Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Kibrisin Tarihcesi
 

KIBRISIN  TARİHCESİ

1571 yılında, Venedikliler’den alınan ve 307 yıl Osmanlı hakimiyeti altında kalan Kıbrıs’ın yönetimi 1878 yılında, hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğunda kalmak kaydıyla, İngiltere'ye devredilmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere’nin ayrı saflarda yer almasının da bir sonucu olarak, İngiltere 1914'te tek taraflı bir kararla adayı ilhak etmiştir. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini Lozan Andlaşmasıyla 1923'de tanımıştır.

18. yüzyıl başlarına kadar Kıbrıs'taki Türk sayısı Rumlardan fazla olmuştur. Tarımla meşgul olan Türklerin elindeki toprak miktarı da Rumlarınkinden fazla olmuştur. İki taraf arasında sosyal ve kültürel yaşam hep farklı kalmış, Türkler ve Rumlar arasında evlenme görülmemiş, iki toplumun fertleri ortak ticari işletme kurma gibi davranışlara girmemişlerdir.
ın Yunanistan ile birleştirilerek, tamamen bir “Elen” adası haline getirilmesi şeklinde özetlenebilecek olan “ENOSİS” kampanyasına, İkinci Dünya Savaşından sonra hız verilmiştir. Rum Ortodoks Kilisesi 15 Ocak 1950'de Enosis konusunda halk oylaması düzenletmiş ve oylama % 96 Enosis lehine sonuçlanmıştır. Ancak Enosis fikrine İngiltere tarafından kuvvetle karşı çıkılmıştır. Yunanistan ise, Ada'daki Rumların self-determinasyon (kendi geleceğini tayin) hakkı olduğunu ileri sürerek Enosis'e dolaylı yollardan ulaşmayı tercih etmiştir.
 
Yunanistan, 1954'te Kıbrıs sorununun BM'e götürülmesi kararı aldığını açıklamış, bu arada Ada'da Kıbrıs Türklerine karşı şiddet eylemleri başlamıştır. 1954-1958 yılları arasında "self-determinasyon" görüntüsü altında BM'e yaptığı çeşitli başvurularda Yunanistan, bir başarı sağlayamamıştır. Bu arada Yunanistan'dan gelen Albay Grivas tarafından 1955 yılında kurulan EOKA adlı terör örgütü yoluyla Ada’daki şiddet eylemleri giderek artmıştır.
 
İngiltere bu durumda, 1956'da, sadece Rumların değil, aynı ölçüde Kıbrıslı Türklerin de "self determinasyon" hakkı bulunduğunu ve bu çerçevede taksim talebinin de geçerli bir seçenek oluşturduğunu açıklamıştır.ın Türkiye ve Yunanistan'a her konuda "most favoured nation" statüsü tanıyacağı belirtilmiştir. Çerçeve Anlaşmasının, iki tarafın mutabakatını takiben yapılacak Dörtlü Konferans'ta nihai hale getirilmesi ve 30 gün içerisinde de iki toplumda referanduma sunulması öngörülmüştür.
1931’den itibaren Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ile birleşme taleplerini yoğunlaştırmışlardır.
Şiddet eylemleri nedeniyle 1955-58 döneminde Kıbrıslı Türkler 33 karma köyü terk etmek zorunda kalmışlardır. Enosis'e karşı kendi örgütlenme çalışmalarına başlayan Kıbrıslı Türkler, gelişmelere paralel olarak, "taksim" görüşünü geliştirmişlerdir.
Yunanistan'ın BM'den tek taraflı "self-determinasyon", yani Enosis lehinde bir karar elde edememesi, Kıbrıslı Türklerin Enosis'e karşı direnişleri ve Türkiye'nin kendilerini desteklemekteki kararlılığı, Türkiye ile Yunanistan arasında müzakerelerin başlatılmasına imkan sağlamıştır. Bunun sonucunda 11 Şubat 1959'da Türkiye ile Yunanistan Zürih'te anlaşmaya varmışlar, Londra'da İngiltere'nin ve Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerinin onayını almışlardır. Bu şekilde ortaya çıkan Zürih ve Londra Anlaşmaları bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve çözümün Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti edilmesi ilkelerine dayandırılmıştır.

Bu çerçevede, "fonksiyonel federasyon" öngören bir anayasanın temelini oluşturan ve aynı zamanda İngiltere'ye iki egemen üs bölgesi bırakan bir Kuruluş Andlaşması, bunu teminat altına alan bir Garanti Andlaşması ve Türkiye ile Yunanistan'ın Kıbrıs'ta askeri birlik bulundurmalarını sağlayan bir İttifak Andlaşması ortaya çıkmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Ağustos 1960'ta resmen kurulmuştur. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası anlaşmalarla kurulan bir ortaklık devleti olup, anlaşmalar Ada'nın iki toplumlu yapısı temel alınarak oluşturulmuştur. 1960 düzenlemeleriyle içeride iki halk arasında fonksiyonel bir ortaklıkla iç dengenin sağlanmasına ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantör olmasıyla da dış dengenin teminine çalışılmıştır. Türk toplumunun lideri olan Cumhurbaşkanı Yardımcısına, tüm temel konularda Cumhurbaşkanına eşit haklarla veto yetkisi verilmiştir. Türkiye, bu anlaşmalarla İngiliz egemen üsleri (Ağrotur ve Dikelya) de dahil olmak üzere, Ada'nın tümünü garanti altına almıştır.
Ancak, Kıbrıs Rum tarafı, 1960 Cumhuriyetinin kurulduğu şekilde yaşamasına şans vermemiştir.
Zamanın Cumhurbaşkanı Makarios, Zürih-Londra Andlaşmalarının Kıbrıslı Türklere adil olanın ötesinde haklar verdiğini ve 1960 Anayasasının işlemez olduğunu öne sürmeye başlamış ve 30 Kasım 1963'te anayasanın tadili için, Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto hakkının kaldırılmasını da içeren 13 maddelik önerilerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr.Küçük’e iletmiştir. Bu öneriler, 16 Aralık 1963'te Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tarafından reddedilmiştir.
Bunun üzerine, 21 Aralık 1963'te Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk toplumuna karşı kapsamlı ve sistematik şiddet politikasına geçmiştir. Bu kampanya önceden hazırlanmış bir plana (Akritas Planı) dayandırılmıştır. Türklerin imhası veya Ada'dan atılmasını öngören Akritas Planı, basit bir örgütün eylem planı olmayıp, Rum yetkililerce öngörülen ve organize edilen bir etnik temizlik ve soykırım girişimidir. Akritas planının uygulanması sonucunda, 30.000 Kıbrıslı Türk 103 köyü terk etmek zorunda kalmıştır. Tüm Kıbrıs Türk nüfusu, ada yüzölçümünün %3'üne tekabül eden ve sürekli kuşatma altında tutulan küçük bölgelere sığınmıştır. Kıbrıslı Türklere karşı ağır ekonomik baskı uygulanmış, dış dünyadan soyutlanmışlar, haberleşme, ulaşım, ekonomik ilişkileri tamamen kesilmiştir. 1960 Anayasasının, Kıbrıs Türklerinin temel haklarıyla ilgili maddelerinin rafa kaldırılmasıyla, Kuruluş Anlaşmasının geçerliliği 1963'den itibaren ortadan kalkmıştır. 1963 "Kanlı Noel" olaylarından sonra, 27 Aralık 1963'e üç garantör ülkenin askerlerinden oluşan bir "Barışı Koruma Kuvveti" oluşturulmuştur. Bu çerçevede İngiliz generalin yeşil bir kalemle harita üzerinde çizdiği bir çizgi ile Lefkoşa 30 Aralık 1963'te ikiye ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren bu sınır “Yeşil Hat” olarak adlandırılmıştır.

Bilahare, BM Güvenlik Konseyi’nin, 4 Mart 1964’de aldığı 186 sayılı kararla adaya uluslararası barış gücü (UNFICYP) konuşlandırılmıştır. Bu arada, Yunanistan adaya gizlice askeri kuvvet yollamaya başlamış, bu kuvvetin sayısı zaman içinde 20.000’e ulaşmıştır. Böylece, bir ortaklık devleti olmaktan çıkarak bir Rum yönetimine dönüşen Kıbrıs Cumhuriyeti fiilen Rum/Yunan kontrolü altına girmiş ve iki halk birbirinden tamamen kopmuştur.

1967'de Yunanistan'da yönetimi askeri darbeyle ele geçiren Cunta, Enosis'e ulaşmak için Keşan ve Dedeağaç görüşmelerinde Türkiye ile pazarlığa kalkışmış, bundan sonuç alamayınca Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı saldırılar düzenlenmiş, bu saldırılara Yunan birlikleri de katılmıştır. Türkiye'nin anlaşmalardan doğan müdahale hakkını kullanacağı yönündeki ihtarı üzerine bu buhran son bulmuş ve Yunanistan, BM gözetimi altında Ada'dan kuvvetlerini çekmek zorunda bırakılmıştır.
Bu arada, EOKA'cılar arasında ortaya çıkmaya başlayan görüş ayrılıkları, Türkiye'nin müdahalesinden çekinen ve Türkleri ekonomik yoldan altetmeyi yeğleyen Makarios ile eski cuntacıları içeren EOKA-B'cilerin karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunan Cuntasının desteğiyle EOKA lideri Nikos Sampson adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı bir darbe gerçekleştirerek iktidarı kısa süreyle ele geçirmiştir. Kıbrıs'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kasteden bu hareket karşısında Türkiye, 1960 Garanti Andlaşması çerçevesinde, önce İngiltere'ye ortak müdahale teklifinde bulunmuştur. Türkiye, İngiltere'nin olumsuz cevap vermesi üzerine, Ada'daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974 günü Barış Harekatını başlatmıştır. Böylece Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlenmiş, Kıbrıs Türk halkının varlığı da güvence altına alınmıştır. Türk Barış Harekatı aynı zamanda Yunanistan'da Cunta idaresinin de sonu olmuştur.
Barış Harekatı sonrasında 1975 nüfus mübadelesi anlaşmasıyla Kuzey'den Güney'e tahminen 120.000 Rum, Güney'den Kuzey'e de 65.000 Türk geçmiş, böylece nüfus bakımından homojen iki kesim meydana gelmiştir. Bu iki kesim, 180 km boyunca uzanan ve genişliği 5 metre ile 7 km. arasında değişen bir "ara bölge" ile birbirinden ayrılmıştır.

Bugün Kuzey Kıbrıs'ın 200.000 kişilik nüfusuna karşı, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde 700.000 civarında Rum yaşamaktadır. Kıbrıs'ta ayrıca Ermeni, Maronit ve Latin dini grupları bulunmaktadır. Kıbrıs Adası Türkiye’ye 71 km, Yunanistan’a ise 900 km. uzaklıktadır.
MÜZAKERE SÜRECİ
Ada’daki iki taraf arasındaki ilk görüşmeler 1968'de başlamıştır. Türk tezinin yerel özerklik (local autonomy) şeklinde ortaya konduğu bu görüşmeler, 1971 yılı sonuna kadar sürmüştür. 1972-1974 döneminde görüşmelere Türkiye ve Yunanistan'dan uzmanların katılmasıyla devam edilmiştir. Bu görüşmeler de 15 Temmuz 1974 Rum/Yunan darbesiyle son bulmuştur.
1974 sonrasında, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye Ada’da yaşananlar ve gerçekler temelinde iki toplumlu, iki kesimli federasyon modelini benimsemiştir.

Bu çerçevede 1975-1997 yılları arasında sürdürülen çeşitli müzakereler bir federasyonun oluşturulmasına yönelik olarak cereyan etmiştir. Ancak Rum tarafı, egemenliğini Kuzey'e de yayacak bir politika izlemiş ve müzakerelerde devlet yapısını bu amaca yönelik olarak şekillendirmeye çalışmıştır.
1960'larda Kıbrıs Türk tarafına otonomi hakkını bile tanımayan, 1970'li yıllarda iki kesimli, iki toplumlu federasyonu kabule yanaşmayan Rum tarafı, AB üyeliği perspektifi güçlendikçe federasyon fikrini savunur görünmüş, bir çözüm çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafının elde edeceği hakları, özellikle Türkiye'nin üye olmadığı bir AB içinde kolaylıkla aşındırabileceğini düşünmüştür.
Bu süreçte yaşanan bazı kayda değer gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz:
- 30 Temmuz 1974 tarihli Cenevre Deklarasyonu, Kıbrıs'ta fiiliyatta iki ayrı ve otonom yönetim bulunduğunu, diğer yandan anayasal meşruiyete dönüş için müzakerelere öncelik verilmesi gerektiğini kayda geçirmektedir.
- 1974 Eylül ayından itibaren Kıbrıs'ta devam eden Denktaş-Klerides görüşmelerinin, Makarios'un Aralık ayında adaya dönmesiyle kesilmesi ertesinde Kıbrıs Türk tarafı, ileride kurulacak muhtemel bir federasyonun Kıbrıs Türk kanadını oluşturmak üzere, 13 Şubat 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devletini (KTFD) kurmuştur.
- KTFD'nin ilanını takiben toplanan BM Güvenlik Konseyi 12 Mart 1975 tarihinde, sorunun çözümünü sağlamak üzere BM Genel Sekreterine iyi niyet görevi veren 367 sayılı kararı kabul etmiştir. Bugüne kadar devam eden çabalarına Genel Sekreter bu çerçevede yardımcı olmaya çalışmıştır. İyi niyet görevi, arabuluculuk ve hakemlikten çok daha sınırlı bir çerçeve oluşturmakta, tarafların müzakere etmelerini sağlamayı ve görüşmelerini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

- 2 Ağustos 1975'te Viyana'da BM gözetiminde Sayın Denktaş ile Klerides arasında bir nüfus mübadele anlaşmasına varılmış ve bu BM Barış Gücü aracılığı ile uygulanmıştır.
- 12 Şubat 1977 tarihinde yapılan Denktaş-Makarios görüşmesi sonucunda ilk Zirve Anlaşması (High Level Agreements) kabul edilmiştir. Dört maddeden oluşan bu anlaşma ile iki toplumlu federal bir cumhuriyet kurulması kararlaştırılmıştır.
- Mayıs 1979'da yine Kıbrıs Türk tarafının çağrısı üzerine yapılan Denktaş-Kiprianu görüşmesinde İkinci Zirve Anlaşması ortaya çıkmıştır. Bu anlaşma, 1977 anlaşmasını teyid etmiş ve iyi niyet ve karşılıklı güven ortamı yaratılmasının önemini vurgulayan bir madde içermiştir.
- 9 Ağustos 1980'de başlayan görüşmelerde gündeme gelen belge, iki kesimlilik ve güvenlik kavramlarını ilk kez açıkça zikretmektedir. Kıbrıs sorununun anayasal veçhesinin federal, toprak veçhesinin de iki kesimli çözüme kavuşturulacağına ilişkin formül bu belgeden kaynaklanmaktadır.
- 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkının "self-determinasyon" (kendi kaderini tayin etme) hakkına dayanılarak ve siyasi eşitliği vurgulanarak ilan edilmiştir. Bu yola gidilirken federasyon tezi muhafaza edilmiş ve Rum tarafına barış ve çözüm çağrısında bulunulmuştur.
- Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri iyi niyet görevi çerçevesinde 1984 Ağustos ayında yeni bir girişim başlatarak, Kıbrıslı Türk ve Rum yetkilileri ayrı ayrı görüşmek üzere Viyana'ya davet etmiştir. Genel Sekreter, taraflara Viyana Çalışma Noktaları (Working Points) diye bilinen belgeyi sunmuştur. Bu tarihten sonra, Kıbrıs sorununun çeşitli veçheleri tek tek değil, ayrılmaz bir bütün halinde (integrated whole) ele alınmaya başlanmıştır.
- 1985 yılında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında yapılan seçimleri müteakip BM Genel Sekreteri taraflarla istişarelerde bulunduktan sonra 29 Mart 1986’da “Taslak Çerçeve Anlaşması”nı sunmuştur. Sözkonusu metin Ağustos 1984’den itibaren taraflarca üzerinde mutabakata varılan hususları içermekteydi. Sözkonusu Çerçeve Anlaşması, Kıbrıs’ta iki uluslu bir federal devlet kurulmasını, Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkilerinin olmasını ve Türk tarafının toprağının yüzde 29’un üzerinde bir oranla sınırlandırılmasını öngörmüştür.
- KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş 21 Nisan’da, Türk tarafı için önem arzeden temel hususları dile getiren ve paketi bir bütün halinde (integrated whole) kabul ettiğini bildiren bir mektubu Genel Sekreter’e göndermiştir. Sayın Denktaş 27 Nisan 1986 tarihli bir ikinci mektupla da anlaşmayı imzaya hazır olduğunu bildirmiştir. Rum Lider Kipriyanu ise önerilere yanıt vermeyerek uluslararası bir konferans çağrısında bulunmuştur. Rum tarafının bu tutumu Genel Sekreter’in açıklamasında ve raporunda eleştirilmiştir.
- Kıbrıs sorununa çözüm arama çabaları 1990 yılının ilk aylarından itibaren tekrar hareketlilik kazanmış ve giderek yoğunlaşmıştır. Bu çabaların sonucunda Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının da aktif katkılarıyla BM Genel Sekreteri Ghali, "Fikirler Dizisi" (Set of Ideas) adını taşıyan ve gayri resmi nitelikte olan bir anlaşma çerçevesi taslağı oluşturmuş ve bunu taraflara iletmiştir. Sözkonusu belge bir bütünlük taşımakta ve bütünü üzerinde anlaşma sağlanmadıkça müstakil konularda sağlanabilecek anlaşmaların geçersiz olacağı kabul edilmekteydi.
- 1992 Haziran ve Kasım ayları arasında New York'ta yapılan müzakereler, kapsamlı çözüme ilişkin özlü konular etrafında odaklaşmış, Kıbrıs'ta kurulacak yeni ortaklığın siyasal veçhesini kapsayan konular "Fikirler Dizisi" çerçevesinde ele alınmıştır.
- 1992 Fikirler Dizisi iki federe devletten oluşan bir federal yapıyı çözüme esas almış, 1960 düzeninde de öngörüldüğü üzere, 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmaları muhafaza edilmiş, ayrıca “Federal Kıbrıs”
- Kıbrıs Türk tarafı 100 paragraflık Fikirler Dizisinin 91'ini kabul etmiş, diğer 9 paragrafı müzakereye hazır olduğunu açıklamıştır. Rum tarafı ise, Kıbrıs Türklerinin, federe bir birim olarak da olsa, ayrı bir yapıya sahip olmalarını ve Garanti Andlaşmasının devam edecek olmasını kabul etmemiştir.

- Rum tarafında yapılan Şubat 1993 Başkanlık seçimlerini Fikirler Dizisine karşı çıkarak kazanan Klerides, iş başına gelir gelmez Fikirler Dizisi'ni müzakere etmeyeceğini, esas tercihlerinin Avrupa Birliği üyeliği yönündeki çabalarını yoğunlaştırmak olduğunu açıklamıştır. Nitekim bundan sonra, Rumların AB üyeliği yönündeki gayretlerini, Yunanistan'ın da yardımıyla geliştirmeye başladıkları müşahade edilmiştir. Rumların amacı, Yunanistan ile dolaylı bir ENOSİS'i sağlamak, Türkiye'nin garanti hakkına karşı, içinde Yunanistan'ın da bulunduğu Avrupa Birliği'ni kullanmak olmuştur.
- 1993 Mayıs ayından itibaren, müzakereler BM Genel Sekreteri'nin önerdiği Güven Arttırıcı Önlemler (GAÖ) paketi üzerinde odaklanmıştır. Bu paket çerçevesinde Lefkoşa Uluslararası Havaalanı (LUH) ve Maraş'ın, BM idaresinde iki tarafın ortak kullanımına açılması öngörülmüştür.
Bu arada, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Rumların müracaatı üzerine Temmuz 1994'te KKTC'nin AB'ne ihracatını yasaklayan bir karar almıştır. KKTC'nin toplam ihracatının `'a yakın bir bölümünü etkileyen bu karar, GAÖ paketinin Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı somut yararları da ortadan kaldırmıştır.
Diğer taraftan, Yunanistan ve GKRY arasında Kasım 1993'te "Ortak Savunma Doktrini" uygulamaya konulmuştur. "Ortak Savunma Doktrini", iki ülke arasında ortak askeri strateji ve operasyonlar planlanmasını; ortak tatbikatlar yapılmasını, Girit, Oniki Adalar ve "Kıbrıs"ın savunma alt yapılarının yeniden düzenlenmesini; Yunanistan'ın Orta Akdeniz'de somut bir rol oynamasına imkan verecek şekilde Güney Kıbrıs'ta hava ve deniz üsleri kurmasını; güvenilir bir telekomünikasyon sistemi oluşturulmasını; Kıbrıslı Rumların eğitimlerinin iyileştirilmesini ve askeri harcamaların arttırılmasını öngörmektedir. Bu yeni stratejik kavram ile tanımlanan "tek savunma alanı" ile Yunanistan'dan Ada'da Magosa'ya kadar uzanan bölge doğal savunma sahası olarak kabul edilmekte ve bu bölgenin her köşesinde etkinlik sağlanması amaçlanmaktadır.
Anılan doktrin çerçevesinde Baf Askeri Havaalanı inşa edilmiş, Terazi deniz üssünün inşa edilmesine ve bunlara ek olarak, S-300 füzelerinin Rusya'dan alımına karar verilmiştir. Bu arada, GKRY'deki Rum-Yunan kuvvetlerinin zırh gücü önemli oranda artırılmış, Rusya'dan yeni tip tanklar alınmıştır. Ayrıca Yunanistan kendi silahlı kuvvetlerinin envanterinden çıkardığını öne sürdüğü Fransız yapımı AMX-30 tanklarından bir bölümünü Ada'ya göndermiş, GKRY'ne Leonidas tipi zırhlı personel taşıyıcıları satmıştır.
GKRY, batılı ülkelerin de baskısıyla S-300'lerin Ada'da konuşlandırılmasıyla ilgili kararını, Türkiye’nin girişimleri çerçevesinde Aralık 1998'de iptal etmek zorunda kalmıştır. Füzeler Girit’e konuşlandırılmıştır.
Takip eden dönemde müzakere sürecindeki gelişmeler aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir:
- KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve GKRY Lideri Klerides arasında Ekim 1994’de Ara Bölge’de BM Özel Temsilci Yardımcısı’nın gözetiminde GAÖ paketinin Rum tarafınca kabulünü sağlamaya yönelik istikşafi mahiyette beş görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde Klerides GKRY’nin 1990 yılında yaptığı tek yanlı AB üyeliği müracaatının Türk tarafınca desteklenmesini paketi kabul için ön şart olarak ileri sürmüş ve görüşmeler böylece sonuçsuz kalmıştır.
- GKRY, bunu hemen takiben aldığı tek yanlı bir kararla Kıbrıs Türk tarafı ile diyaloğu kesmiş, Mart 1995’de GKRY’ne AB’nin adaylık statüsü de vermesiyle, tamamen AB üyeliğine odaklanmıştır. Görüşmeler, Sayın Denktaş'ın müteaddit çağrılarına rağmen, Klerides'in, taraflar arasında ortak zemin bulunmadığını ileri sürmesi nedeniyle 3 yıla yakın süreyle yapılamamıştır.

- BMGS Kıbrıs Özel Temsilcisi aracılığıyla Mart 1997'de başlatılan dolaylı görüşmeleri takiben BMGS'nin, yüzyüze görüşmeler için yaptığı çağrı üzerine Temmuz ve Ağustos 1997 aylarında yaklaşık birer hafta süreyle Sayın Denktaş ve Klerides, Troutbeck (ABD) ve Glion'da (İsviçre) biraraya gelmişlerdir.
- Troutbeck görüşmeleri sırasında AB Komisyonu'nun genişleme konusundaki "Gündem 2000" raporu ve GKRY ile 1998 başında tam üyelik görüşmeleri başlatılmasına ilişkin tavsiye kararı basına sızdırılmıştır. Türkiye ve KKTC tarafından AB'nin bu tutumuna karşı gerekli tepki gösterilmiş, bu bağlamda, 20 Ocak 1997 tarihli Türkiye-KKTC Ortak Deklarasyonu'nda öngörülen çerçevede, GKRY'nin AB üyeliği yönünde atacağı adımların KKTC'nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracağı 20 Temmuz 1997 tarihli Ortak Açıklamada kaydedilmiştir.
- KKTC Hükümeti, Aralık 1997 AB Lüksemburg Zirvesinde alınan GKRY ile üyelik müzakerelerinin başlatılması kararının BM müzakere sürecine ve çözüm parametrelerine yıkıcı bir darbe indirdiğini, bundan sonraki temasların ancak Ada'daki iki devlet arasında yürütülebileceğini, KKTC'nin GKRY ile AB arasında tam üyelik müzakerelerine katılmasının sözkonusu olmadığını açıklamıştır. Türkiye de KKTC'nin tutumunu desteklemiş ve AB ile Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerinin görüşülmeyeceği de Hükümet düzeyinde karara bağlanmıştır.
- Avrupa Birliği ile Güney Kıbrıs arasında tam üyelik müzakerelerinin başlatılması, Türkiye ve KKTC'ni federasyon modelinin Türkiye'nin içinde yeralmadığı bir Avrupa Birliği içerisinde ne ölçüde kalıcı olacağını irdelemeye sevk etmiştir. Yapılan değerlendirmelerde, istenilen tüm güvenceler bir müzakere sürecinde elde edilse dahi, iki kesimlilik, iki toplumluluk, Türkiye'nin etkin garantisinin devamı gibi parametrelerin aşındırılabileceği görülmüştür. Bu değerlendirme neticesinde Kıbrıs'a ilişkin politikamız Ada'daki fiili durumu esas alan yeni parametrelere oturtulmuş, müzakerelerin devamı için KKTC'nin egemen bir devlet olarak varlığının teslim edilmesini temel alan bir yaklaşım benimsenmiştir.
- Bu doğrultuda, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş tarafından 31 Ağustos 1998 tarihinde, soruna kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla Ada'daki iki devlet arasında bir Konfederasyon tesis edilmesi önerilmiştir. Öneri, Kıbrıs'taki iki devletin aralarındaki temel meseleleri çözmelerini müteakip ortak bir işbirliği yapılanmasını gerçekleştirmeleri temeline dayandırılmıştır.
- Politikamızın diğer bir boyutunu KKTC'nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak güçlendirilmesi, Türkiye ile KKTC arasındaki işbirliğinin her alanda çeşitlendirilmesi ve derinleştirilmesi teşkil etmiştir. 20 Ocak, 20 Temmuz 1997 ve nihayet 23 Nisan 1998 tarihli Ortak Açıklamalar çerçevesinde Türkiye ile KKTC arasında kapsamlı bir bütünleşme süreci yürürlüğe konulmuştur.
- Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden canlandırılması girişimleri 1999 yılının ikinci yarısında hızlanmıştır. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 14 Kasım 1999 günü yaptığı açıklamada "tarafların kapsamlı bir çözüme yönelik anlamlı müzakereler için zeminin hazırlanması amacıyla aracılı görüşmelere 3 Aralık tarihinde New York'ta başlama konusunda mutabık kaldıklarını" bildirmiştir.
- Bu açıklamayı takiben başlatılan aracılı görüşmelerin ilk turu, 3-14 Aralık 1999 tarihinde New York'ta, ikinci turu ise 31 Ocak-8 Şubat 2000 tarihinde Cenevre'de yapılmıştır. Üçüncü tur yine Cenevre'de 5 Temmuz 2000 tarihinde başlamış, 12 Temmuz'da verilen aradan sonra, 24 Temmuz – 4 Ağustos tarihlerinde tamamlanmıştır. Dördüncü tur 12-26 Eylül 2000 tarihlerinde New York'ta, beşinci tur ise 1-10 Kasım tarihleri arasında Cenevre'de gerçekleştirilmiştir.
- Aracılı görüşmeler BMGS Annan ve/veya Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto tarafından yürütülmüş, bu süreç zarfında Cumhurbaşkanı Denktaş ile Klerides'in herhangi bir vesileyle karşı karşıya gelmeleri ve görüşmeleri sözkonusu olmamıştır.
- Cumhurbaşkanı Denktaş, aracılı görüşmeler vesilesiyle Konfederasyon önerimizi, güvenlik ve garantiler, mülkiyet sorunları, toprak ayarlamaları, bir çözüm çerçevesinde merkezi otoriteye bırakılacak yetki dağılımı, statü eşitliği, ambargolar ve AB üyeliği gibi Kıbrıs sorununun çeşitli veçhelerine ilişkin görüşlerimizi ve BM yetkililerinin ifade ettiği görüşlere karşı tepkilerimizi ayrıntılı olarak BM Sekreteryasına aktarmıştır.

- Bu arada aracılı görüşmelerin ikinci turu sırasında, GKRY lideri Klerides görüşmelerin içeriği konusunda basına bilgi verilmemesi konusundaki karartmayı delerek 2 Şubat 2000 günü yaptığı yazılı açıklamasında, aracılı görüşmeleri "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin anayasa değişikliği egzersizi olarak tanımlamıştır. Böylece Rum tarafı, federasyon ister gibi gözükürken, böyle bir çözümü dahi dikkate almadığını ve adadaki eşit halk olan Kıbrıs Türklerini bir azınlık statüsüne indirgeyerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin, küçük anayasal değişikliklerle devamını amaçladığını ortaya koymuştur.
- Dördüncü tur aracılı görüşmeler vesilesiyle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan, 12 Eylül 2000 tarihinde Ada'daki iki halkın yek diğerini temsil etmeyen siyasi eşit taraflar olduklarını teyid eden bir açıklama yapmıştır. BMGS'nin açıklamasında, tarafların bu eşit statüleriyle katılacakları görüşmeler aracılığıyla yeni bir ortaklığı öngören kapsamlı bir çözüme ulaşmaları gereğinin altı çizilmiştir. Rum tarafı 11 Ekim 2000 tarihinde meclisinde aldığı bir kararla genel sekreterin bu açıklamasını da reddetmekle Kıbrıs Türk tarafına nasıl baktığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
- Beşinci turda, görüşmeler sürerken Cenevre'ye gelen BMGS Annan 8 Kasım günü taraflara “Sözlü İfadeler” adı altında bir kağıt sunmuştur. Kağıtta yeralan ifadelerin sürecin içeriğiyle uyuşmadığı görülmüştür. 24 Kasım 2000 tarihinde Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Denktaş başkanlığındaki heyetler arasında bir değerlendirme toplantısı yapılmıştır. Anılan toplantı sonrasında Sayın Denktaş, Kıbrıs'ta iki ayrı egemen devlet, iki halk ve iki demokrasi bulunduğunu, aracılı görüşmelerin amacının kapsamlı görüşmelere geçilebilmesi için zemin hazırlanması olduğunu, ancak beş turda bunun yapılamadığını, görüşmelerin almış olduğu seyir nedeniyle ve Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu makul ve gerçekçi parametreler kabul edilmedikçe aracılı görüşmelere devam edilmesinde yarar görmediğini açıklamıştır. Bunu takiben zamanın Başbakanı Sayın Ecevit yaptığı açıklamada, Sayın Denktaş'ın görüşlerini paylaştığımızı ve aracılı görüşmelerden ayrılma kararını desteklediğimizi, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliği ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğinin bir birinden ayrılmaz bir bütün olduğunu belirtmiştir.
- Bununla birlikte 8 Kasım 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş, uzlaşmacı tavrını ve çözüm yönündeki iradesini bir kez daha göstererek, Kıbrıs sorununa bir çıkış yolu bulunması, çözüme ilişkin Rum tarafının niyetlerini ilk elden duymak, sorunun nereye götürülmek istendiğini anlamak, görüşme süreci başladığında masada nelerin konuşulacağını tespit etmek amacıyla GKRY lideri Klerides’e mektup göndererek Ada’da yüz yüze görüşme önerisinde bulunmuştur. Klerides, bu çağrıya önce olumsuz yanıt vermiş, ancak Sayın Denktaş’ın Kıbrıs konusunun süratle çözümlenebilmesi için neler yapılabileceği hakkında doğrudan taraflar arasında görüş alışverişinde bulunulmasının yararına bir kez daha dikkat çeken ikinci bir mektup göndermesi üzerine, öneriyi kabul etmiştir.
- Bu çerçevede Sayın Denktaş, Klerides ile 4 Aralık 2001’de Ada’da ara bölgede biraraya gelmiştir. BMGS Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto’nun da not tutmak amacıyla hazır bulunduğu görüşmenin başlangıcında Sayın Denktaş, ileriye dönük yapıcı bir vizyon ortaya koymuş, Türk tarafının eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklık kurulması amacına yönelik olarak kapsamlı bir çözümü müzakereye hazır olduğunu, sözkonusu ortaklığın AB üyeliğini varılacak kapsamlı siyasi çözümün esasları çerçevesinde destekleyeceğini belirtmiştir.
- Görüşmenin sonunda De Soto tarafından yapılan açıklamada, iki liderin 2002 Ocak ayı ortalarında Ada’da doğrudan görüşmeyi kabul ettikleri kaydedilmiştir. BM gözetimi altında, önkoşulsuz, tüm konuların masada olacağı ve herşey kabul edilene kadar hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği anlayışıyla kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmelere devam edilmesi kararlaştırılmıştır.
- Liderler ayrıca, biri 5 Aralık 2001 tarihinde Sayın Denktaş’ın daveti, diğeri 29 Aralık 2001 tarihinde Klerides’in mukabil daveti çerçevesinde olmak üzere iki kez akşam yemeğinde bir araya gelmişlerdir.
- Bu çerçevede 16 Ocak 2002’de doğrudan görüşmeler başlamıştır. Birinci tur 19 Şubat 2002’de sona ermiş, ikinci tur 1-27 Mart, üçüncü tur 9-29 Nisan, dördüncü tur 7 Mayıs-2 Temmuz 2002 ve beşinci tur 16 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin altıncı turu 27 Ağustos’ta başlamış, bu çerçevede iki taraf arasında yapılan görüşmelerde, ağırlıklı olarak egemenlik, eşitlik, merkezi otorite ile kurucu devletlerin yetkileri hususları ele alınmıştır. Altıncı tur görüşmeler 26 Eylül itibarıyla tamamlanmıştır.
- Liderler bu görüşmelerde “tüm konularda anlaşma sağlanmadan hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacağı” ilkesi çerçevesinde Kıbrıs konusunun çözümüne ilişkin görüşlerini ortaya koymuşlar, birbirlerine sorular sorarak izahat istemişler, böylece bir anlamda hangi görüşlerin müzakere edilebilir ve hangilerinin değiştirilemez olduğuna açıklık getirmeye ve birbirlerinin gerçek niyetlerini değerlendirmeye çalışmışlardır.
- Ancak Rum tarafı, görüşmelerde 1960 “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin hala devam ettiği iddiasından hareketle Türk tarafını, bir Anayasa değişikliği egzersizi vasıtasıyla bu “Cumhuriyete” dahil etmeye yönelik anlayışını sürdürmüş, iki tarafın mutlak eşitliği ve yetki paylaşımı temelinde gerçek ortaklığa dayalı yaşayabilir bir çözüm yönünde çaba göstermekten uzak görünmüştür.
- 6 Eylül 2002 tarihinde BMGS Annan, Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve GKRY Lideri Klerides ile Paris’te görüşmüş ve iki lider BMGS’ne görüşlerini aktarma fırsatı bulmuşlardır. BMGS Annan 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde tarafları bir kez daha biraraya gelmek üzere New York’a davet etmiştir. 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde New York’ta gerçekleşen görüşmelerden sonra Genel Sekreter’in yaptığı açıklamada Kıbrıs sorununun basit bir çözümü bulunmadığı ve kapsamlı çözüme ulaşmak için taraflar arasında iki taraflı “ad hoc” nitelikteki teknik komitelerin kurulmasına karar verildiği ifade edilmiştir.
- Ocak 2002’de başlayan görüşme turlarının sonunda BMGS Annan, 11 Kasım 2002 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve dönemin GKRY lideri Klerides’e “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” adlı (sonradan Annan Planı olarak anılan) belgeyi sunmuştur.
 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=