e de hâkim olmuş (1098) ve Berkyaruk tarafından oraya"Hârezmşâh" tayin edilmiş olan Kutb el-Dîn Muhammed'i yerinde bırakmıştı.Kutb el-Dîn Muhammed bütün valiliği boyunca Sencer'e bağlı kalmıştı. Onun ölümüyle(1128) oğlu Atsız, Sultan Sencer'in izni ile Hârezmşâh oldu. Atsız da başlangıçta,babası gibi, Sultan Sencer'e sadakatla bağlı idi. Daha sonra Cend ve Mangışlak gibiaskerî bakımdan önemli yerleri ele geçirerek nüfuz ve kudretini artırdı.

Onun izin almadan giriştiğibu hareket bölgeyi kafirlere karşı müdafaa eden Müslümanları öldürmesi, ayrıcabağımsızlık kazanmak temâyülünde olduğunu göstermesi Sultan Sencer'i Hârezm'ebir sefere mecbur etti. İki taraf arasındaki savaşta Sultan Sencer, Atsız'ı mağlûpve Hârezm'i istilâ etti (1138). Bu bölgeyi yeğeni Süleyman Şah b. Muhammed'inidaresine bıraktıktan sonra Merv'e döndü (1139). Atsız, Sultan Sencer döndüktenhemen sonra taarruza geçerek Süleyman-şâh'ı mağlûp etmiş ve Hârezm'e tekrar hâkimolmuştur. Bununla beraber Atsız 1141'de büyük bir yeminle Sultan Sencer'e itâatiniarzetti.

Kara Hıtay Hezimeti
Karahanlı hükümdârı Mahmûd ile idaresi altındakiTürk kabilelerinden Karluklar arasında anlaşmazlık çıktı. Mahmûd, SultanSencer'den yardım isterken, Karluklar da Kara-Hıtaylardan Gür-Hân'a başvurdular.Sultan Sencer bu yardım isteği üzerine büyük bir ordu ile harekete geçti. Selçukluve Kara-Hıtay kuvvetleri Semerkent civarında Katvân (Katavan) sahrasında savaştılar(9 Eylül 1141).

Sultan Sencer hayatının ilk yenilgisini burada aldı,ordusu tamamıyla dağıldı ve eşi Terken Hâtûn esir düştü. Kara-Hıtaylar bütünMâverâünnehr'i istilâ ettiler. Bu mağlûbiyet Selçuklu Devleti ve İslâm dünyasıiçin ağır bir darbe oldu. Sultan Sencer, Ceyhun nehri ötesinde kalan arazisinikaybetti. Türkistan ilk defa putperest bir kavmin hâkimiyeti altına girdi.

Harezmşah Atsız ile Mücadele

Diğer taraftan bu mağlûbiyet haberini öğrenenHârezmşâh Atsız, Selçuklulara ait yerleri zabtetmek için sür'atle harekete geçmişti.O ilk olarak Serahs'a, daha sonra da Merv şehrine hakim oldu (1141). Merv'deki SultanSencer'i hazinelerini, birçok adamı ve âlim de Hârezm'e götürdü. Ertesi yıl Atsız,Nîşâbûr, Beyhâk ve Horasan'ın diğer kısımlarını işgâl etti. Sultan SencerKatvan'daki ağır mağlûbiyete rağmen bir yıl içinde tekrar kuvvetlerini toplamağamuvaffak olmuştu.

Atsız'ın bu genişleme siyasetini önlemek içinikinci defa Hârezm seferine çıktı. Sencer bölgenin merkezi Gürgenç'e kadarilerleyerek bu şehri kuşattı (1143/44). Atsız bir kere daha aff dilemek yolunu seçti,Sultan Sencer onun ricâsını kabûl etti. Ancak varılan anlaşmaya göre; Atsız, Mervşehrinde ele geçirdiği Selçuklu hazînesini geri vermeği ve Sencer'e tâbi olmayıkabûl ediyordu. Bir müddet sonra Atsız'ın eski isyancı huyundan vazgeçmediği görüldü.

O SultanSencer'i öldürmeyi tasarlamış, bu maksatla da iki Bâtınî'yi görevlendirmişti. Ayrıcabu suikastı haber veren Sencer'in elçisi, devrin tanınmış şâirlerinden, Edîb Sâbir'ide öldürtmüştü. Elçinin öldürülmesi Sultan Sencer'in Hârezm'e üçüncü birsefer tertiplemesine yol açmıştı (Kasım 1147). Sultan Sencer iki aya yakın bir kuşatmadansonra Hezâresb kalesini zabtederek, Gürgenç'e doğru ilerledi. Atsız bir kere dahayenilgiyi kabûl etmek ve aff dilemek zorunda kaldı. Sultan Sencer de onu yine affetti(Haziran 1148).

Gurlular ile Mücadele

Sencer'in Katvan'daki mağlûbiyetinden sonra GûrlularHerât'ı almış ve Belh'e kadar ilerlemişlerdi (1147). Gûrlulara engel olmağa çalışanSelçuklu kumandanlarından Emîr Kumac yaptığı savaşta mağlûp oldu. Daha sonra Gûrhükümdarı Alaaddin Hüseyin yıllık vergiyi Sencer'e göndermeyerek bağımsızlığınıilân etmiş ve Herî Rûd'a doğru ilerlemişti. Gûrluların kuvvetlenmesi ve SelçukluDevleti'ne karşı düşmanca bir tavır takınması üzerine Sencer bir sefer tertiplemekzorunda kaldı.

Nihayet iki taraf Herât yakınında Nâb denilen yerde karşılaştılar.Bu savaşta Sultan Sencer, Alâ ed-Dîn'i kesin bir şekilde mağlûp ederek onu esir aldı(Haziran 1152). Alâ ed-Dîn bir süre Sencer'e hizmet etti ve kendisini sevdirmeğemuvaffak oldu. Daha sonra Sencer, Alaaddin'i affederek Gûr'un idâresini ona verdi.

Oğuzlar ile Mücadele

Kara-Hıtay ve Karlukların baskısıneticesinde Türkistân'dan batıya geçmek zorunda kalan Oğuzlar Toharistan yaylalarındayaşıyorlar, Selçuklu Devleti'nin nüfuz sahası içinde bulunmalarına rağmen yarı-bağımsızbir hayat sürüyorlar ve Sultan Sencer'in mutfağına yılda 24 bin baş koyun vergi ödüyorlardı.Selçuklular ile Oğuzlar arasındaki ilk anlaşmazlık bu verginin alınması sırasındameydana gelmiş, Oğuzlar kendilerine güçlük çıkaran tahsildârı öldürmüşlerdi.

O zaman Belh valisi olan Kumacbu olayı büyüterek 10 bin kişilik bir ordu ile Oğuzların üzerine yürüdü ve onlarınsultanın hazinesine çadır başına 200 dirhem vererek bulundukları yerlerde kalmalarıisteklerini reddetti. İki taraf arasında yapılan savaşı Oğuzlar kazanmış, EmîrKumac ve oğlu Alâ ed-Dîn Ebû Bekr savaşta ölmüşlerdi. Bu haberi duyan SultanSencer öteki kumandanların teşvîki ile, Oğuzlar üzerine bir sefer tertipledi. Oğuzlarsultanı bu seferden vazgeçirmek için para, köle ve bir çok hediyeler teklif ettiler.

Sencer baştaKumac'ın torunu Mü'eyyed Ay-Aba olmak üzere diğer emîrlerin ısrarı karşısında yürüyüşedevam etti. Belh vilayeti hududları içinde yapılan savaşta, Oğuzlar Selçukluordusunun hücumunu püskürttükten sonra dar bir boğazda onları sıkıştırarak tambir bozguna uğrattılar. Sultan Sencer de Oğuzların eline esir düştü (Mart-Nisan1153). Sultan Sencer'in bu esareti sırasında Oğuzlar başta Merv olmak üzere Horasan'ınbütün şehirlerini istilâ ettiler ve daha sonra Belh ve Merv bölgesine çekildiler.

Bu arada Oğuzlarınönünden kaçmayı başaran Selçuklu vezîri Tâhir b. Fahr el-Mülk'ün gayretleriyle Nîşâbûr'daSencer'in yeğeni Süleymân-şâh b. Muhammed'in sultanlığı ilân edilmişti. Ancak bütündevlet erkânını etrafında toplamağa muvaffak olamayan Süleymân-şâh Merv şehri üzerineyürüdü ise de, Oğuzlar karşısında mağlûp oldu. Vezîr Tâhir'in ölümündensonra da Horasan'ı terk ederek Hârezm'e gitti (1154).

Daha sonra bir kısımSelçuklu emîr ve kumandanları Sultan Sencer'in kız kardeşinin ve KarahanlılardanArslan Hân'ın oğlu Mahmûd'u sultan tanıdıklarını görüyoruz. Irak Selçuklusultanı Muhammed b. Mahmûd ve Hârezmşâh Atsız da onun sultanlığını kabûl etmişlerdi.Fakat Horasan'daki hakîki kuvvet Selçuklu emîrlerinin elinde idi, her bir emîr bir bölgedehâkimiyet kurmuştu. Mahmûd, Oğuzlar ile bir süre mücadele ettiyse de, onları itâataltına almağa muvaffak olamadı. Oğuzlarla mücadele için Hârezmşâh Atsız'a başvurdu.

Mahmûd ve Atsızbirleşme çabaları içinde iken Sencer esâretten kurtarıldı.
Daha sonra Mü'eyed Ay-aba, Oğuzlardan bir grubu kandırmağa ve Sencer'i kaçırmağamuvaffak olmuştu (Ekim-Kasım 1156). Sultan Sencer önce Tırmiz'e, buradan da Merv şehrinegeldi. Ancak kendisi artık yaşlanmış ve esârette çektiklerinden dolayı ruhen çökmüştü.Sultan Sencer devleti diriltmek husûsunda birşey yapamadı, 26 Nisan 1157 tarihinde 71yaşında öldü ve Merv'de sağlığında yaptırdığı muhteşem türbesine gömüldü.Onunla beraber Büyük Selçuklu Devleti geride parlak bir geçmiş bırakarak tarihsahnesinden çekildi.

 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=