Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Cengiz imparatorlugu
 

CENGİZ  İMPARATORLUĞU

Türk-Moğol Meselesi

Eski devirlerden beri Türkler'inanayurdunun bir parçası olarak bilinen ve bugünkü Moğolistan ve Mançurya'yı içinealan Asya'nın kuzeydoğu bölgeleri, Hunlar'dan beri türlü Türk boyları ile Moğol veMançu gibi diğer Altay kavimlerinin faaliyette bulunduğu sahalar olmuştur. Türkler'incedleri olarak kabul edilen ve Çin'le daimî bir mücadele halinde yaşayan Hunlarburalardan batıya ve güneye yayıldıkları gibi, 6-8. yy.'lardan itibaren Asyatarihinde siyaset ve kültür bakımından büyük rol oynamaya başlayan Gök-Türk İmparatorluğu'nunmerkezi de burası idi.

Ancak denizden uzak ve sertkara iklimine sahip olan ve bilhassa Çin ile daimî bir savaş halinde yaşamayıicabettiren bu bölgeyi, istikbal için karanlık gören Türkler, IX. yy.dan itibarenyavaş yavaş terketmişler ve merkezlerini batıya ve güneybatıya nakletmişlerdir. Türkler'inen eski dil ve kültür âbidesi olarak bilinen Orhon ve Yenisey yazıtları bu bölgelerdemeydana gelmiş ve bunların asılları da hâlâ burada muhafaza edilmekle beraber, burasıbugün artık bir "Moğolistan" olarak tanınmakta ve Türklükle ilgisi, ancaktarihî bir değer taşımaktadır.

Siyasî ve idarî merkez batıve güneybatıya kaymakla beraber, Türk boylarının bir kısmı Moğollar'la bir aradaveya onlarla komşu bir halde yaşamakta devam etmişler, Moğollar'ın bir kısmı Türkleşirkenbazı Türk boylarının da "Moğollaştığı" görülmüştür. Altay'daki Türkboyları ile Moğollar arasındaki buna benzer karşılıklı temas ve kaynaşmalar, XX.yy.'a kadar devam etmiş ve etmektedir. Bu yüzden, Moğollar arasında Türk ve Türkleriçerisinde Moğol boy adlarına rastlandığı gibi, bazan da aynı boy adının hen Türk,hem Moğol cemiyetlerinde aynı zamanda kullanıldığı görülmüş, fakat duruma görebunların bazıları "Türk" bazıları "Moğol" kaynaklı olarak değerlendirilmiştir.

XII. yy.'da tarih sahnesineçıkışlarından önce, Moğollar'ın bu zümreye mensup aşağıda saydığımızboyların, devlet kurma gibi siyasî ve sosyal faaliyetleri bölgesel kalmıştır. XII.ve XIII. yy.'larda, bir cihan imparatorluğu kurulması şeklinde karşımıza çıkan hâdiselerise, dünya tarihin en önemli sayfalarından biri olup, bundan önceki Hun, Avar, Göktürkdevirlirini hatırlatmakta ve bunların birer tekrarı gibi karşımıza çıkmaktadır.

Asya bozkırlarında vücudagetirilen bu son büyük imparatorluğun rehberliğini üzerine alan Cengiz (Çinggiz),kendisinin mensup olduğu Moğol kabilelerini birleştirdikten sonra, Türk boylarını dakendi hâkimiyeti altına alarak, bunların da Moğollar'la beraber hareket etmesini teminetmiştir. Zaten eskiden beri aynı tarihî mukadderata bağlı kalan bu bozkırkabileleri, teşkilât ve iktisadî bünye bakımından olduğu kadar, kültür bakımındanda birbirlerine yabancı olmadıkları gibi, bilhassa bu iki millet arasındaki temaslarındaha sık olduğu hudut boylarında etnik bakımdan da az çok birbirlerinin tesiri altındakalmışlardı.

Bozkır kanunları, bu kanunlarındoğurduğu hayat şartları ve bunlar üzerine kurulan siyasî birlikler, uzun asırlar sürenmüşterek tarih içinde, bunların bir kısmını o şekilde birbirine karıştırmışve yoğurmuştur ki, bu kavimler arasındaki ırk farkları âdeta silinmiş ve bazılarınıdiğerleri içinde eritmiştir. Birçok Moğol kabileleri daha çok eski devirlerde Türkleriçinde temsil edilmiş olduğu gibi, bugünkü Moğollar arasında da bu şekilde temsileuğramış Türk zümrelerini bulmak mümkündür. Türk zümrelerinin bilhassa Moğollar'ayakın sahalarda oturan kısımlarında bunun izlerini bugün bile görmek mümkündür.

Cengiz'in rehberliği altındameydana çıkan Moğollar'ın kısa bir zamanda bu kadar kuvvetli bir teşkilât vücudagetirebilmiş olmaları, Moğollar'ın kendi kuvvetlerinden ziyade, ancak tarihîmukadderatın hazırladığı bu yakınlık sayesinde, Türk kavimlerinin bir kısmınınMoğollar'a derhal iltihakının temin edilmiş olmasiyle açıklanabilir. Moğollar'la işbirliğineticesinde bu Türk zümreleri vasıtasıyle komşu Türk kültür merkezlerinin bu teşkilatiçerisine alınmış olması, Türk tarihinin gelişmesinin tâyininde de bir unsur olmuştur.Moğol devlet teşkilâtının eski Türk an'anesi üzerine kurulduğunu eskiden beri Türkler'degördüğümüz ıstılahların aynen kabul edilmiş olmasiyle de isbat edildiği gibi, Türkülkelerinin doğu kısmında hâkim olan kültürün dini olan burkancılığın Moğollararasında yayılması ve Uygur alfabesinin bugüne kadar hâlâ Moğollar tarafındankullanılmakta olması da bunun birer delilidir.

Türk-Moğol İmparatorluğu ve Devamı

XII. yy.'ın sonları ile XII. yy.'ın başlarında,yalnız Türk dünyasının değil, o zamanki dünyanın büyük kısmını içine alanAsya ve Avrupa'nın bütün milletlerini yakından ilgilendiren büyük hâdiseler cereyanetmiştir ki, bu da, dünyaya yeni bir nizam vermeye çalışan Türk-Moğol İmparatorluğu'nunkurulması şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu imparatorluğa, kurucusundan dolayı bazan"Cengiz İmparatorluğu", bazan "Moğol" veya "Türk-Moğol İmparatorluğu"(veyahut: "Hanlığı", "Kağanlığı") denmiştir.

İlk devrede bu imparatorluğunhâkim unsuru Moğollar olmakla beraber, devlet genişleyince, kısa zaman içerisindeahalinin ve askerlerinin büyük bir ekseriyetini Türkler teşkil ettiği gibi, devlet teşkilâtınınesasları ve birçok müesseseler de, eski Türk geleneklerinin devamından başka bir şeydeğildi. Bu yüzden, Cengiz Han'ın kurduğu devlete "Türk-Moğol Hakanlığı"adını vermek doğru olur. 
Bu devirde bütün Türk ülkeleri(az bir istisna ile) bir tek imparatorluk halinde birleşmiş durumda idi. Bu büyükimparatorluk, Çin Hindistanı ve Arabistan dışında bütün Asya'yı ve bütün ŞarkîAvrupa'yı sınırları içine almıştı. İşte bu bakımdandır ki Türk-Moğol istilâsıve Hakanlığı, Türk tarihini yakından alâkadar etmektedir. Bazı tarihî hadiseler vehissî tesirler yüzünden, "Türk-Moğol ve Tatar" konuları yeteri derecede açıklanamadığındanveya şahıs ve milletlere göre birbirinden farklı tefsirlere dayanıldığından, yalnız"Türk-Moğol İmparatorluğu" dediğimiz Cengiz devri değil, hattâ onun parçalanmasındandoğan Türk devletleri bile bazan Türk tarihinin dışında bırakılmak istenmiştir. 
Fakat, şurası da bir gerçektirki, Cengiz'in kurduğu Hakanlık esas itibariyle Türk tarihinin ayrılmaz bir kısmınıteşkil etmektedir. Zaten Cengiz'in kendisi de bazı rivayetlere göre, Türk menşelidir.O zamana kadar, tarihte hemen hemen hiçbir rol oynamamış olan Kerülen nehri yakınındakikabileler, Yesügey-bağatur'un oğlu Temücin (Temuçin)in dehası sayesinde kısa birzaman içinde büyük bir faaliyet görtermeğe başladılar.
12. yy.'ın sonlarında tarihsahnesine çıkışları sırasında, Moğolistan ve civarında başlıca şu büyükboylar yaşıyor ve birbirleriyle amansız bir mücadele halinde bulunuyorlardı: İrtişile Orhon arasında ve Altay dağlarının kuzeyinde olmak üzere en batıda Naymanlar,onların doğusunda Orhon civarında Kereyitler, onların kuzeyinde, Selenge nehrinin ortave aşağı mecrasında Merkitler, onların batısında ve Naymanlar'ın kuzeyinde olmaküzere Oyratlar, Büyür gölü civarında Tatarlar ve ilk zamanlarda fazla kuvvetli vetananmış olmamakla beraber, Cengiz Han tarafından bütün boyların birleştirilmesindensonra adları umumî bir millî isim haline getirilen Moğol (Manghol)lar bunların başlıcalarıidi. Naymanlar ve Kereyitler, Uygur Türklerinin komşusu olmakla kültür bakımındanonların tesiri altında kalmışlar, yazı ile birlikte birçok medeniyet ve kültürunsurlarını Uygurlar'dan alan Moğol boylarından bilhassa Naymanlar, diğer komşularınanazaran üstün bir seviyede bulunuyorlardı.
X. yy.'da Moğolistan'dasiyasî faaliyetin hızlandığını, Kırgızlar'ın batıya, Yenisey civarına püskürtüldüğünüve Kuzey Çin'e yerleşen Hıtaylar'ın, Liao adında bir sülâle kurulduğunu görüyoruz.Liao devleti 1225'te yıkılmış ve onların bir kısmı batıya göçerek, Tarım veFergana vâdisinde, yüz yıl kadar yaşayan Kara-Hıtay devletini kurmuşlardır.

Halkın esas kitlesi, eski Türkler'de olduğu gibi tabiat dini veya şamanlığı mensupolmakla beraber, Moğol boyları arasında Budizm ve Naymanlar'la Kereyitler arasındaHristiyanlık da yayılmakta, Çin ile olan daimî mücadele ve temas neticesinde Çin kültürüde tesirini göstermekte idi.
Çinliler, kuzeydeki boyları,bazan kendi adlariyle zikretmekle beraber, (mes. Hiung-nu=Hun; T'u,K'üe=Türk), çok defaonları Türk veya Moğol olarak ayırmadan, toptan Tatar(Ta-ta) diye adlandırmışlar,XIII. yy. başlarında ise Moğollar'ı Çin sınırına yakınlıklarına ve medenîseviyelerine göre "Beyaz Tatar", "Kara Tatar" ve "YabaniTatar" şeklinde gruplandırmışlardır.

Tatar Meselesi 

Tatar sözü, gerek Türk ve gerek Moğollar arasındaeskiden beri bir boy adı olarak kullanılmakta idi. Ancak, Moğollar'daki Tatarlar'la Türkboyu olan Tatarlar'ın aynı olmadıklarını hatırlatmak yerinde olur. Moğol-Tatarlar,1202 tarihinde Dalan-Nemürges savaşında Cengiz (Çinggiz) Han tarafından yenilerek parçalanmışlarve bütün mensupları da diğer boylar arasında taksim edilmişlerdir. Böylece Tatarboyu Moğollar arasında ortadan kalkmakla beraber, bu ad yabancılar tarafından bazan"Moğol", bazan da "Türk" anlamında kullanılmakta devam etmiştir.

Türk dilinin en eski belgelerinde olanOrhon yazıtlarında zikredilen "Tatar" halk adını bazı tarihçiler Moğol,bazıları da Türk menşeli olarak mütalâa etmişlerdir. Fakat Kaşgarlı Mahmûd'un"Divan-ı Lûgat-it-Türk'ünde adı geçen Tatarlar'ın bir Türk boyu olduğundaşüphe olmasa gerek.

Ruslar da Cengiz devri içinbazan "Moğol", bazan da "Tatar" adını kullanmışlar, hattâ ondansonra kurulan ve birer Türk Devleti olan Altın Ordu ve Kazan Hanlığı ve ahalisine hepTatar demişlerdir. Çarlık devrinde ellerine geçirdikleri bütün diğer Türk boylarınaRuslar toptan "Tatar" demişler, fakat bununla hiçbir zaman "Moğollar"ıkastetmeyip, bu tâbiri yalnız ve yalnız Türk boyları için kullanmışlardır (meselâ:Kazan Tatarları, Kırım Tatarları, Astrahan Tatarları, Kafkasya Tatarları, AzerbaycanTatarları, Taşkent, Hive, Buhara Tatarları, Kaşgar, Kulca Tatarları, Sibirya, AltayTatarları, vb.).

Sovyetler devrinde"Tatar" sözünün "Türk" karşılığı olarak kullanılmasıterkedilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması usulü kabul edilmişve siyasî maksatlarla tatbik edilen usulle, birer Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen,Uygur, Karaçay, Balkar, Azeri v.b. gibi "milletlerin" yaratılmasına çalışılmıştır.Fakat siyasî maksatlarla yürütülen bu tatbikat yanında, Sovyet ilmî edebiyat ve neşriyatındabu toplulukların "Türk" camiasından olduğu inkâr edilemediğinden, Sovyet Türkolojiilminde bunların hepsi de bir arada mütalâa edilmekte ancak birbirine çok yakın olduğuiçin "Türk şiveleri ve lehçeleri" dediğimiz tâbirler yerine Sovyet Türkologları,Türk dilleri tabirini kullanmaktadırlar.

Bundan başka, Rus ilimedebiyatında, Rusya içindeki Türk boylarını Türkiye Türkleri'nden ayrı mütalâaetmek için "tyurki, Tyurkskiy" (Türkler, Türkçe), Türkiye Türkleri içinese "Turok, Turki, Turetskiy" (Türk, Türkler, Türkçe) tâbirleri yaratılmıştır.Son yıllarda batı dünyasında da (bilhassa İngiliz ve Amerikan edebiyatında) bunauyularak Rusya'daki Türkler için "Türkic (T.peoples, T. languages" Türkhalkları, Türk dilleri), Türkiye Türkleri için "Türkish" tâbirlerininkullanıldığı görülmektedir. Bu suretle Rusça "Tyurkskiy" ve İngilizce"Turkic" tâbirlerinin, 1917'ye kadar Rusya içindeki Türkler için umumî birad olma istidadını gösteren "Tatar" tâbiri yerine kullanıldığı meydanaçıkmaktadır.

Bugün "Tatar" sözübir Türk boy adı olarak ancak "Kazanlı" veya "Kuzey Türkleri" dediğimizİdil-Ural, Batı Sibirya ve Astrahan ahalisi ile "Kırımlı"lar için kullanılmaktadır.Zikrettiğimiz bu boylar artık bugün bu ismi kendileri de bir halk adı olarak benimsemişdurumdadır.

Cengiz devleti ilkdevrelerde Moğollar'dan ibaret iken, kısa zamanda genişleyerek bir cihan imparatorluğuhaline gelmiş ve neticede bir Türk-Moğol imparatorluğu şeklini almıştır. Çünkü,Türkler'le meskûn hemen hemen bütün ülkeler bu devletin içine alınmışbulunuyordu. Başka bir çok milletler de bu imparatorluğa mensup olmakla beraber, esaskitle ve nüfusun büyük kısmı(100 yıl Moğol idaresinde kalmış olan Çin istisnaedilirse) Türkler'den ibaretti.

Bazıları sulh yolu ile,bazıları savaş neticesinde Cengiz'e tabi olan Türk boyları, kısa zamanda onunla anlaşarakbüyük imparatorluğun sosyal, askeri ve idarî bütün işlerine iştirake başlamışlardı.Sayı bakımından imparatorluğun içinde ekalliyette kalan ve kültür bakımından Türkler'enazaran aşağı seviyede olan Moğollar'ın mühim bir kısmı İslâmiyeti kabul ederekTürkleşmiş, kalanları da esas Moğolistan'a dönmüştür. Böylece imparatorluk parçalandığızaman, bundan Moğol değil, Altın Ordu, Sibir, Çağatay, İlhanlı gibi yeni yeni Türkdevletleri ortaya çıkmış, Moğollar'ın hâkimiyeti eski yurtlarına inhisar etmiştir.

Tatarlar Kimdir? 

"Tatar" sözü, çeşitlizamanlarda değişik anlamlarda kullanılmıştır. Ruslar bu deyimi, yüzyıllar boyunca,Avrupa Rusyası'nda yaşayan Türk soylu Müslümanlar için kullanmışlardır
Batılı yazar ve araştırmacılar "Tatar" kelimesini,Türkistan'da ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Türkler için kullanmaktaydılar.Osmanlılar ise, miladî on altıncı yüzyıldan başlayarak "Tatar"deyimini, kuzey Türkleri için kullanmışlardır.

Kırım Hanları için ilk defaOsmanlı Fermanlarında 1696 yılında tatar ifadesi geçmektedir. İslâm dünyasındailk kullanıldığında, "Tatar" kelimesiyle kastedilen, "Moğol"idi. Miladî on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi İbnül Esir,Moğollardan bahsederken daima "Tatar" kelimesinikullanmaktadır: "Tatarların İslâm ülkelerine gelişi" "TatarlarınTürkistan ve Maveraünnehr'e çıkışı" "Kâfir TatarlarınHarzemşah üzerine yürüyüşü" gibi. Tabiî şamanist, kısmen budistMoğollardan bahsetmektedir.

Cengiz Han'ınCelâleddin Harzemşah'a yetişmesini anlatırken "Celâleddin (Sind nehrini)geçemedi, Cengiz Han Tatarlarla ona yetişti" demektedir. İbn Kesir(öl.1372), Cengiz Han'ı anlatırken "Tatarların en büyük sultanı, bugünkümeliklerinin babası" ifadesini kullanır.

İbn Haldun da "Busultan, Cengiz Han, Tatarların sultanıdır" demektedir. Çok iyi bilindiğigibi Cengiz Han, Moğol hükümdarıdır."Tatar" kelimesi,günümüz Arap araştırmacılar tarafından da "Moğol"yerine kullanılmaktadır. Meselâ, Moğol istilâlarını gösteren haritanın yaftası"Tatar yağması"dır. Moğollar, 1258 de Bağdat'ı işgaledip Abbasî Halifeliğini yıkmadan önce, 1237 de Moskova'yı zaptettiler. Moğol(Tatar) ordusunda en kalabalık zümre Kıpçak Türkleri idi.

Türklerin büyükçoğunlukta olduğu Moğol ordusu, günümüzde Rusya denen bölgeyi, on üçüncüyüzyılın ilk yarısında zaptetmişti. Bu durum, Rusların, Avrupa Rusya'sındakibütün Türk kökenli Müslümanlara niçin Tatar dediklerini açıklar.

Moğol (Tatar)ordusunun büyük çoğunluğu Türktü; Ruslara göre, bütün Avrupa Rusya'sındayaşayan Müslüman Türkler, Moğolların (Tatarların) torunlarıydı.

Önemle belirtilmesigereken bir husus da, Moğol (Tatar) ordusunun çoğunluğu Türk olmakla birlikte,bütün komuta kademeleri Moğolların tekelindeydi. Kıpçaklar, Peçenekler ve ötekiTürk boylarından gelenler rütbesiz askerlerdi. Abbasî Halifeliğini 1258'de yıkmışolan, Cengiz Han oğlu Tuluy'un oğlu Hülagü ve ordusundan, bütün çağdaş ve sonrakiArap tarihçileri "Tatar" diye bahsettikleri gibi, diğermilletler de, on üçüncü yüzyılda yeryüzünün en büyük devletini kurmuş olanMoğollardan "Tatarlar" diye söz etmektedirler.

On üçüncü yüzyılda Çin'in çok büyük bir bölümü, Türkistan, İran, Irak, Suriye, Anadolu, bugünkü Rusya, Kafkasya, Kırım, Ukrayna, Polonya, Tatarlar (Moğollar) tarafından zapt edildi. Bu Tatar hakimiyeti altında yaşayan milletler de Tatar (Moğol) sülâlesinden hanedanların idaresinde yaşadıkları için "Tatar" diye anıldılar. Böylece, on dördüncü yüzyıldan başlayarak "Tatar" kelimesi, kavmî, etnik, soyla ilgili bir söz değil, teba'iyyeti (uyrukluğu), bir nevi vatandaşlığı ifade eden bir deyim haline geldi.

Daha sonraları Rusya'da ve, Avrupa'da, Osmanlılar dışındaki bütün Türk halklarına Tatar dendiğini" görüyoruz. Bilindiği gibi, insanın ana dili, onun soyunu, kökenini belirleyen en önemli unsurdur. Dil kullanılırken, konuşmada, söyleyişte fark olursa, bu farka "ağız" veya "şive" denir: Erzurum ağzı, Kayseri ağzı gibi. Fark, yazıya geçerse, "lehçe" (diyalekt) adını alır. Türk lehçelerinin çeşitli tasnifleri vardır; en belirgin hatlarıyla, lehçe kabul edilir.

1-"Türkçe" dediğimiz Anadolu Lehçesi (Oğuz Lehçesi, Batı Türkçesi, Lehçe-i Osmani).
2-Azerî Lehçesi: En büyük temsilcisi: meşhur şair Fuzulî.
3-Türkistan Türkçesi (Çağatayca, Hakanî Lehçesi, günümüzdeki Özbekçe).En büyük şairi: Ali Şir Nevâi
4-Tatarca denilen, Kırım ve Kazan Türklerinin konuştuğu Kuzey Lehçesi (Kırım'ın Yalıboyu'nda İstanbul Türkçesi, iç kısımlarıyla kuzeyde Tatarca konuşulurdu.)

Sonuç: "Tatar" kelimesi, on üçüncü yüzyılda "Moğol" kelimesinin yerine kullanılmıştır. Tatarlar (Moğollar), Çin, Türkistan, Iran, Anadolu, Irak, Suriye, Sibirya, Rusya, Doğu Avrupa, Kırım ve Polonya'yı on üçüncü yüzyılda zaptettiler.

O zaman Hazar Denizi'nin ve Karadeniz'in kuzeyinde Göktürk, Hun, Peçenek, Kıpçak ve Bulgar Türklerinin torunları yaşamaktaydı. Tatarlar (Moğollar) on üçüncü yüzyılda bütün bu bölgeleri zaptettikleri zaman, bu işi gerçekleştiren ordularında, Türkistan'dan gelen yeni Türk kütleleri de vardı. Gerek eskiden Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yerleşmiş olan, ve gerekse Moğol ordusunda gelen kalabalık Türk kütleleri, Moğol hakimiyetinde yaşadılar. Moğol (Tatar) hakimiyetinde olarak Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşamış olan Türkler, siyasî yafta olarak "Tatar" diye anılır hale geldiler.

Günümüzde Karadeniz'in kuzeyinde ve Rusya'da yaşayan ve "Tatarca" denen kuzey Türkçesini konuşan Müslümanlar, bunların torunlarıdır. Çıkan netice şudur ki, "Tatar" kelimesi, yirminci yüzyılda, soy gösteren, başka bir deyimle, kavmî etnik bir tabir değildir, tarihî kimliği bildiren bir sözdür. Nasıl ki Osmanlı idaresinde yaşayan her ferd "Osmanlı" idi, Osmanlı tâbiyetinde idi, Osmanlı uyruğu idi; Ermeni, Yahudi, Rum, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut, vb. "Osmanlı" idi, Tatar (Moğol) idaresinde yaşayan kuzey Türkleri de öylece Tatar idi. Kısacası, yirminci yüzyılda, kendilerine "Tatar" denilen Rusya Müslümanları, Moğol değil, ataları Moğol (Tatar) idaresinde yaşamış ve zamanla Moğolları da Türkleştirmiş olan Türklerdir.

Yani, artık "
Tatar" sözü, etnik (kavmî) değil, siyasî bir anlam ve içerik kazandı. Türk ülkeleri dışındakiler zamanla Tatar (Moğol) hakimiyetinden çıktı. Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyindeki bölgelerde yaşayan Türk topluluklarında Tatar siyasî ismi devam etti. Cengiz Han'ın diğer oğlu Cuci'nin oğlu Batu Han'ın hükümdarlığında, Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyinde, Arapların ve Avrupalıların "Altın Orda" (Altınordu) (Rusçası Zolotaycı Orda) dedikleri "Gök Orda" devleti ortaya çıktı.

Batu'nun kardeşi Burka Müslüman oldu, 1255 yılında Gök Orda Han'ı olunca Müslümanlığını ilân etti. Bereke adını alan bu zat, Altın Orda'nın ilk Müslüman hanıdır. Bereke Han, Anadolu Selçuklu hanedanından bir hanımla evlendi. Bu evlilikten doğan oğlu İzzeddin'e, Solhat ve Sudak şehirleriyle yörelerini verdi. İzzeddin ve annesi, binlerce Müslüman Türkü Anadolu'dan Kırım'a getirip yerleştirdiler.

İslâm Gök Orda hızla yayıldı ve çok sağlam bir şekilde yerleşti, kök saldı. Gök Orda'da (Altın Orda'da) hanedan Cengız Han soyundandı, fakat "Türk unsuru o kadar kuvvetliydi ki on dördüncü yüzyıl başlarında Altın Orda bu unsurun tesirine direnemedi ve bir Türk Devleti haline geldi".

Gök Orda Hanı Toktamış 1396'da Timur'a yenilince, bu hanlık parçalandı; toprakları üzerinde Kazan, Kırım, Astrahan ve Kasım Hanlıkları kuruldu. Bu hanlıkların sadece hanları ve yüksek kademedeki idarecileri gerçek Tatar, yani Moğol idiler, fakat, idare edilenlere de hükümdarlarından dolayı Tatar denildi: Türkistan'daki Türklere, başlarındaki Özbek Han'dan dolayı "Özbek" denmesi, son Gök Orda (Altın Orda) Hanı Toktamış'a karşı ayaklanıp onunla savaşan tümen (10.000 atlı) beyi Nogay'ın buyruğu altındakilere ve onların günümüze kadar gelen torunlarına "Nogay" adı verilmesi, Osmanlı idaresindekilere "Osmanlı" denilmesi gibi.

Zamanla hanlar ve yöneticiler de Türkleştiler. Meselâ, Kırım'ın ünlü kahramanı, XVI. yüzyılda yaşamış olan Bora Gazi Geray Han, Türkçe söyleyen birinci sınıf bir şair ve klasik Türk musikisinde çok usta bir bestekârdır. Nitekim, Çarlık Rusyasının son yıllarında milliyet prensibi ön plâna çıkınca, Rusya'daki halklar kendilerine "Türk" mü yoksa "Tatar" mı denmesi gerektiğini tartıştılar.

Günümüzde, Rusya Federasyonu içinde, başkenti Kazan şehri olan Tataristan vardır. Bu ülkede, halkın yarıdan biraz fazlası Müslüman, yarıya yakını da Rustur. Müslümanlar, Türkçenin kuzey lehçesini konuşurlar, ataları, İbn Fadlan'ın bahsettiği, 922 yılında (Anadolu'nun Müslüman hakimiyetine girmeğe, Türkleşmeğe başlamasından 150 yıl önce) resmen İslâm'a girmiş olan İtil (Volga) Bulgarlarıdır.

Arapça kaynaklarda Saqâlibe (tekili: Saqlab) lafıyla anılan İdil Bulgarlarının isteği üzerine Abbasî Halifesi oraya, İslâm'ı öğretecek, cami ve minber yapacak kimseler gönderdi. Giden heyette bulunan İbn Fadlan, bu sefer sırasında gördüklerini yazmıştır. (Bulgarların öteki dalı, Karadeniz'in kuzeyinden geçerek Balkanlara inenleri, 863 yılında Hristiyanlığa girip Slavlaştılar; Bulgaristan'dakiler bunlardır.) Tataristan'daki Bulgar Türklerinin lehçesinde çok güzel Türkçe sözler yüzyıllardan beri yaşamaktadır: Oda yerine bülme (bölme), pazartesi karşılığı baş gün, örümcek ağı yerine ürmücek uyası (oyası), mide yerine aşkazan kullanılmaktadır.

Şüphesiz, Tataristan'daki, Türkçenin kuzey lehçesini kullanan Müslümanlar Türktür, "Tatar" kelimesi, onlar için kimliklerini belirleyen bir yaftadır. Zamanı gelince, "Tataristan" sözünün "Kıpçakistan"'a çevrilmesi gerekir. Öte yandan, gerçek Tatarlar, Anadolu'da on beşinci yüzyıla kadar görülmektedir. Moğolların Anadolu Selçuklularını 1243 yılında Kösedağı savaşında yenmeleriyle, Anadolu Moğol (Tatar) istilasına uğradı.

Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla ortaya birçok beylikler çıktı. Bunların içinde, Osmanlı Beyliği en küçük, fakat İslâmî değerlere bağlılıkta en samimî olanı idi. Diğer beylikler birbirleriyle uğraşırken Osmanlılar Bizans ve Avrupa'ya karşı cihad faaliyetlerine giriştiler. Kısa zamanda önemli bir devlet haline geldiler ve dördüncü hükümdar Yıldırım Bayezid Sivas ve Tokat yörelerini Tatar kabilelerinden sıyırıp aldı.

Anadolu'da Tatar (Moğol) kabileleri olarak bilinen guruplar vardı. Onlara Kara Tatar taifesi denirdi. Cengiz Han İmparatorluğu tarafından (Moğollar tarafından) Selçuklulara nezaret etmek üzere Anadolu'ya gönderilen kavimlerden olub zamanla Kayseri'ye ve Sivas taraflarında çadırda oturan olarak tanınmış ve yerleşmişlerdir.

Yıldırım bu söz konusu grubu (Kara Tatar) bir nevi kollamış onlardan vergi almamış sadece savaş sırasında bu gurubun savaş kabiliyetinden yararlanmış onları hemen hemen her savaşta ordusunda bulundurmuştur. Daha sonra Timur Anadolu'yu istila ettiğinde buradaki Kara Tatar grubunun beylerine özel muafiyetler vereceğini vadederek tarafına çekmiş Yıldırım'a karşı bunlar Timur'un yanında yer almışlardır. Timur Anadolu dan çekilirken de bu gurubun burada kalmasını istemmiş. Tabiri caizse zorla bunları geriye Asya bozkırlarına sürmüştür.

Yıldırım'ın oğlu Çelebi Mehemmed İskilip civarında üç beş bin çadır halkı görüp bunların "Tatar sergerdelerinden Minnet Beğin oymağı olduğu"nu öğrenince, hepsinin, Balkanlarda Filibe civarında yerleştirilmelerini emreder. Şu anda Filibe de bu Tatarların yerleştiği yere "Tatar Pazarı" denilir.

Böylece şu durum ortaya çıkıyor ki, Anadolu'da Moğol (Tatar) hakimiyeti devam etseydi, Osmanlı Devleti veya başka bir güçlü siyasî kuruluş ortaya çıkmasaydı, Anadolu'da yaşayanlar da Karadeniz'in kuzeyinde olduğu gibi, başlarındaki Moğol hanedanlardan dolayı, büyük bir ihtimalle "Tatar" diye anılacaklar. Bu kelime onların etnik değil, fakat siyasî yaftası olacaktı. Yine, çok büyük bir ihtimalle, Gök Orda'da ve ondan sonra kurulan hanlıklarda olduğu gibi, hakim Moğol (Tatar) hanedanı ve Moğol kökenliler Anadolu'da da Türkleşeceklerdi. Öte yandan, "Tatar" diye anılan bu kavme "Moğol" denmesi, Cengiz Han zamanından sonra olmuştur. Moğol tabiri Moğolistan ve Orta Asya'da yerleşmiş fakat Moğol İmparatorluğu'nun batı kısmında hiç bir zaman yaygınlaşmamıştır.

Büyük Hanlar 

Önce Moğol devleti olarak kurulan, fakat sonralarıbir "Türk-Moğol İmparatorluğu" şeklinde gelişen bu devlet, kurucusunaizafeten "Cengiz İmparatorluğu" diye de adlandırılmaktadır, çünkü 13.yy.'da cereyan eden siyasî, askerî ve içtimaî hâdiseleri, onan şahsiyetinden ayrı mütalâaetmek hemen hemen imkânsızdır.

1240 tarihli Moğolların Gizli Tarihi adlı eserdeCengiz (Çinggis) Han'ın şeceresinden bahsedilirken, en eski ceddi, Türk destanlarındaolduğu gibi, bir bozkurta bağlanmakta ve onun Türk menşeli olduğu hakkındakirivayetleri destekler gibi görünmektedir.

Boylar arasında devameden mücadeleler sırasında, Yesügey-bağatur, Merkitler'den Yeke-Çiledü'nün elindenkarısı Höelün-ücin'i kaçırmış ve bu kadın sonradan Cengiz'in anası olmuştur.Buna karşılık Merkitler de 10 yıl sonra Yesügey'i zehirleyerek öldürmüşlerdir.

Yesügey'in Höelün-ücin'denTemücin (doğ. 1155 veya 1167?), Hasar, Haçiun ve Temülün adında 4 oğlu veTemüge adında bir kızı olmuştur. 9 yaşında yetim kalan ve rakipleri tarafındanortadan kaldırılmak istenen Temucin ve kardeşleri anaları tarafından çok ağır şartlaraltında büyütülmüşlerdir.

Mevziî savaşlarda başarıkazanan ve taraftar ve dostları gittikçe çoğalan Temücin, 1196'da mahdut sayıdaboylar tarafından ilk defa "Çinggis" ünvanı verilerek "Han"(Ha'an, Kagan) seçilmiştir. Önce dost, sonraları rakip ve düşman olarak rol oynayansivrilmiş şahıslar arasında Kereyit hükümdarı Onghan(To'oril=Tuğrul) ileCaciratlar'dan Camuha bilhassa göze batmaktadır.

Fakat Temücin bu vediğer rakiplerini bir bir ortadan kaldırmayı başarmış ve bütün boyların birleşmesindensonra 1206 Pars yılında Onan nehri menbaında toplanan büyük kurultayda, tazelenen Çinggis(Çingiz=Cengiz) unvaniyle büyük hükümdar ilan edilmiştir.

Esas imparatorluğununkurulması ve büyük dış seferler bundan sonra başlar. Devletin idarî işlerinitanzim eden casag (casak, yasa, kanun)lar bu kurultayda kabul edilmiş, Cengiz'in bilig(vecize, hikmet)leri de kendi zamanında yazılmış ise de, bunlar tam metin halinde bizekadar intikal etmemiştir.

İmparatorluğun Kuruluşu 

Cengiz, kısa zaman içerisinde Nayman, Oyrat ve Kırgızlar'ıyenmiş (1206) ve kuzey Çin'deki Hıtay (Kitay, Kitan)larla Tangut (Si-hia)lara karşısavaşarak (1211) başşehirleri Pekin'i almış (1214), generallerden Muhali de SarıIrmağın kuzeyindeki bölgeleri zaptetmiştir (1217). Doğu Türkistan'daki Uygurlar(1209), Yedi Su bölgesindeki Karluklar'ın hükümdarı Arslan Han (1211) ve Almalık(Kulca) hükümdarı Bozar, Cengiz'in elçilerine müspet cevap vererek onun hükümdarlığınıtanımışlar ve savaşsız bu devlete katılmışlardır.

Karahıtaylar'a sığınan Nayman'lıGüçülük, Cengiz'e karşı savaşta yenilmiş, Liaotung ve Kore vergiye bağlanmışlardır.Komutanlardan Cebe Noyan, Cungarya ve Doğu Türkistan'ı geçerek Kaşgar ve Hotan üzerindenPamir'e varmış, Cengiz'in ikinci oğlu Çağatay İrtiş membaından hareketle Balkaş gölününkuzeyinden ilerlerken, büyük oğlu Coçi, Kaşgar, Uş ve Kokand üzerinden Maveraünnehir'eulaşmıştır (1217).

Harezmşah KutbeddinMehmed'in tedbirsiz hareketi ve Cengiz garafından gönderilen elçilerin Otrar valisitarafından öldürülmesi (1218), Cengiz'in batı seferini çabuklaştırmış ve yukarıdaanlatıldığı gibi üç koldan ilerleyen kuvvetlerin birleşmesiyle meydana gelen büyükordunun başında ilerleyen Cengiz Han Harezmşahlar'ı yenerek Buhara ve Semerkand'ıtahrip etmiştir (1219-1220).

Kutbeddin Mehmed'in oğluToluy güney-batıdan ilerleyerek Merv'i almış (1221), Tebriz ve Tiflis üzerindenKafkasya'yı geçerek Kiyev civarında Dnepr'e varmıştır (1222). İran'ın zaptıtamamlandıktan sonra (1222-1224) güney orduları Anadolu'nun içerisine kadar sokulmuşlardı.Cengiz kendisi Hindukuş'u aşarak (1221) İndus civarında Harezmliler'in arta kalanordularını dağıttıktan sonra Lahor'a kadar Pencap'ı istilâ etmiştir (1222). Fakatgüney Çin'deki karışıklıklar yüzünden geri dönmek mecburiyetinde kalmış veTangut seferi esnasında attan düşerek yaralanan Cengiz Han (1226), 1227 yılında ölmüştür.

Cengiz Han’dan Sonrası 

Cengiz, ölümünden önce, üçüncü oğlu Ögedey'in(Oktay) hükümdar olmasını tavsiye etmişti. Ögedey, 1228'de toplanan Kurultay'da buemre uyularak han seçildi ve kardeşi Çağatay tarafından tahta oturtuldu. Ögedeyzamanında Kore ilhak olundu, kuzey Çin tamamiyle imparatorluğa bağlandı ve 1237-1241yıllarında cereyan eden batı seferi Rusya ve bütün doğu Avrupa istilâ edildi.

Ögedey'in ölümünden sonra devletyeni bir han seçilinceye kadar onun eşi Töregene tarafından idare edilmiştir. Töregene,1246 Kurultayında Batu'nun muhalefetine rağmen oğlu Güyük'ün han seçilmesini teminetti. Bu hareket, batı ordularının muzaffer kumandanı ve Coçi'nin oğlu Batu ile Güyükarasında silahlı bir çatışmaya sebep olmak üzere iken, Güyük'ün ölümü ile(1248) ortalık yatışmış ve onun eşi Ogul Gaymış'ın üç yıl naib olarak devletiidaresinden sonra (1248-1251), hükümdarlık Cengiz'in küçük oğlu Toluy'un nesline geçmiştir.Toluy'un oğlu Müngge (Möngke, Mengü)nin han seçilmesi (1251/52) tarafları tatminetmiş ve çatışmayı önlemiştir.

Müngge, Cengiz tarafındanbaşlatılarak Ögedey zamanında kısmen takip edilen işlere devamla bunları tamamlamakistiyordu. Bu maksatla biri güney Çin, diğeri de Orta Doğu olmak üzere iki yönden büyükordular sevkederek plânın tatbikine girişmiştir. Çin'deki orduların başında büyükkardeşi Hubilay (Kubilay), Orta Doğu'ya yollanan kuvvetlerin başında küçük kardeşiHülagu bulunuyordu.

Eski geleneğe göredevlet sülâlenin malı sayıldığından, Cengiz daha hayatta iken türlü bölgeleri oğullarıarasında taksim ederek bundan faydalanma hakkı tanımıştı. Buna göre büyük oğluCoçi (Cuçi, Cuci) kuzey-batı, yani Kıpçak ülkesini, Çağatay Türkistan'ı, Ögedeydoğu bölgelerini almış, küçük oğlu Toluy da, baba ocağını devam ettirmek üzereesas yurtta kalmıştı. Kağanlık kuvvetli bulundukça Cengiz'in oğulları merkezesadakatle bağlı kalarak kendi ülkelerini birer vali gibi idare etmişlerdir.

Fakat merkez zayfıladıkçaimparatorluğun parçaları, geopolitik ve kültür merkezlerinin durumuna göre: 1)Hubilay (Kubilay) ile başlamış olan Çin Yüan sülâlesi (merkezî Moğolistan da bunabağlı idi), 2) Çağatay oğullarının idaresinde bulunan Türkistan, 3) Cuçi (Çoçi)oğullarının elinde Altın Ordu ve Hülagu ailesinin elinde bulunan İlhanlılar olmaküzere 4 kısma ayrılmıştır.

Cengiz Han Kronolojisi 

1200
Gelecekte Moğollara Han Olacak İlk Kişi
Moğolistan'ın 1160'larda doğan Temuçin adlı büyük savaşçı kralı, kabile reisibabasının ölümüyle henüz dokuz yaşındayken yetişkinliğe adım attı. Henüzergenlik çağındayken dağınık Moğol savaşçılarının bağlılığını kazanmayabaşladı ve komşu göçebe kabilelere karşı yaptığı cesur akınlarla ünlendi.Böylece kendisine 'Han' denmesi için gerekli olan desteği Moğollar arasındankazandı. 1200'de rakip kabileler bölgesinde kendi yönetimini oldukçasağlamlaştırdı.

1206
Timuçin Büyük Kağan Seçildi
Kurultayda ya da büyük toplantıda, 1206'da Timuçin (Cengiz Han), Orta Asya'nınbütün çöl ve steplerindeki bütün Türk-Moğol insanlarının üzerinde güçlühükümdar, ya da 'Okyanussal Hükümdar' ilan edildi. Cengiz göçebe gruplardan yavaşyavaş güçlü bir ordu kurdu. Etrafındaki en sadık destekleyicilerle, ki bunlar onunen güçlü generalleri olacaklardı, Cengiz güçlerini sadakat yemini etmiş kabilereisleri kumandası altında birimlere ayırdı. Karizmatik yeni liderin seferberetmesiyle ordusu, çevresindeki dünyayı istila edebilecek kapasitedeki bir savaşmakinası gibi ağır ağır ilerletildi.

1209-1218
Öncü Zaferler
1209'da Cengiz, Çin'in kuzeybatı sınırındaki Xi Xia'nın Tangut Krallığı'nıkolayca yenilgiye uğratarak köle yaptı. 1211'de Kuzey Çin'in ÇinHükümdarlığı'nı yok etmek için bir sefere başladı. 1215'te başkent Zhongdu'yualdı. 1218'de Kara Kıtay imparatorluğu batıda Moğol yönetimine teslim oldu.

1221
Moğollara Karşı Müslüman Direnişi
1218'de Cengiz tarafından yollanan tacir kervanı, Harezm sınırında kılıçtangeçirildi. Müslüman şahı, Moğolların barış elçisini öldürünce kendini,insanları, ve ülkesini tarihin en kanlı soykırımlarına mahkûm etti. Moğolordusunun Semerkant, Herat ve Merv şehirlerini kapsayan yok etme girişimi 1219'da Ulrarve Buhara'da başladı. Şehir halkının direnmesi sonucunda geniş kitleler kılıçtangeçirildi. Buna karşın, önemli yetenekleri olan sanatkarlar, Moğol topraklarınaCengiz'e Moğol uygarlığını kurmakta yardım için götürüldüler.

1226
Tangut Şehri Baskını
Tüm Batı Türkistan onun kontrolü altındayken Cengiz, batıdaki Moğol yürüyüşüiçin asker vermeyi reddeden Xi Xia krallığına gazabını yineledi. Vahşice savaştaTangut yöneticileri ve ileri gelenlerinin yanı sıra tüm vatandaşları kılıçtangeçirildi. Kurucuları Tibet ırkından olan Xi Xia Eyaletinin bozgunu sonunda, eyalethemen hemen ortadan kalktı. Saldırının sonuna yakın başşehir Ningxia'da, hasta olanCengiz, 1227'nin 18 Ağustos'unda öldü.

1227
Cengiz Han'ın Cenaze Töreni
Cengiz'in askerleri liderlerinin ölüsünü Moğolistan'a geri götürürken yollarına çıkan herkesi öldürdüler. Onan Nehri yanındaki bir dağın yanına gömüldüğüne inanılıyor. Mezarı bugüne dek bulunamadı. Bundan sonra 2 yıl boyunca Moğollar hansız yaşadı.

1229
Ogeday'ın Büyük Han Olması

Moğollar Cengiz'in varisi olarak ilk karısından olan dört çocuğun en iyi huylusu Ogeday'ı kabul ettiler. Yöneticiliğinin ilk yıllarında Ogeday Jin'in istilasını tamamladı. Güney Song Hükümdarlığı'na savaş ilan etti ve Batı Asya boyunca yeni bir fetih kampanyasına girişti.

1235
Karakurum'un İmarı
Moğolistan'ın Başşehri Karakurum 1234'teki Jin yenilgisinden sonraki yıllarda Ogeday babasının gösterişsiz yönetim merkezini, muhteşem yapıları ve hükümet sarayı duvarla çevrilmiş bir şehre dönüştürdü. Bu şehir yağma, haraç ve yağma sonucu eyaletlerden esir edilen zanaatkarla yapıldı. Muhteşem yapıları dünyanın her yerinden elçileri ve tacirleri oraya çekti.

1241
Avrupa'nın ıstilası
1238'de Rusya'yı yendikten sonra Moğol ordusu 1241 Nisan'ında Polonya'ya ve Macaristan'a yaptığı iki kollu saldırıyla Avrupa'yı sarstı. Töton şövalyeleri bile Moğol atlıları için denk güçte değillerdi. Aralıkta Ogeday'ın ölüm haberinin gelmesiyle istilacılar steplere çekildi ve Avusturya kurtuldu.

1241-1246
İlk Kadın Saltanat Vekili
Oğlu Guyuk ve onun kuzeni, Cengiz'in büyük oğlunun oğlu Batu arasındaki dönemde tahta, Ogeday'ın dul eşi Töregene hakim oldu. Onun merhametsiz entrikaları sonucunda Batu'nun katılmadığı 1246 kurultayında Guyuk, han seçildi. Guyuk'un 1248'deki ölümü büyük olasılıkla aile arasındaki savaşı önledi.

1245
Avrupalılar'ın Hanları Ziyareti
Moğolların Avrupa'daki saldırılarına karşılık olarak Papa IV. Innocent, Giovanni da Pian del Carpini'yi büyük Hanla diplomatik bağlantılar kurması için gönderdi. Carpini Guyuk'un tahta çıkma törenine katıldı. Guyuk, Fransız misyonerini bir istek ile geri yolladı:. 'Gel, Yüce Papa ve bize hürmetini göster'. Möngke'nin tahta çıkmasından hemen sonra 1253'de Fransız Kralı tarafından gönderilen William Von Ruysbruck saraydaki hayatı kaleme aldı. 

1248
Ogul Gaymış
1248'de kocasının ölümünden sonra, Guyuk'un dul eşi Ogul Gaymış, idareyi elinde tutmayı denedi. Ama Cengiz'in küçük oğlu Toluy'ın oğlu Mengü 1251'deki seçimi kazandı. Ogeday'ın Prensleri ona karşı suikast yaptığında, Mengü onların birçoğunu idam ettirdi. Ogul-Gaymış bir halıya sarılarak, boğulması için nehre atıldı.

1258
Bağdat Kuşatması
Mengü, Müslüman dünyasını kontrol altına almak için kardeşi Hülagü'yü Bağdat'a gönderdi. Şehri kuşattı, duvarları yıktı, halifeyi öldürdü ve böylece 500 yıllık Abbasi Halifeliği'ni sona erdirdi. Şehrin, Hıristiyanlar hariç bütün nüfusunu kılıçtan geçirtti.

1259
Kubilay
Hezhou'nun Song şehrine saldırmak üzere Moğol ordusu, Yangtze Nehri'ni teknelerden yapılmış köprüden geçmeye kalkışınca yüzlerce asker azgın sularda öldü. Sefer boyunca Mengü'nün ölümü başka bir krize neden oldu. Kubilay da kardeşi Arık Böke de tahtta hak iddia ettiler. Kubilay 1260'da zaferi kazandı.

1267
Kubilay'ın İmparatorluk Başşehri Doldu
1267'de Kubilay, eski Jin başkenti Zhongdun'un yanına Çin'in yeni başkenti Doidu şehrini kurmaya başladı. Bugün iki şehir de Pekin yakınlarındadır.

1269
Kubilay'ın Yeni Yazısı
Moğolların kendilerine ait yazılı dilleri yoktur ve yazıyı Uygur gibi diğer kültürlerden almışlardır. Bu yazının Çince seslerdeki yetersizliğini gören Kubilay, 1269'da Tibetçe'ye dayanan yeni bir yazı ortaya çıkardı. Pags-pa denen yazı Uygurca'nın yerine geçmediyse de Kubilay'ın hükümdarlığı boyunca diplomatların ve ziyaretçilerin Moğol topraklarından engellenmeden geçebilmelerini garanti eden bronz pasaportların üzerinde kullanıldı.

1274-1281
Japonya Seferi
Kubilay Japonya'nın bağlılığını istedi, fakat kibirli bir sessizlikle karşılaştı. 1274'deki başarısız deniz saldırısıdan sonra, Kubilay daha çok gemi yaptırdı. 1281'de iki Moğol filosu Kyushu'ya saldırdı, ve Japonlar tarafından Kamikaze (bölücü rüzgar) denilen tayfuna yakalandı. Han'ın 150.000 kişilik ordusunun çoğu savaşta öldürüldü ya da boğuldu.

1294
Kubilay Hanın Ölümü
Kubilay Han, en sevdiği karısının ve ardılı olarak seçtiği oğlunun ölümünden sonra dünyadan elini eteğini çekti. 1294 yılında öldüğünde diğer hanlıklar üzerinde hâlâ gücü vardı fakat, bu güç zayıflamıştı. Moğolların son Büyük Han'ı da Moğolistan'a gömüldü. Büyükbabasınınki gibi onun mezarının yeri de bir sır olarak kaldı.


Kubilay ve Çin'de Yüan Sülâlesi

Büyük Kağan Kubilay'ın,devlet merkezini Karakurum'dan Pekin'e nakletmesi ve asıl Moğol bölgesinin de bumerkeze bağlanması ile, Türk ve Moğol milletleri arasındaki münasebete bir set çekilmişve bunlar arasında uzun zamandan beri devam edegelen bağların her cihetten gevşemesineveyahut tamamen kesilmesine sebep olmuştur. Bu tarihten itibaren bu iki millet arasındameydana gelen temaslar, her yerde ve devirde milletler arasında görülen tabiî hudutlarıaşmamış, ve gerek etnik ve gerekse kültür bakımından, esaslı bir tesire yol açmamıştır. 
Cengiz İmparatorluğumerkezinin zayıflaması neticesinde vücuda gelen parçalardan, merkezi Pekin olan doğukısmının tarihi, Çin milletinin tarihi ile karışmış, batı kısım ise daha Moğolimparatorluğunun kurulmasından evvel gördüğümüz Türk merkezleri etrafında, bununtarihî cereyanına katılmıştır. 
Cengiz imparatorluğu, büyükkağanlardan Çinggis (Cengiz, 1206-1227), Ögedey (Oktay, 1227/1241), Güyük(1246-1248), Müngge (Möngke, Mengü, 1251/52-1259) ve kısmen Hubilay (Kubilay,1264-1294) devirlerinde, kuvvetli bir merkeze bağlanmak suretiyle, birliğini muhafazaetmiştir. Müngge (Mönke, Mengü) Kağan ölürken, kendisine halef olarak küçükkardeşi Arık Buğa'yı seçmişti. O esnada Çin'deki orduların başında bulunan Kubilây,Şang-tu'da ordudaki beylerden oluşan bir kurultay yaparak kendisini kağan seçtirdi.Payitaht olarak Pekin'i seçti.
Karakurum'da bulunan Arık Buğa,geleneğe muhalif hareket eden bu kurultayı tanımadı. İmparatorluğun diğer taraflarıda bu hususta Arık Buğa taraftarı oldular. Fakat Kubilây, Arık Buğa'yı yenerek,davayı kendi lehine halletti. Kubilây uzun mücadelelerden sonra Güney Çin'i de kendihâkimiyeti altına almağa muvaffak oldu ve sülâlesi, Yüan ismi ile, Çin tarihindeparlak bir devir yarattı. Kubilây büyük kağan sıfatiyle imparatorluğun diğer kısımlarınıda kendine tabi saymakta devam etmiş ve İran İlhanlıları uzun bir müddet bumetbuiyeti bilfiil kabul etmişlerdir. Fakat sülâlenin gittikçe Çinlileşerekimparatorluğun başı olmaktan ziyade, Çin hükümdarları şekline girmesi, diğer mıntıkalarüzerindeki tesirini azaltmış ve bir müddet sonra, devletin diğer kısımları ileolan nazarî bağlılığı da sona ermiştir.

Çağatay Sülâlesi ve Türkistan

Cengiz İmparatorluğu'nun Çağatay ismi ile anılanTürkistan kısmında ayrı bir sülâlenin teşekkülü, Çağatay'ın ölümünden sonraolmuştur. Cengiz zamanında bu saha resmen Çağatay'a verilmiş olmakla beraber, hiçbirzaman Çağatay tarafından müstakil bir surette idare edilmemiştir. Bu bölgedeki eskiTürk sülâleleri yerlerinde bırakılmış olduğu gibi, sonradan bu il içinde gördüğümüzMaveraünnehir'de, Hucent'te oturan Mahmâd Yalavaç ve sonra oğlu Mesut Bey tarafındanbüyük kağan namına idare edilmiştir. Burasının Cengiz ailesinden ilk hanı Kara Hülaguolup (1242-1247).

Kağan Güyük onahalef olarak Çağatay'ın oğlu Yisü Mengü'yü tayin etmişti. İmparatorluğun parçalanmasıile neticelenen mücadeleden sonra, Çağatay'ın torunu Algu, Doğu ve Batı Türkistan'a,ayrıca Harezm ülkesinin bir kısmı ile Afganistan'ı da ilâve ederek, Çağatay oğullarıtarafından idare edilen bir birlik vücuda getirmiştir. Algu'nun vefatından sonra(1266), hâkimiyet Ögedey ailesinden Kaydu'ya ve sonra bunun oğlu Çapar'a geçmişse desonradan tekrar oğullarından Duva elinde kalmıştır (1291-1306).

İmparatorluğun parçalanmasınagötüren iç savaşlar, bilhassa Türkistan'ın iktisadî vaziyetini sarsmış olduğundan,idarede devamlı bir istikrar temin edilememiştir. Duva'nın bilhassa iktisadî vaziyetidüzeltmek için Cengiz oğulları arasında umumî bir sulh yapma teşebbüsü de sonuçsuzkalmıştır. Tarma Şirin tahta geçince (1326-1333) İslâmiyeti kabul etmiş ve busuretle Maveraünnehir'in diğer İslâm memleketleri ile olan iktisadî münasebetlerikuvvetlenmişse de, diğer taraftan Cengiz yasasını bozduğundan, şark kısmındakikabilelerin ayaklanmasına sebep olmuştur.

Birkaç defa yer değiştirenidare merkezi, Kazan (ölm. 1346) zamanında tekrar yer değiştirerek, Maveraünnehir'deKarşı şehrine nakledilmiş ve bundan sonra idarede İslâm tesiri artık katîleşmiştir.1346-47 yıllarından başlayarak, hanlar ile askerî kumandanlar arasında alevlenen mücadeleneticesinde, merkezin kuvveti büsbütün zayıflamış ve idare, başta resmen Cengizailesine mensup bir han bulunmakla beraber, bunları istedikleri gibi kullanan kumandanlarelinde kalmış ve bu vaziyet pek az değişikliklerle Timur zamanına kadar devam etmiştir.

Hülagu ve İlhanlılar

Büyük kağan Müngge (Mengü) 1253'te, kardeşi Hülagukumandasında büyük bir orduyu İran'a göndermişti. Hülagu, 1256'da Amu Derya'yı geçtive hâkimiyetini kabul ettirmek üzere, İran ve Kafkasya'daki küçük yerli beylerikabul etti. Bu sonuncular arasında, vaktiyle büyük kuvvet ve nüfuza malik olan İsmailîler'inreisi Rüknettin de vardı. Rüknettin tabiler arasında kabul edilmediği için, Alamutkalesine kaçarak, muhalefet göstermek istemişse de muvaffak olamamış ve kısa birzamanda gerek kendi ve gerek İran'daki bütün taraftarları ortadan kaldırılmıştır.

Hülagu, bülük kağanınvassali sıfatiyle, burada büyük bir devlet kurmayı tasarlamıştı. İran'ın zaptıtamamlandıktan sonra 1258 başlarında Bağdat'ı ele geçirdi. Hülagu'yu tanımaktagecikmiş olduğu gibi, ona karşı koymak için bir kuvvete de sahip bulunmayan halife Müstasım,aile efradı ile öldürülmüştür. Halife ailesinden ancak bazı kimseler Mısır'a kaçarakölümden kurtulabilmişlerdir. Bunlardan iki kişi 1260 ve 1261'de, Sultan Baybars tarafındanarka arkaya halife ilan edilmiş ve bu aile, Mısır'ın Osmanlılar tarafından zaptınakadar, burada sözde halifelik etmiştir.

Bağdat'ın zaptından sonra,Suriye Beylikleri de Hülagu himayesine girmişler; Mısır'daki Türk kuvvetleri ise, Hülagu'nun,tâbi olmaları hakkındaki talebine, Filistin'e hücum ile cevap vererek, 1260'ta Nabulusyanında, Ayni Calût'ta Hülagu'nun ordusunu büyük bir hezimete uğratmışlardır. Hüagu'nunhalefleri, Türkistan ve Altın Ordu ile de mücadelelerde bulundukları gibi, Mısır Türkdevletine karşı Avrupa devletleriyle de birleşmeğe çalışmışlardır.

İslâmiyeti kabul eden Ahmed(1282-1284) zamanında, İlhanlılar'ın asıl kuvvetleri arasında da İslâmiyet yayılmağabaşlamış ve müslümanların yardımı ile tahta geçen ve İslâmiyeti kabul ederekMehmet ismini alan Gazan Han (1295-1304) zamanında, İlhanlılar'ın geri kalan kısmıda müslüman olmuştur. İlhanlılar teşkilâtı uzun sürmemiş, Ebu Said Bahadır Han(1316-1335) devrinden itibaren başlayan ihtiras kavgaları, onun ölümünden sonra dahaçok büyüyerek, devletin temelini sarsmıştır. Memleketteki kuvvet, Azerbaycan'da EmirÇoban Oğulları ve Bağdat'ta kurucusu Şeyh Hasan olmak üzere başlıca iki ailenineline geçmiştir. Merkezin zayıflaması, eskiden mevcud bir çok yerli beylerin istiklâllerinikazanmalarına yol açmıştır.

Cuçi ve Altın Ordu

Türk tarihinde sonraları Altın Ordu ismiyle tanınmışolan devlet, evvelce Cengiz'in büyük oğlu Cuçi (Cuci)'ye verilmişti. Cengiz öldüğüzaman, Cuçi ülkesi Harezm ile Hazer denizinin güney sahilindeki İran eyaletleri dedahil olmak üzere, İrtiş'in batı tarafındaki bütün bölgeleri içine almakta idi.Cuçi babasından altı ay önce vefat etmiş olduğundan, Cengiz onun yerine Cuçi'ninikinci oğlu Batu'yu tâyin etmiştir.

İmparatorluğun türlü kısımları daha CengizHan'ın sağlığında çocukları arasında taksim edilmiş olduğu gibi, oğulları dabu geleneği uyarak, kendi ülkelerini çocukları arasında taksim etmişlerdir. BöyleceCoçi'nin büyük oğlu Orda, ülkenin doğu kısmına (Ak Orda); Batu, asıl Kıpçaksahasına (Gök Orda); Tok Timur, İdil nehrinin orta ve kuzey bölgesinde; Şiban,Ural'dan başlayarak Güney Sibirya ve civar bölgelere v.b. sahip olmuşlardır.

Altın Ordu kuvvetli birmerkeze sahip olduğu müddetçe bunların hepsi de Batu ailesinin hâkimiyetini tanımışve daha ziyade devletin türlü kısımlarında, hâkimiyetleri babadan oğula geçenbirer vali vaziyetinde bulunmuşlardır. Fakat merkezin zayıflaması ve bilhassa Batu sülâlesininkesilmesi ile başlayan mücadelelerde bunlar yalnız büyük birer etken olmuşlardır.

Cengiz İmparatorluğu’nun Tarihi Önemi

Cengiz imparatorluğunun, kısa bir müddet için dahi olsa, bozkır ve civar memleketlerdeki kargaşalıkları ortadan kaldırmaksuretiyle, kıtalar arasındaki münasebetler ve bunun sayesinde, eski ticaret yollarıtekrar emniyet altına alınarak, gerek maddî ve gerek manevî kültür malzemelerinin odevirde dünyanın bir ucundan öbür ucuna naklini kolaylaştırmış olmasiyle, beşeriyettarihinde büyük bir rol oynamış olduğunda şüphe yoktur.

Fakat bunun en büyük tesiri Türk sahasında,Türk milleti üzerinde olmuştur. Cengiz'den önceki bu devirler ve Türk sahasının münferitbölgelerinin tarihi bakımından, bu tesirin olumlu veya olumsuz olarak yorum veya izahınaimkân olmakla beraber, Türk sahası ve milletinin bu devirden sonraki kadericephesinden, bunun umumî olarak çok mühim ve olumlu bir vazife gördüğü inkâredilemez.

Cengiz ve onun halefleri hâkimiyetpeşinde koşarken, belki kendileri de bunun neticelerini düşünmeden, Türkler'in odevirde de en mühim kuvvetini teşkil eden bozkır kavimlerini nizama koyarak, bunlarıeski devirlerde olduğu gibi, bir kuvvet rezervuarı haline getirmişler ve bunların yardımıile Türk sahasını tek bir merkez etrafında birleştirmekle, Türk kavimlerininbirbirleriyle kaynaşmalarını temin etmişlerdir. Bu kuvvetli ve taze yeni Türkdalgaları, bilhassa hudutlarında, münferit Türk zümrelerinin komşularının tesirialtında, ayrı birer etnik birlikler teşkil etmelerine mâni oldukları gibi yabancı zümrelerintesirleri altında birbirinden farklı kültürler vücuda getirmelerini de önlemişlerdir.

Cengiz ve haleflerinin işgalettikleri yerlerde bir çok kültür merkezlerinin yıkıldığını ve birçoklarınında yer değiştirdiğini bildiğimiz gibi, bunların yerine yenilerinin de vücuda geldiğinigörüyoruz. Bu yıkma ve kurma hadisesinde Türkler'in kayıp ve kazançları ayrıcatetkike değer bir meseledir ve bunun herhalde, bir millet olarak, Türkler'in aleyhindeolmadığı da görülecektir. Bu devirden, Türkler'in İslâm çerçevesi içinde birtek kültür camiası olarak çıkmış olmaları da, milli bünye bakımından mühim birkazanç teşkil eder. Hudud boylarında gördüğümüz Türk zümrelerinin geri kuvvetlerile birleşerek kuvvetlenmiş olmaları da, bu mıntıkaların hususî vaziyetleri göz önündetutulursa, Türk tarihi için ehemmiyetsiz bir hâdise sayılmaz.

Cengiz imparatorluğu parçalanarak,münferit mıntıkaların istiklâllerini ilân etmeleri, Türk sahasını, iktisadî bakımdandaratmış olduğu gibi, aralarında vukua gelen mücadeleler de Türk kanının lüzumsuzyere harcanmasına sebep olmuş ve resmen dahi devam eden haricî birlik de Timur zamanındabüsbütün ortadan kaldırılmıştır. Türk sahasının hudutlarındaki teşekküllerinhiçbirinin Türkler'in kuvvet kaynağı olan bozkırları tamamıyla kendi tarafınacelbedememiş olmasına yol açmış ve bunu daimî kargaşalık haline getirmiştir.

Yeni bir birliğe doğru lâzımolan esasların kısmen hazırlanmış olmasına rağmen, Timur'un halefleri arasında bukumandanın başladığı işi devam ettirebilecek şahsiyet çıkmamıştır. Bubirbirinden ayrı mıntakaların zayıflayarak yeni bir Türk kuvvetini kabul etmeğe hazırbulunduğu bir anda en kuvvetli devrini yaşayan Anadolu Türk zümresi de, önündeki işibaşarmakta kendi kuvveti kâfi geldiği için, diğer Türk kuvvetlerinin birleştirilmesindekendisi için bir menfaat görmemiş, böylece Türk sahasının bir idare altındatoplanmasına imkân bulunamamıştır. Daha sonra maddî kuvvetten ziyade manevi kuvvetinrol oynamağa başladığı devirde, artık Türk sahasının en mühim mıntıkaları düşmanlarınpençesi altına girmiş bulunuyordu.

Türk -Moğol İmparatorluğu Devrinde Sosyal ve Askerî Teşkilât

Hun ve diğer Türkler'le Cengiz ordularınıngösterdikleri büyük başarıların bir taraftan eşine az rastlanan kahramanlık, dehamertebesindeki strateji ile vecd derecesine varan savaş azminde ve o devre göre tatbiketdilen teknik üstünlükte, diğer cihetten sivil teşkilâtla askerî teşkilâtıkaynaştırarak yürütmelerinde, sosyal nizamı aynı zamanda askerî bir nizam halinegetirmelerinde aramak gerekir; yani onlarda aile, oba, boy, halk gibi sosyalteşekküller, aynı zamanda onluk, yüzlük, binlik ve tümen gibi askerî birlikleri dekarşılıyordu ve bir savaş halinde bütün millet iç teşkilâtını bozmadan tek birordu gibi harekete geçebiliyordu.

Cengiz Han bu bakımlardan yeni bir şey ortaya koymuş olmayıp, bu bölgelerde eskidenberi mevcud olan hayat tarzını, büyük askerî harekâta uygun bir şekildeteşkilâtlandırarak bundan ustalıkla faydalanmasını bilmiştir.En küçük ailebirliğine Moğolca'da yasun ("kemik") deniyordu. Bu yasun'a mensup olanlarakraba oldukları için birbirleriyle evlenmezler ve bir ebügün ("ced")dentürediklerine inanırlardı.

Bir kaç yasun'unbirleşmesiyle aymag ve obog'lar (=Türkçe oymak, oba, "soy, kabile, aşiret,boy" anlamında) meydana gelirdi. Obog'a mensup olanlar da birbirleriyle evlenmezlerve menşelerini müşterek bir cedde bağlarlardı: Obog'lar için kullanılan diğer birtâbir de urug idi (= Türkçe uruğ, "akraba, kabile, boy, soy, nesil"anlamında). Başka başka obog (soy)lara mensup olanlar evlenince birbirlerine"kuda" derlerdi (Uygurcada kudaş, diğer lehçelerde kuda). Yasun ve urugdışındaki kimseler cad (=Türkçe cad, yat, "yabancı") sayılırdı.

Fakat savaşlar yalnızcadlara karşı yapılmaz, obog ve urug mensubu akrabalar arasında da çarpışmalarolurdu. Bu takdirde akrabalar yabancı sayılırdı. Bundan başka, bazan birbirine uzakobog (soy)lara mensup olan şahıslar da karşılıklı hediyeler alıp vermek suretiyleanda (kan kardeşi) olurlardı. Anda'lar birlikte yaşamazsa da yasun, aymag ve obogfertleri gibi birbirlerini desteklerlerdi.

Urug, yani akrabalar, birobog'un yani boyun hâkim sınıfını teşkil ederlerdi. Bunların arasında da bir debogol-bo'ol denilen köleler sınıfı vardı ki, bunlar diğer şark milletlerindekikölelerden farklı olup, harp esirlerinden meydana gelen hizmetkârlardan ibaretti vekendi boy özelliklerini muhafaza ederlerdi. Bogol'llar zamanla urug sayılarak akrabasınıfına girebiliyordu. Yararlık gösteren bogol (köle)ler, serbest bırakılınca,bunlara darhan (tarhan) denirdi.

Sonraları calagu (genç,delikanlı) tâbiri de "uşak" anlamında kullanılmıştır.
Nüfuz derecesine göre akrabalar arasında da kademeler bulunurdu. Yasun ve obog'lar,kabiliyet, cesaret ve beceriklilikleri ile temayüz etmiş olan şahıslar tarafındanidare edilirlerdi ki, bunlara noyan ("bey, reis komutan") denirdi. Noyan'larınisbaşına gelişinde menşe ve nesil-nesep rol aynamazdı. Bunların vasıflarınıbelitmek üzere bagatur ("bahadır, cesur"), seçen ("bilge,akıllı"), mergen ("nişancı"), bökö, büke ("pehlivan") v.b.gibi tabirler de eklenirdi. Noyan'dan başka Çinceden alınan Taysı (prens) ve sengün(komutan), Türkçe'den gelen tigin (prens) buyrug (komutan)v.b. tabirler dekullanılırdı. Noyan, önceleri hem sivil, hem askerî âmirleri ifade ederken,sonraları umumiyetle "subay" anlamında kullanılmıştır.

Noyan'ların en yakınyardımcılarına nökör-nöker denirdi. Bu sözün menşei hakkında ihtilaf vardır.Barthold, bunun Farsçadan gelme bir söz olduğunu ifade etmişse de, Vladimirtsov,aksine Farsçadaki nöker sözünün Moğol menşeli olduğunu ileri sürmüştür.

XII. yüzyılın sonlarında Moğol boyları, kendi aralarında daimî bir mücadele halinde yaşamakta idiler. Cesaret ve kabiliyetleriyle temayüz eden noyan'ların idaresi altında bir çok obog'un birleşmesi ile yeni gruplar kuruluyor ve bunlara irgen ("halk, aşiret") deniyordu. Tarih sahnesine çıkışları sırasında, Moğolistan'daki boylar arasında Monggol, Kereyit, Nayman, Merkit, Tatar, Oyrat gibi tanınmış irgenler bulunuyordu. Bazan bir boy zorla parçalanıp dağıtılıyor, veya reisler, nöker'lerinin yardımı ile yeni birlikler kuruyorlardı. Bu yüzden, bir boy adının bazan birdenbire ortadan kalktığını veya yeni adların ortaya çıktığını görüyoruz.

Böylece çok mühim başka bir tâbire geliyoruz ki, bu da ulus'tur. Bu söz "devlet, memleket" mânasında eski Türkçede de kullanılıyordu. Önceleri bu tâbirin, yer ve memleket kastedilmeden bir reis tarafından birleştirilen irgen'leri ifade ettiği fakat sonraları geniş ülkelerin zaptından sonra halk ile birlikte, onların oturdukları ülkeye de (il, el) teşmil edildiği anlaşılıyor.

Cengiz İmparatorluğu kurulmadan önce Moğollar, büyük veya küçük topluluklar halinde dağınık bir şekilde yaşamakta idiler. Temücin, 1206'da Cengiz Han unvaniyle hükümdar olunca, halkı o şekilde teşkilândırmıştır ki, irgen (halk), obog (boy), aymag, yasun (kemik)lar, aynı zamanda askerî birer birlik şeklini almıştır. Muayyen birliklerin başına noyan (komutan) olarak aynı boydan tanınmış bir kimseyi tâyin etmiştir.

En büyük askerî birlik tümen ("onbin") olup, bunlar da minghan ("bin"), cagun ("yüz"), arban (on'luk)lara bölünüyordu. Bütün halk böylece onluk, yüzlük, binlik veya onbinlik askerî kıtalar teşkil edecek şekilde büyük veya küçük yasun, aymag, obog ve irgen'lere bölünmüş bulunuyordu. Bu birlikleri idare edenlere, yukarıda açıklandığı gibi, noyan denir.

Fakat kıtanın tasrihi için (Türkçede olduğu gibi) sayı da eklenirdi, meselâ:
arban-u noyan "onbaşı",
cagun-u noyan "yüzbaşı",
minghan-u noyan "binbaşı"
tümen-u noyan "tümenbaşı"

Buna göre, meselâ bir "binbaşı" yalnız askerî komutan olmayıp, muayyen bir halk topluluğunun, üzerine yaşadığı toprakla birlikte, sivil bakımdan da idarecisi idi. Kagan (hükümdar) ve köbegün ("oğul, prens")ler, noyan'ları vazifesinden atarak malını müsadere edebiliyordu. Fakat noyan'lar kendi keyiflerine göre işini bırakamaz ve birbirleriyle yerlerini değiştiremezlerdi.

Bu gibi bir teşkilânma esnasında birbirleriyle akraba olmayan türlü obog ve irgen'lere mensup fertlerin bir araya getirilmesiyle yeni tümen'ler de kurulmuştur. Bu gibi yeni birlikler, ya boylardan birinin, veya başlarına getirilen noyan'ın adı ile anılmışlardır. Bu durum, eski boy teşkilâtının bozulmasında esas rolü oynayan sebeplerden biri olmuştur. Bu yüzden bazı boyların bölünerek ortadan kalktığını, veya bazı adların, muhtelif yerde parça parça yeniden peyda olduğunu görüyoruz. Böylece minghan ("binlik")ler, yavaş yavaş obog'ların yerini almıştır.

Bütün boy ve halkların birleştirilmesi ile Ulus ("Devlet, Hükümdarlık, İmparatorluk") meydana gelmiştir. Ulus, yani Devletin başında bulunan kimseye Kagan (veya Ka'an, Kan, Ha'an, Han) denir ve bu da Kuriltay (=Kurultay, "Millet Meclisi") tarafından seçilirdi. Ananeye göre devlet sülalenin mülkü sayılır ve Kagan tarafından sülâlenin erkek mensuplarına (köbegün "prens, oğul") kısım kısım miras ve tımar olarak verilebilirdi. Noyan'lar bunların emri altında bulunurlardı. Prenses ve imparatoriçelere begi ve hatun denirdi.

Böylece kumanda şeması şöyle bir sıra arzeder: Kagan-köbegün-noyan-nökör.
Cengiz Han bütün irgen ("Halk")leri birleştirerek büyük Monggol-Ulus ("Moğol İmparatorluğu")nu kurduktan sonra, türlü halk ve ülkeleri oğulları arasında taksim etmiş, böylece en küçük oğlu Toluy, baba ocağını devam ettirmek üzere esas yurtta kalmış, büyük oğlu Çoci, sonradan Altın Ordu Devleti'nin kurulacağı batı bölgesini, Çağatay Türkistan'ı, Ögedey de Doğu ülkelerini almıştır. Bazan büyük Ulus (imparatorluk)un bu parçalarına da ulus denmiştir.

Kagan tarafından muayyen bir ulus'un başına getirilen köbegün (prensler)ler, bu ülkenin ecen (sahib)i sayılır, fakat muayyen yetkiye sahip olmakla beraber vergi toplayamazlardı. Vergi ve maliye işlerine Kagan tarafından tâyin edilen darugaçin adlı memurlar bakar ve topladıkları verginin muayyen bir kısmını köbegün (prens)e verirlerdi. Noyan'ların, köbegün (prens)ler derecesinden hususî hakları olmamakla beraber, kendi birlikleri içinde tam yetki sahibi idiler. Yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı makamları, sonraları irsî olarak intikal etmiştir. Kagan, muayyen bir ulus'un idaresiyle vazifelendirdiği prenslere, binbaşı ve tümenbaşı gibi komutanları da birlikte verirdi. Bazan tümen komutanları, binbaşılarını kendileri seçer, fakat bunların kagan tarafından tasdiki gerekirdi.

Moğol askeri teşkilâtının ilerideki gelişmesinde noyan'ların yardımcıları olan nöker'ler mühim rol oynamışlar ve bu iki zümre arasındaki münasebetler, kan akrabalığına dayanan sosyal kuruluşun yavaş yavaş değişmesinde etkili olmuşlardır. Noyan'ların bir nevi yardımcısı, kurmay ve emir subayı olan nöker'ler, gerek arkadaşlık ve gerek merak yüzünden kendi arzuları ile bu mesleğe atılır, noyan'ı ile beraber yaşar ve dolayısiyle hiçbir akrabalığı olmayan başka boylardan da gelebilirdi. Sonraları, nöker'lük müessesesi, Moğol subay okulu şeklinde gelişmiştir.

Bir noyan'ın yanında çalışan nökerler muayyen birliklere komuta ederek sonraları noyan olurlardı. Kagan, köbegün ve noyan rütbesinde olan herkesin etrafında nökerler bulunurdu. Bunlar üçretli asker olmayıp serbest gelen subay namzedi idiler ve her zaman harbe hazır bulunurlardı. Diğer cihetten komutanlar da nöker'lere bakmak ve beslemekle mükelleftiler.
İdare eden ve emir veren bu zümrelerin altında, harp esnasında çerig "asker" olarak vazife gören ve karaçu (kara halk) denen geniş halk tabakası bulunurdu. Yukarıda işaret edildiği gibi, bunların arasında hizmet gören bir de bogol (köle, esir)ler ile calagu (uşak)lar sınıfı vardı.

Yasun, aymag, obog, irgen, ulus şeklinde gelişen sosyal birlikler, kendilerinin müşterek malı sayılan ve nutug ("yurt, yer"), denilen topraklarda göçerlerdi. Birkaç çadırdan ibaret küçük birliklere ayil (=Türkçe "ağıl, köy"), birkaç ayil'den kurulu birliklere de otog (otağ), etrafları çit, hendek ve arabalarla çevrili büyükçe birliklere küreyen, küre'en, küren denirdi. Orda (ordu), sefer karargâhı anlamına gelirdi.

Görülüyor ki, Cengiz Han'ın eski Türk teşkilâtından örnek alarak kurduğu bu nizamda, bir taraftan akrabalık diğer cihetten idarî ve askerî gaye büyük rol oynamış ve bu temeller, devletin büyümesi nispetinde, birbirinden kat'î çizgilerle ayrılamayacak derecede karışmıştır. Böylece akrabalık esasına dayanan eski sistem tedricen bozularak yeni yeni gruplanmalar ve tabirler meydana gelmiştir.

 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=