Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Turkiye Dis Politikasinda Karar Alma Ve Karar Verme Teorisi
 

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA KARAR ALMA 
VE KARAR VERME TEORİSİ

Türk Dış Politikasında Karar Alma ve Karar Verme Teorisi
GIRIS
 KURAMSAL YAKLASIM
Bu bolumde "Devletin Dis Politika Arac Alternatiflerinin" neler oldugu tanitilacak ve soz konusu yontemler uzerinde bilgi verilecektir. Ancak, bu yapilmadan once Dis Politika 'nin yani sira Uluslararasi iliskiler dali hakkinda gene bir panorama cizilecektir. Onsozde Diplomasi Tarihi calismalarindaki akademik tartismalar uzerinde durulmustu. Sekle yonelik bu polemiklerden sonra bu bolumde hareket noktasi ve yaklasim bicimine -veya icerige- iliskin argumanlara yer verilecektir. ikinci olarak ise yine bu bolumde "Uluslararasi gucler" kavrami ele alinacaktir. Soz konusu bu iki noktada tanimlamalar yapmadan ve bunun da otesinde genel bir cozumleme cercevesi verilmeden Ermeni Sorunu'nun incelenmesi, bir butunle anlamlandirilabilme si ve genellemelere gidilmesinin mumkun olmayacagina inaniyoruz.                            
i. Uluslararasi Illiskiler Anabilim Dali : Terminoloji ve Yaklasim Sorunlari
Disiplinler arasi bir_arastirma sahasi olan Uluslararasi iliskiler Anabilim dalina metodolojik acidan farkli yaklasimlar olduguna yukarida isaret etmis ve bu baglamda "geleneksel" ile "davranisci" okullarin tahlil metotlarina kisaca deginmistik. Geleneksel ya da "klasIk" ekolu savunan yazarlar, kendilerinde gozlemlenen kavram savruklugunun yani sira dikkatlerini sadece belli bir zaman ve zemin kesitine dayandirarak ozgul bir olayi incelemekle yetinmislerdir. Dar kaliplara sIkismis; evrensel tanimlar ve modeller uretmenin cok gerisinde kalmislardir. “Bilimsel" okulun temsilcileri ise, belli bir kuramsal modele erisilmeden once tumevarim yolunda epeyce mesafe kat etmenin gerektigine inanmislar fakat, kendilerini global duzeyde bir cozumleme cercevesine ulastiracak surecin daha ilk duraginda kantitatif olcum fetisizmi hummasina kapilarak; bir anda kendilerini girtlaklarina kadar icine gomuldukleri metodoloji batakliginda bulmuslardir. Bu nedenlerle uluslararasi iliskiler lite! raturunde tatmin edici kuramlarin gelistirilmesi kolay olmamistir. Boylece suregelen yontem kargasasi, muhteva acisindan konunun kapsaminin belirlenmesini ve bunu takiben de bu cerceve icerisindeki munasebet ve etkilesim orgusunun ana temasinin ortaya cikarilmasini olumsuz yonde etkilemistir.
Demek ki, arastirmamizda oncelikle tespit edilmesi gereken, uzerine teori kuracagimiz alanin parselizasyonunu yapmak olmalidir. Bu konuda ise uretilen kavramlar bize yardimci olmaktan uzaktir: "Uluslararasi iliskiler” Uluslararasi Teorisi", "Dis Politika", "Dunya Cemiyeti", "Dunya Politikasi', “Devletlerarasi Politika", "Diplomasi" vd... gibi pek cok kavram bazen yazarlarin inceleme yontem ve yaklasim normlarini yansitmakla beraber cogu kez gelisiguzel kullanilmaktadirlar . Konumuz olan "devletin dis politika arac alternatifleri" acisindan bu arastirmada “Uluslararasi Siyasal Sistem" tanimi tercih edilecektir. Bu tercihimizi her kelime uzerinde ayri ayri durarak aciklamaya calisacagiz. Lakin, "devletlerarasi" yerine "uluslararasi" kavrami yeglendi ise, bunun nedeni dunya politikasinda devletlerin disinda baska aktorlerin ya da birimlerin de varligina ve sistem icerisinde etkili olabileceklerine pesinen inandigimizdandir. "! Uluslarasiri" guclerle ilgili goruslerimizi baska bir arastirmamizda vermeye calismistik. Cizdigimiz cerceveyi "siyasal" acidan ele alarak sinirlamakla da, ulus-lararasi trafikte rastlanan ekonomik, ticari, kulturel, teknik vd... gibi iliski turlerinin calismamiza siyasal iliskileri etkiledikleri surece dahil edilecegini belirtmek istedik. "Sistem" sozcugunu ise, uluslararasi politikanin kapsaminin dis politikaninkinden daha genis oldugunu vurgulamak icin kullandik. Devletlerin birbirlerine karsi olan davranis ve politikalarinin birer kalem halinde ustuste yazilip top-laminin alinmasinin bize uluslararasi siyasal sistemin isleyisine iliskin butun bilgileri verecegini sanmiyoruz. Uluslararasi politika, dis politikanin yani sira, uluslararasi sistemin kendine ozgu kosullarini, bunlarin olusmasini ve devletlerin birbirlerine karsi olan davranislari uzerindeki etkileri de icerir. Burada sistemin yapisinin o sistem icindeki birimlerin belli bicimlerde davranmalarina neden oldugu! varsayilmaktadir. Boyle bir icsel kurguya sahip oldugu surece sistem kendi kendini idame ettirir. Sistematik guclerin gorevlerini yapamadiklari takdirde, sistem ya coker, ya da degisIklige ugrar .
Eger "grand teori" olusturmaktaki amac, devlet ve diger uluslararasi birimlerin birbirleri ile olan iliskilerini ve bu aktorler uzerindeki sistematik guclerin etkilerini aciklayacak "anlasilir, tutarli ve yeni veriler isiginda kendisini adapte edecek kapasiteye haiz bir bilgi manzumesi" uretmek ise, o zaman bu serefin buyuk olcude literaturde "Realist" okul adini alan guc teorisyenlere verilmesi icap etmektedir. Ancak, bu yaklasima ilk defa saygin bir cozumleme cercevesi saglayan Hans J.Morgenthau olmustur. Kitabinin ilk baskisini yaptigi 1448 yilindan bugune kadar uluslararasi politika ile ugrasan pek cok yazarin sert elestirilerine ugramakla birlikte ortaya koymus oldugu Thomas Kuhn'urr tabiri ile paradigmasinin halen gecerliligini korudugu ve giderek bu kervana baska bilim adamlarinin da katildigi gercekleri Realist okulun en taninmis temsilcilerinin kuramini ne kadar saglam temellere oturttugunun bir gostergesi olsa gerektir.
ii Siyasal Gercekcilik Kurami
Morgenthau'ya gore, yasadigimiz dunya kusurlu ve noksan bir dunyadir ve bunun boyle olmasinin nedeni de, dunyanin, insan dogasinda yer almis bulunan guclerin sonucu olarak olusmasidir. "Dunyayi duzeltmek ve gelistirmek icin, bu guclere karsi cikarak degil, bu guclerle birlikte calismak gerekir"7 diyen bir Morgenthau, Hukumdari'na ulke yonetiminde basarili olmanin sirlarini kaleme alan Machiavelli' nin de caresizligini yansitmamakta midir? Belki, ikisinin de ortak ozelligi, tarihi laboratuar olarak kullanarak, mutlak iyi' den cok, "eh-ven-i ser" olanin gerceklestirilmesin in hedef alinmasini tavsiye etmeleridir. Yukarida isaret ettigimiz "Siyasal gercekciligin" bir baska ilkesi de uluslararasi politikayi anlamakta yegane nirengi noktasinin guc terimi ile ifade edilen cikar kavrami oldugudur. Cikar fikri politikanin ozudur; zaman ve yere bagli degildir. Onlardan etkilenmez. Bir dis politika hakkinda bilgi edinmek icin ulke cikarlarini savunmakla gorevli devlet adamlarinin hangi! gudulerle hareket ettigine bakmak hem yararsiz ve bos, hem de aldatici bir yol olacaktir; rasyonel olan karar vericilerin egilimlerini bir yana iterek, ellerindeki imkanlara gore bir degerlendirme- ye gitmektir9. Siyasal gercekligin ahlaki normlari reddetmedigini, fakat bunlarin devletlerin eylemlerine uygulanamayacagini ifade eden Morgnethau, "Bireyler kendi baslarina, 'Fiat justitia pereat mundus” ( Dunya yikilsada birak adalet yerini bulsun ) diyebilirler. Ama devletler, geleceklerinden sorumlu oldugu insanlar adina boyle bir soz soyleme hakkina sahip degillerdir" demektedir.
Gercekciler, uluslararasi politikanin, diger butun politikalar gibi, bir guc ve iktidar mucadelesi olduguna inanmaktadirlar. Morgenthau basta olmak uzere Realist okul'un guc demekle kastettigi insanin diger insanlarin dusunce ve eylemleri uzerindeki nufuzudur. Onlara gore, siyasal guc, bu kuvveti uygulayan ve uzerinde bu kuvvetin uygulandigi kimseler arasinda psIkolojik bir iliskidir. Siyasal guc, birinci tarafin eline, birincinin ikinci tarafin dusunceleri uzerindeki nufuzu sayesinde, ikinci tarafin belli eylemleri uzerinde kontrol imkani verir. Bu nufuzun uc kaynaktan ileri geldigi belirtilmektedir: cikar umma, kayba ugrama korkusu ve kisi ile kurumlar icin saygi veya sevgi duyma. Bu nufuz; emir, tehdit, ikna, bir adamin veya bir dairenin otorite veya karizmasi veya bunlarin karisimi ile yurutulur. Kisacasi, bir ornekle belirtilecek olursa, A,B uzerinde bir siyasal guc kurmus veya kurmak istiyor demek, her zaman, A'nin B'nin dusuncesini nufuzu altina alarak, B'nin belirli ! eylemlerni denetlemeye muktedir oldugu, veya muktedir olmak istedigi demektir. Bu cerceve icinde degerlendirildigind e bir dis politikanin da, hammadde kaynaklarini ele gecirmek, deniz yollarinin denetimini saglamak veya sinir degisIklikleri saglamak gibi maddi hedefleri ne olursa olsun, butun bunlarin amaci digerlerinin dusunceleri uzerinde nufuz kurarak onlarin eylemlerini kontrol altina almak oldugu anlasilacaktir.
a) Devletin Dis Politika Araclan
Eylemlerin kontrol altina alinmasinda devletin sectigi "yaptirim araclarinin" onemli rol oynadigini kabul etmek gerekecektir. "Yaptirim" bir ya da daha fazla uluslararasi aktorun, oteki aktor, ya da aktorlere karsi su iki amactan birini ger-ceklestirmek icin baslattiklari girisimdir. Karsi tarafi belli degerlerden yoksun birakarak cezalandirmak, ya da onun, etki yapanin onemli saydigi belli normlara uymasini saglamak. Cezalandirma ogesinin hakim oldugu etkilemeler "olumsuz yaptirim" turune ornek teskil ederken, odullendirmeleri de "olumlu yaptirim" saymak gerekir. Devlet, saydigimiz iki unsuru yalniz basina ya da degisen bilesimler icinde kullanabilir. Bu yaptirimlar cogu kez su kaliplar icinde uygulanmaktadirlar. Etkileme guclerine gore, en zayiftan baslayarak belirtmek gerekirse bunlari: (a) Diplomatik etkileme araclari; (b) Ekonomik etkileme araclari; (c) Sozel yaptirimlar ya da "Propaganda" ve (d) Askeri etkileme araclari olarak sayabiliriz.
Dis politikanin amaci yukarida belirtildigi gibi rakibin fikrini degistirerek kendi cikarlarinin gerceklesmesini saglamak olduguna gore, "kafalarin kazanilmasi" icin yapilan bu mucadelede propagandanin onemli bir yeri olacagi acik-tir. Gonlubol' un ifadesi ile propaganda, diplomaside oldugu gibi "cikarlarin manipule edilmesi", ya da savas durumundaki gibi zor kullanilmasini gerektirmeden, insan kafasinin dogrudan yontemlerle bicimlendirilmeye calisilmasidir. Propagandanin basarili olabilmesi bazi kurallara baglidir. ilkin, amacin ya da baska bir deyisle, muhatabinda olusturulacak tavir biciminin ve buna bagli olarak psIkolojik etkilemeye maruz kalacak hedefin  kisi, grup veya kitle acikca belirlenmesi gereklidir.ikinci olarak, bir propaganda orgutunun bulunmasini savabiliriz. Ucuncu faktor, iletilen mesajin yazi, soz veya davranislardan olusan etkileyici sembollerle suslenmesidir. Dikkat edilecek bir baska unsur da, muhatabina ulasacak (onun cogu kez muhalefetine ragmen! ) iletisim araclarina sahip olunmasidir.
Propagandacinin faaliyetlerinin hedefi olarak belirtildigi kitleler (i) kendi halki; (2) dost devletlerin halklari; (a) tarafsiz devletlerin halklari ve/ya (4) dusman devletlerin halklari olabilir. Konumuza uygunlugu acisindan burada dusman devletlerin vatandaslarina karsi girisilen psIkolojik faaliyetlere kisaca deginilecektir. Soz konusu bu propaganda faaliyetinde tasarlanan devleti icinden zayiflatmak ve yikmaktir. Amac, halkin devletine olan sadakat baglarini zayiflatmak kitleyi kendi tarafina cekerek onu kendi dis politika hedefleri dogrultusun- da kullanmaktir. Bir devlet icinde yogun bir bicimde direnislere gecilmesini, is-yan ve siddet hareketlerine basvurulmasini tesvik ve tahrik etmek; bu tur propagandanin hedefleri arasinda bulunmaktadir.
Diplomasinin propagandadan farki, bu kanalla iletilen mesajlarin tasiyicisi olan ve ulastirildigi kisilerin cogunlukla resmi kurumlar olmasidir. Diplomasi, herseyden once, bir hukumetin belli konulardaki kani ve goruslerini dogrudan dogruya diger devletlerin karar vericilerine iletilmesi sureci olarak tanimlanmak- tadir. Diplomasi sureci, devlet yetkilileri arasinda gorusmeler yapilarak yurutulur; bu nedenle, kimi zaman diplomasinin bir "gorusme sanati" oldugu da savunulmaktadir. Karsisindakini ikna etmekle yukumlu olan bir diplomata, guzel konusma melekesinden kisisel gorunum ile bilgi ve kultur birikimine kadar bazi faktorlerin ne kadar yardimci olacagi dusunulurse diplomasinin bilim-den ziyade sanat yaninin agir bastigini soylemek abartma olmaz saniriz. Bugun iletisim imkanlarinin gelismesi sayesinde diplomatlarin islevlerinin buyuk olcude sembolik mahiyet kazandigini ifade edebiliriz. Ne var ki, arastir-mamizdaki zaman dilimi icinde diplomatlarin dis kaynaklardan devletle! rinin dis politikalarinin hammaddesini olusturacak bilgileri toplamak gorevleri yani sira, kendi hukumetlerine telkinlerde bulunmalari ve zaman zaman politika yapimci-si gibi hareket etmeleri olagandi.
Calismamizin kapsamina giren 1914 ile 1923 yillari arasinda cereyan eden uluslararasi iliskiler, diplomatik uygulamalar acisindan hem "kapali" diplomasi-den "acik" diplomasiye, hem de "konferans" diplomasisinden "parlamenter" diplomasiye gecis donemini yasamistir. Bu konuda ileride gerekli hatirlatmalar yapilacagi halde, burada sozunu ettigimiz diplomasi turleri hakkinda hic olmazsa tanitici bilgi sunmak istiyoruz. Birinci Dunya Savasi ve ondan onceki donemlerde  hakim olan ve literaturde "Eski Diplomasi" tabiri ile anilan diplomasi ekolunun belki de en onemli ozelliklerinden biri "gizlilik" idi. Gizlilikten, diplomatik gorusmelerin gelisme biciminin ve sonuclarinin kamuoyuna aciklan-mamasi anlasilmalidir. Nitekim, bu yillarda dis politika sadece hukumdar ya da devlet baskaninin bilgisi altinda disisleri bakanliklarinda kapali kapilar ardinda olusturulmakta ve yurutulmekteydi. Eski diplomasi turunde yapilan gorusmelerin ve akdedilen andlasmalarin uluslararasi ahlak ve h! ukuk normlarina cogu kez uygun dusmemelerinin yani sira imza sahiplerinin halklarinin cikarlarini da cogu kez yansitmadiklari soylenilebilir. Birinci Dunya Savasi sirasinda ittifak devletleri arasinda bu ture ornek teskil edecek anlasma ve gorusmelerin neler oldugunu ileride gorecegiz. Yalniz iddia edildigi gibi, bu diplomasi turunun sadece mutlakiyetci rejimlerin cogu kez basvurduklari bir yontem oldugu dogru degildir'7. Cunku, bahis konusu donemde Whitehall ve Qyai d'Orsay'm bu yondeki faaliyetleri Wilhelmstrasse ile Yildiz'i bastiracak yogunluktaydi. Belki de burada Eski diplomasiyi "Eski Dunya" ya da "siyasal gercekciligin" kalesi olarak tanimlayabilecegimi z Avrupa'ya Ozgu bir politika sistemi olarak belirtmek daha yararli olacaktir. Gizli diplomasiye en buyuk tepki, ileride gorecegimiz gibi, Amerika BirlesIk Devletleri Baskani Woodrow Wilson'dan gelmistir. Wilson ulkesinde gerceklestirmis olduklarina inandigi mukemmel bir demokratik gelenegin atesli bir havarisi olarak! dis politikada da gorusmelerin buyuk bir aciklik icinde kamuoyunun go zu onunde cereyan etmesini yurekten savunuyordu. Savas sonunda yayinladigi unlu "On dort Nokta" nin birincisinde bu ilkeyi vurgulayacak; ayrica Wilson' un bu gorusu Milletler Cemiyeti Misaki'na da yansiyacak-tir: Devletler arasinda yapilan andlasmalarin "acikligini" saglamak amaciyla Misak in sekizinci maddesi, her andlasmanin derhal orgut sekreterliginde tescil ettirilmesini ve sekreterlik tarafindan mumkun olan en kisa sure icinde yayinlan-masini ongormektedir18. Yeni Dunya' dan esen bu ruzgarin Avrupa'nin diplomatik aliskanliklarini ne olcude silip supurdugunu ileride gorecegiz.
Kokenlerinin i648'e Vestfalya Kongresi'ne degin uzandigini iddia edebilecegimiz, fakat temelinin i8i5'de Viyana Kongresi ile atildigi Avrupa Ahengi Sis-temi, kaba bir genelleme ile devletlerin belirli araliklarla bir araya gelip, aralarindaki sorunlari tartisma masalarinda cozme egilimlerinin resmi bir huviyet kazanmasa bile Bati devlet adamlan ile diplomatlarinin gonlunde kurumsallasmasi ile gerceklesmistir. Barisin korunmasinin hepsinin ortak cikari olduguna inanan Avrupa devletleri,uluslara rasi iliskilerde karsilarina cikabilecek krizleri silaha davranmadan once yesil cuha masalara yatirmak ve bu gorusmelerin sonucunda her devleti tatmin edecek bazi duzenlemelerle gecistirmek geregine inanmislardi. 1856 Paris ve 1878 Berlin Kongrelerinin onemli cekitaslarini olusturdugu Avrupa Ahengi Sistemi'nin uyguladigi bu cok yonlu metodu Balkan Savaslariyla bozulan devletlerarasi dengeyi yeniden onarmak icin 1913'de toplanan Londra Konferansi ile tarihe mal olmaya hazirlaniyordu. Bir! inci Dunya Savasi sonrasin-da Milletler Cemiyeti ile baslayip, Birlesmis Milletler ve uluslararasi uzmanlik kuruluslari ile surekli bir bicimde uygulanmaya baslayan bu cok yanli diploma-si turu, Avrupa Ahengi sisteminde gorulen ad hoc konferans diplomasisinden bazi noktalarda ayrildigindan, buna "parlamenter diplomasi" adi verilmistir.
Gonlubol' a gore parlamenter diplomasiyi ad hoc konferans diplomasisinden ayiran baslica ozellikler arasinda sunlar bulunmaktadir: (i) Uluslararasi kuruluslar araciligi ile yurutulen parlamenter diplomasi cogu kez kamuoyuna acik yurutulur; (2) burada kararlar, genellikle basit cogunluk, kimi kez de nitelenmis cogunlukla -ucte iki, dortte uc gibi- alinmaktadir; (3) her kongre, ya da konferansta usul kurallarinin ayri ayri saptanmasina karsilik, parlamenter diplomasi-de, aynen ulusal parlamentolarda oldugu gibi, usul kurallari onceden saptanmistir; (4) iki diplomasi yontemi arasindaki baskaca bir fark da, devletlerin toplantilara katilabilme usulunde gorulmektedir. Konferanslara katilacaklari, bu konferanslari toplayan devletlerin tesbit etmesine karsilik, uluslararasi orgutlerde, ilke olarak, tum uye devletler toplantilara katilabilmektedirle r20. Bu calismada Birin-ci Dunya Savasi sonrasinda toplanan konferanslarda bir yandan Avrupa'nin Ahenk gelenegini surdurme cabalarinin y! ani sira Wilson' un bu toplantilara nasil parlamenter huviyeti verme cabalarini izleyecek; Ermeni Sorununu cozmek icin surdurulen gorusmelere hangi prensiplerin hakim olmaya calistigini beraberce yasayacagiz.
Diplomatik gorusmelerden baska devletin dis politikasinin hizmetinde bulunan bir baska etkilesim aracinin da ekonomik yontemler olabilecegine yukarida isaret etmistik. Ekonomik tedbirlere basvuran bir devletin muhatabi cogu kez karar vericiler degil, toplumun tumudur. Yalniz, rakibinin davranis bicimlerini bu yontemle degistirmeyi uman devletlerin, ilgili taraflar arasindaki ekonomik iliskilerinin beklentilerine cevap verecek duzeyde bir bagimliga sahip olup olmadigini bilmeleri gerekir. Aksi takdirde uygulanan politikalarin beklenilen yonde herhangi bir etki yaratmayacagi bellidir. Arastirmamiz cercevesi icinde bize Osmanli Devleti ve daha sonra Turkiye Cumhuriyeti ile Bati devletlerinin -bilhassa Ingiltere'nin iliskilerini daha iyi anlamlandirabilmemi z icin oncelikle ticaretin nasil bir siyasi yaptirim araci olarak kullanilabilecegini kisaca gormek yararli olacaktir. Holsti' ye gore bir devletin cesitli mallara karsi ihtiyac durumunu kullanarak bu devleti ekonomik bakimdan! odullendirmek veya cezalandirmak mumkundur. Ekonomik tedbirlere hedef olan devletlerin cezalandirilmasi, mallarin yabanci devletler tarafindan satin alinmasini kontrol etmek veya Onlemek icin uygulanan yontemlerle yapilir. Bunlar arasinda gumruk tarifeleri, kocalar. boykotlar, ambargolar ve nihayet ticari iliskilerin kesilmesi bulunmaktadir. Odullendirme ise borc verme, kredi acma ve bazi doviz oyunlari gibi yontemlerle yapilmaktadir. Bunlarin disinda bazi devletlerin digerlerine ekonomik alanda nufuz ederek, onlari ekonomik somurgeler veya uydular durumuna getirerek kendileri icin "ekonomik etki alanlari" yarattiklari da gorulmektedir. Bu tur bir bagimlik olgusunu incelemek uzere Hobson, Lcnm'. Schumpeter ve baska diger yazarlarin gelistirdikleri teoriler vardir.
Son olarak, askeri etkilesim araclarini gorelim. Bilindigi gibi devletlerin siyasal amaclarini gerceklestirmek icin basvurduklari en son arac savastir. Savasin "ne oldugu" konusunda literaturde degisIk gorusler olmasina raemen; bugun bile en yaygin kani XIX. yuzyilda yasamis bir Prusya subayinin gozlemlerine dayanmaktadir. Clausevvitz' e gore "savas, diplomasinin baska yontemlerle -cebri-devamidir. Gercek sudur ki, her devlet hayati cikarlari soz konusu oldugu zaman guc kullanmaktan, savasa basvurmaktan kacinmamaktadir. Savasa basvurulabilecegi, bilhassa nukleer silahlarin mevcut oldugu gunumuzde, potansiyel bir tehdit araci, adeta bir caydirici unsur olarak da gorulmektedir.
Savasin yani sira teror de devletlerin dis politika amaclarinda onemli bir yaptirim araci olarak kullanilmaktadir. Burada teroru, sadece distan destekli yeralti faaliyetleri icerisindeki rolu cercevesinde isleyecegiz. Thornton teroru. "siddet kullanimi da dahil olmak uzere olagandisi metodlarla siyasal davranislari degistirmeye yonelik sembolik eylemler" olarak tanimlamaktadir. Bu tanimin icerdigi konulari teker teker inceledigimizde terorun mahiyet ve ozellikleri daha iyi anlasilacaktir. Ilkin, burada terorun uygulandigi kitlede yaratilmasi umulan "davranis degisIklikleri" vurgulanmaktadir. Teroristin amaci, kitle ile devlet arasindaki baglari zayiflatmak, halkin merkeze olan destegini sarsmaktadir. ikinci nokta, kisinin sadakat merkezinin devlet disi mihraklara kaydirilmasinda cebri vasitalarin kullanilacagina isaret etmektedir. Ucuncu olarak ise bu amacla gerceklestirilen eylemlerin sembolik bir yonu oldugudur. Burada amaclanan adeta ibret verici orneklerle teror uygulana! n kitlelerin dusuncelerinin degistirilmesidir. Dis politikanin amaci da muhatabin dusuncelerini bicimlendirerek, onlari istenilen hareketlere yonlendirmek ise, bu cercevede terorun de kullanilabilecegi akla gelmektedir. Deutsch ic savaslarda, ulke ici nedenlerle dis mudahalelerin cogunlukla birlikte mevcut olduguna deginmektedir. Ona gore, ulke ici durtuler, dis tahriklere kiyasla fazlaysa o zaman "otantik" bir ic savastan soz edilebilir. Dis destek ve tesvikin ic etkenlerin fevkinde oldugu bir ortamda ise ancak bir "dolayli savas"tan soz etmek mumkun olacaktir. Gercekten de tarih boyunca terore dayali "yikici faaliyetleri" , devletlerin uluslararasi siyasal sistemdeki bazi kisitlayici etkenler dolayisi ile acmaza girdikleri durumlarda "perde arkasindan" ya da "dolayli olarak" basvurduklari elverisli bir yontem olmustur.
Yikici faaliyetlere girisen devletlerin propaganda arti terorden olusan karma-sIk bir strateji izledigine isaret eden yazarlar, bu olguyu cogu kez "PsIkolojik Savas" olarak adlandirmaktadirlar . PsIkolojik Savasin ne oldugu, hangi eylemleri icerdigi ve amaclan halen tartisma konusu olmasina ragmen, biz onu "insan iradesine yonelen ve bu idareyi belirli amaclar dogrultusunda harekete geciren bir dis politika araci" olarak kabaca tanimlamak istiyoruz. PsIkolojik Savas ile propaganda genellikle esanlamda kullanilmaktadir. Ancak, propaganda PsIkolojik savasin bir parcasi ve hazirlayicisi durumundadir. Propaganda, yukanda da belirtildigi gibi, insanlarin dusuncelerini etkilemeyi amaclar. PsIkolojik savas ise insanlarda olusturulan bu tutum ve zihniyet degisIkligini belirli amaclar yonunde harekete gecirilmesidir. Bu ozelligi ile PsIkolojik Savas gerektiginde "teror hareketlerinin" yaraticisi olabilir ya da bu hareketlere gerekli ortami ha-zirlayabilir. Demek ki, ozetleyecek olursa! k, psIkolojik savas uc safhada olusur:
(a) Insanlarin zihinlerine etki yaparak, onlarin tavir ve tutumlarini degistirme safhasi (Propaganda) ; (b) bu degisIkligi kitleye mal ettirme safhasi (Endoktrinas- yon); (c) Kitleyi, belirlenmis hedefe dogru hareket ettirme safhasi (Teror ve yiki-ci faaliyetler) . Ulke icinde karisIkliklar yaratan ya da mevcut dalgalanmalari firsat bilen devletler, psIkolojik savas yontemi ile soz konusu ulkenin icislerine mudahale edebilir veya, daha ileri giderek, bu bahane ile ulkeyi isgal etmeye yonelik bazi askeri tasarruflarda bulunabilirler. Demek ki, bu cerceve icinde incelendiginde "PsIkolojik Savas", devletin dis politika arac cephaneliginde basli basina bir yontem oldugu gibi; savas, diplomasi ya da diger dis politika araclarinin etkisiz kaldigi durumlarda onlarin yani sira devreye sokularak dengeyi psIkolojik savasi uygulayan devletin lehine duzeltmek amacina yonelik bir arac olarak da kullanilabilecegi anlasilacaktir. Bazi yazarlar, hasim devlet veya devletlerin sosyokulturel gucu! nu once yikmak, daha sonra ise bu gucu kendi hedefleri dogrultusunda kullanmayi amaclayan bu stratejiye "PsIkolojik Savas"in yani sira, "Sosyokulturel Savas" ya da daha basitlestirilmis tabirle ihtilal, Kaleyi Icten Fethetme, Truva Ati Stratejisi gibi isimler vermektedirler.
Devletin, muhataplarinin eylemlerini denetim altinda tutabilmesi icin kullanabilecegi yaptirim araclarini gorduk. Siyasal gercekcilere gore devletin bu araclara sahip olabilmeleri ve onlari yonlendirebilmeleri ulusal gucleri ile orantilidir. Morgenthau, devletin gucunu olusturan ogeleri iki ana bolumde toplamaktadir:
(a) Somut nitelikteki unsurlar: (i) cografi konum; (ii) nufus ve isgucu; (iii) dogal kaynaklar; (iv) endustriyel ve tarimsal potansiyel ve gelisme duzeyi; (v) askeri guc ve (b) soyut duzeydekiler: (i) ulusal moral; (ii) diplomasinin kalitesi; (iii) hukumetin niteligi. Strateji, "barista ve savasta belirli bir amac veya hedef dogrultusunda gucu gelistirme ve kullanma bilim ve sanati" olduguna gore, Realist okul mensuplari devletin elindeki guc imkanlarini kullanarak, yukarida verdigimiz yaptirim araclarini hedeflerine yonlendirecegini isavunmaktadirlar.
b) Devletin Dis Politika Amaclan
Devletin nihai hedeflerinin neler olduguna gelince, siyasal gercekciler ulu-sal ve uluslararasi tum olgulari uc esas tipten birine indirgemektedirler. Morgenthau' ya gore, her politika ya guc elde etmek ve bunu korumak, ya elde edilmis bulunan guc ve iktidari gostermek ve aciga vurmak ister.
Boylece;
"ic politika icin soz konusu bu uc opik kaliba karsilik uluslararasi politikada da tipik uc siyaset bicimi vardir. Elde etmis bulundugu gucu korumak ve kendi lehinde olan guc dagiliminin degistirilmesini onlemek isteyen bir dis politika izleyen bir ulus status quo siyaseti izler. Dis politikasinin amaci fiilen sahip oldugundan daha fazla guc elde etmek ve bunun icin de, var olan guc iliskilerini tersyuz etmek; diger bir deyisle, gucler statusunde kendi lehinde bir degisim yaratmak isteyen bir ulus emperyalizm siyaseti izler. Dis politikasinda, elde etmis bulundugu gucu, bu gucu elinde tutmak icin olsun, arttirmak icin olsun, disa vurmak ve gostermek amaci guden bir ulus ise prestij siyaseti izler".
Statuko siyasetini ayrica incelemeye gerek yoktur. Prestij siyaseti icin ise, bunun amacinin, bir ulusun gercekten sahip oldugu veya sahip olduguna inandigi veyahut da baskalarinin oyle sanmalarini istedigi gucuyle diger uluslari etki altinda birakmak oldugunu belirtmekle yetinecegiz. Zaten, prestij siyaseti cogu kez statukocu veya emperyalist bir dis politikayi desteklemek uzere karar vericilerce devreye sokulmaz mi? Burada uzerinde durulmasi gereken bir husus, Morgenthau' nun emperyalizm kavramina iliskindir. Bu kavramin suursuzca kullanilmasi yuzunden artik hicbir anlam ifade etmedigini savunan yazar "Herkes, herkese, kendisi haric, emperyalistlerden birisi gorunmektedir" diye yazmakta-dir38. Emperyalizm olgusunu inceleyen Marksist ve "Seytan" kuramlarini oldukca sert bir sekilde elestiren Morgenthau, emperyalizmi bize onun ne olmadigini anlatarak tanitmaya calismaktadir. Soyle ki, Morgenthau' ya bakilirsa, "zaten var olan, kurulmus bulunan bir imparatorlugu muhafaza etme! k amacindaki her dis politikanin emperyalizm sayilmasi gerekmez". Bu kabilden olarak Ingiltere, Cin, Soyvetler Birligi veya BirlesIk Amerika gibi uluslarin dunyanin belli bir yoresindeki ustun durumlarini surdurmek ve korumak icin giristikleri islerin emperyalizmle ilgisi yoktur! Arastirmamizin kapsami icine giren Ingiliz siyaseti hakkindaki yargisi da aynen soyledir:
"Kipling 'beyaz adamin yuku' dedigi Ingiliz emperyalizmini temize cikardigi siralarda bu 'yuk' zaten 'omuzdan atilmak' uzereydi. 1970' lerden itibaren, Ingiliz emperyalizmi esas itibariyle, terimin gercek anlaminda emperyalistce bir dis politika olmaktan cikmis, bir status quo siyaseti olmustu".
Diger yandan ise Morgenthau uluslararasi guc dagilimindaki buyuk captaki degisIkliklerin faillerinin tutumlari 'emperyalizm' siyasetine uygun duser demektedir. Bilhassa bir savasta yenik ve perisan duruma dusen tarafin biran once bu durumdan kurtulmak, yenenin galibiyeti ile elde ettigi Status quou degistirme-ye calismasina yonelik siyasetler emperyalizmden baska bir sekilde adlandirila- maz. Morgenthau' nun mantigi kabul edilecek olursa Canakkale'de Osmanli emperyalist, Itilaf devletleri statukocudur, cunku Status quo antebellum'da Ingilizler ve Fransizlar Babiali'ye zaten hakimdiler. Ayni kistasla dusunulurse, 1914 ile 1923 arasindaki donemde ingilizler yine statukocu, Mustafa Kemal ve Milliyetciler ise emperyalisttir! Siyasal gercekciligin en taninmis savunucusunun gozluguyle tum milli mucadele hareketleri emperyalist bir siyaset izlemektedirler. Ileride Morgenthau' nun bu yorumunun oryantalistlerin yaklasimlariyla ne kadar uyum gosterdigini gorecegiz.
Morgenthau ve siyasal gercekciligi elestirenler ki bu yazarlarin sayisi oldukca fazladir. Onun tum varsayimlari teker teker ele alindigi halde nedense yukaridaki celiski uzerinde fazla durmamislardir. Guc kuramcilarinin mihenk tasi olan "guc"un bir analitik arac olarak kullanilabilirligi elestirilmis; "ulusal cikar" kavraminin anlamsiz oldugu savunulmus; ve modelin uluslararasi sistemde devletlerden baska aktorleri hesaba katmadigi soylenmistir. Konumuz acisin-dan bizim burada uzerinde durmak istedigimiz davranisci okulun birbiri ardi sira formule ettikleri sistem teorileri degildir. Machiavelli' den Morgenthau ya uzanan guc kuramcilarinin calismalarinin ardinda yatan temel felsefeye, baska bir deyisle gercekcilik modelinin uzerinde insa edildigi dunya gorusune yoneltilmis elestirilere deginmek istiyoruz.
Siyasal gercekcilerin ogretisi kabul edilirse, o zaman amac ve ozlemlerine ancak bu yontemle erisebileceklerini takdir eden aktorler, uluslararasi politikada biran once guclerini arttirma siyasetini surdurmeyi yegleyeceklerdir. Buna adeta mahkumdurlar. Cunku, guc birikimi, aktorlerin uluslararasi politikadaki manevra kabiliyetini ya da amaclarina ulasmakta izleyecekleri politikalarin secenekleri- ni arttiracaktir. Ne var ki, kaynaklarin sinirli, aktor ozlemlerinin ise sonsuz oldugu dunyamizda bir paylasim sorununu da beraberinde getirecektir. ic politikadan farkli olarak uluslararasi sistemde kaynaklarin tum aktorlerin uzerinde bir otorite tarafindan dagitilmasi soz konusu olmadigi icin, cogu kez dis politika amaclarina ulasma cabalan catisma ile sonuclanacaktir. Yine, uluslararasi siya-sal sistemde cebir tekelini elinde bulunduran bir ust otorite bulunmadigi icin dunya politikasi Hobbes' un deyimiyle "herkesin herkesle catistigi" anarsIk bir duzen goruntusune burunmeyecek mi! dir? Demek ki, bu "duzen" de Darwin' in turlerle ilgili kavramina uygun olarak "en guclu kazanacak" ve dunya bu asamaya ulasincaya kadar uluslararasi sistemde baristan soz etmek mumkun olmayacaktir.               
A) KARAR ALMA SURECI
Bir ulkenin dis politikasina iliskin kararlarin ortaya cikis surecinin asa-malari, cesitli yazarlarca farkli siniflandirmalara16 konu olmaktadir. Bununla beraber, hemen hemen her karar alma sureci icerisinde yer alan bazi ortak Ogelerden soz etmek de mumkundur.
1) Bilgi, Imaj ve Algilama
Bir karar alma surecinden soz edilebilmesi icin, her seyden once, hak-kinda karar alinacak bir konunun bulunmasi ve bu konuya iliskin bilgilerin su ya da bu bicim ve etkililikte karar aliciya ulasiyor olmasi gerekmektedir. Gercekten de, karar alicilarin bir konuya iliskin olarak karar alabilmeleri acisindan, konunun varligindan haberdar olmalari mantiksal ve pratik bir zorunluluktur. Bu nedenle, butun sosyal organizasyonlar icin oldugu gibi hukumetlerin dis politikaya iliskin karar alma birimleri acisindan da, mevcut haberlesme sistemlerinin onemi buyuktur.
Dis politikaya iliskin bir olgu, olay ya da dusunce hakkindaki bilgilerin karar aliciya ulasmasini saglayan bir haberlesme sistemi cesitli ogelerden olusmaktadir. Bunlar arasinda, ulkenin diger ulkelere gondermis oldugu buyukelciler ve diger diplomasi temsilcileri; konsolosluk gorevlileri; askeri, kulturel ve ticari ataseler; diger ulkelerin o ulkede faaliyet gosteren temsilcileri; ulke hukumetinin disisleri bakanligi disindaki diger bazi birimleri; basin, radyo ve televizyon gibi yerli ve yabanci kitle haberlesme araclari ve ozel kaynaklar sayilabilir. Ayrica, dis politika alaninda gizliligin onemli bir yere sahip olmasi, karar alicilarin cesitli gizli haber alma yontemleri ile bilgi sag-lama, eldeki bilgilerin dogruluk derecesini belirleme imkanlarindan yararlan-ma egilimlerini arttirmaktadir. Gercekten de, ulkelerin gizli haber alma servislerinin bu turden amaclara yonelik olan faaliyetlerinin, soz konusu ulkelerin karar alicilarina bilgi akisini saglayan haberlesme siste! mlerinin temel kanallarindan birisini olusturdugu soylenebilir.
Diger taraftan, belirli bir konuya iliskin butun bilgilerin karar alicilara ulasmasinin ve/veya karar alicilarin bu bilgilerin tumunu ve de dogru bir bicimde algilamalarinin mumkun olmadigi soylenebilir. Bilgilerin karar alicilara ulasmasi acisindan baslica iki tur sorun vardir: Bilgi eksIkligi ve bilgi fazlaligi. Bilgi eksIkliginin cesitli nedenleri olabilir. Ozellikle az gelismis ulkelerde, yukarida sozu edilen bilgi kaynaklari acisindan cesitli eksIklikler soz konusu olmakta, haberlesme sistemi bu cercevede bir fonksiyon gormektedir. Bazi durumlarda ise, soz konusu bilgi kaynaklari var olmakla birlikte haberlesme sistemi, bu kaynaklar arasindaki rekabet ve catisma, burokrasinin kotu isleyisi gibi nedenlerle gerektigi gibi fonksiyon gorememektedir. Ote yandan, karar alicilara ulasan bilgi miktarinin cok fazla olmasinin da bazi sorunlar dogurdugu soylenebilir. Ozellikle, karar alici uzerindeki zaman baskisinin fazla oldugu kriz donemlerinde veya karar alicinin bu cok miktar! daki bilgiden yararlanabilecek ozelliklere sahip olmadigi durumlarda, soz konusu bilgi fazlaliginin karar alici uzerinde olumlu bir etki yarattigi soylenemez.
Diger taraftan, soruna karar alicilarin algilamalari acisindan da bakmak gerekir. Cunku, belirli bir konuya iliskin soz konusu bilgi akisi ancak, bu bilgilerin karar alicilar tarafindan algilanmalari halinde alinacak kararlar uze-rinde belirli bir etki olusturabilir. Bu durum, ileride de deginilecek olan  karar alicinin islemsel cevresi ile psIkolojik cevresi arasindaki ayirim ile ilgilidir. islemsel cevre, belirli bir konuya iliskin mevcut butun bilgiler ve buna bagli olarak ortaya konacak bir tercih acisindan soz konusu olabilecek butun secenekler demek oldugundan, karar alicilar tarafindan hicbir zaman tam olarak algilanamaz, kavranamaz. Bu cercevede, bir karar alici, islemsel cevreyi nasil algiliyor ise kararlarini o zeminde olusturacaktir. Bu zemin, karar alicinin psIkolojik cevresidir.
Kenneth Boulding bir calismasinda, insanlarin belirli olaylari algilamalari acisindan konuya iliskin imajlarinin ne derecede onem tasiyabilecegini gostermek icin bir Aztek inanisina deginmektedir. Bilindigi gibi, Aztekler, uygarliklari acisindan buyuk onem tasiyan misir urununun iyi olmasi icin tanrilara insan kurban edilmesi gerektigine inanirlardi. Bu nedenle, her yilki misir urununun durumuna uygun imajlara sahiptiler. Eger misir urunu iyi olursa bunun nedeni tanrilara verilen kurbanlara, eger misir urunu kotu olursa bunun nedeni de verilen kurbanlarin yetersizligine baglanmakta, bu sekilde algilanmaktaydi. Azteklerin bu turden bir imaja dayali algilamalari. ancak ispanyol somurgecilerin uygarliklanna karsi giristikleri yok etme faaliyetleri ile son bulmustu.
Kelman'a gore imaj, bir nesnenin insanin zihinsel sistemi icerisindeki organize goruntusudur27. imajin temelinde bir nesnenin algilanisi yer alir. Bununla beraber, imajin zihinsel bir cikarsama niteligi tasiyan bazi yonleri de vardir. Kavram, ozellikle genis anlamda ele alindiginda, kisinin bir nesneye iliskin olarak sadece simdiye degil, ayni zamanda gecmise ve gelecege yonelik, algilama, gorus ve degerlendirmelerini de kapsamaktadir. imajlar, cesitli bilgilerin algilanmasini ve bunlarin yorumunu etkilemelerine karsilik, kendileri de ortaya cikan yeni bilgilerden etkilenmektedirler.
Imajlar, acik ya da kapali nitelikte olabilirler. imajin acik olmasi, yeni, celiskin veya degistirici bilgilerin mevcut imaja entegre edilebildigi, boylece karar alicinin psIkolojik cevresinin islemsel cevresine nispeten yakinlasa-bildigi bir ortama isaret etmektedir. Bu yakinlasmanin, bir baska deyisle, imajin gercekte olan ile yakinlasmasinin derecesi cesitli faktorlere baglidir30. Bunlardan birincisi, imaji olusturan karar alicinin haber alma aygitinin, bilgileri teshis etme, tanimlama ve kaydetme yetenegidir. ikinci faktor, imajin olusmasinda onemli bir rol oynayan haberlesme kanallarinin isleyisi, bir baska deyisle, bilgilerin karar alicilara hangi surat ve dogrulukla ulastigidir. Ucuncu faktor de, soz konusu imajin icinde olustugu ve konuya iliskin gecmis deneyleri de kapsayan cerceve ile uyumudur. imajin kapali oldugu durumlarda ise, karar alicinin psIkolojik cevresine iliskin cesitli nedenlerden dolayi, degisime karsi bir direnc soz konusu olup, imaj ile celisen bilg! iler ihmal edilmekte veya bunlarin sadece mevcut imaji destekleyen kucuk bazi parcalari dikkate alinmaktadir.
Analitik acidan, bir imajin, birbirinden farkli uc vechesinden soz edilebilir. Bunlardan birincisi ve belki de birincil oneme sahip olani, kisinin bir nesneyi akil yolu ile anlamasina yarayan bir zihinsel ogeler dizisi olmasidir.
(ornegin karar alicinin savasa ya da baska iliskin beklentileri) . ikincisi, bazi durumlarda, soz konusu nesneye iliskin duygusal, hoslanma veya hoslanmama ogeleri icermesidir (ornegin karar alicinin diger ulkelere iliskin dostluk veya dusmanlik beslemesi). Ucuncusu ise, soz konusu nesneye iliskin cesitli eylemsel tepki bicimlerine yonelmeyi tesvik edebilmesidir (ornegin, savas, savunma, baris icerisinde yasama).
Diger taraftan, cesitli faktorler bu imajlarin olusumuna etkide bulunurlar. Robert Jervis, bu cercevede baslica uc noktaya isaret etmektedir. Ilkin, karar alicilarin kendi siyasal sistemlerine iliskin inanclarinin, diger ulke veya bolgelere iliskin olay, olgu veya dusuncelerin algilanmasinda belirli bir onem tasidigi soylenebilir. ikinci olarak, karar alicilarin gecmis deneyimlerinin de, mevcut durumu algilamalarinda belirli bir rol oynadigi gorulmektedir. Nihayet, ucuncu olarak, uluslararasi politika tarihi cercevesinde ortaya cikan olay ve olgularin karar alicilar tarafindan degerlendirilis bicimlerinin imaj olusumunu etkiledigi de bir gercektir.
Karar alicilarin belirli bir durumu algilamalari acisindan Onem tasiyan bir konu da, bu algilamanin dogruluk derecesidir. Yanlis algilama, cesitli nedenlerden dolayi, bir ulkenin, yani onun karar alicilarinin, dusunce, tutum ve/veya davranislarinin, gercekte (bir baska deyisle islemsel cevre duzeyinde) oldugundan, ya da onlarin bu dusunce, tutum ve/veya davranislara yukledikleri subjektif anlamlardan farkli bir bicimde algilanmasidir. Yanlis algilama, karsi tarafin niyetlerine iliskin olabilecegi gibi kapasitesine iliskin de olabilmektedir. Niyetlere iliskin konularda yanlis algilama ihtimalinin kapasitelere iliskin konulara oranla daha fazla oldugu gorusu genellikle kabul edilmektedir. Bununla beraber, karar alicilarin birbirlerinin tutum ve davranislarini yanlis algilamalari ihtimalini en alt duzeye indirmek acisindan bazi oneriler gelistirmek mumkundur. Karar alicilarin, kendi algilamalarinin kusursuzlugundan suphe etmeleri, tutum ve davranislarinin dayandigi temel varsay! im, inanc ve tahminleri mumkun oldugunca acik olarak ortaya koymalari, ya da bir konuya iliskin hosa giden veya gitmeyen cesitli hipotezleri ve farkli kaynaklardan saglanan materyalleri dikkate almalari, bu aci-dan onem tasiyan bazi ornekleri olusturmaktadirlar.
Dis politika analizi alaninda, imaj, algilama ve yanlis algilama konularina iliskin olarak, uygulamaya yonelik cesitli calismalardan soz edilebilir. Bunlardan bir kismi, ABD. SSCB. CHC gibi buyuk guclerin diger ulkelere veya genel olarak dis dunyaya iliskin olarak sahip olduklari cesitli imajlara, bu imajlarin olusmasini etkileyen faktorlerin analizine veya bu imajlarin soz konusu ulkelerin karar alicilarinin cesitli durumlari algilamalari uzerindeki etkilerine iliskin olmaktadir. Karar alicilara iliskin imaj, algilama konularinin sIkca ele alindigi bir kategori de kriz analizleridir. Cunku, kriz durumlari, uluslararasi politika uzerindeki derin etkileri dolayisiyla, karar alicilarin imaj, algilama ve yanlis algilama durumlarinin etkilerinin en fazla onem tasidigi ve bu nedenle nispeten kolay gozlenebildikleri zeminleri olusturmaktadirlar. Yanlis algilama da, cesitli uygulama calis-malarina konu olan bir baska ornegi olusturmaktadir.
2) Durumun Tanimlanmasi
Karar alma surecinin bir diger asamasi, su veya bu turden imajlara dayanilarak, dogru veya yanlis bir bicimde gerceklestirilen bir algilama sonucunda, karsi karsiya bulunulan durumun belirlenmesidir. Bu belirlenme baslica 'iki anlamda soz konusu olmaktadir: ilkin, karar alicilar sorunu kavramaya ve kendilerinin ne oranda konuya dahil olduklarini veya ulkelerin cikarlarini maksimum kilmak icin ne oranda dahil olmalari gerektigini belirlemeye calismaktadirlar. Ikinci olarak da, karar alicilar, icinde bulunduklari duruma gore soz konusu olabilecek cesitli tutum ve davranis seceneklerini belirlemeye gayret etmekte, durumu mumkun oldugunca net bir bicimde gormeye calismaktadirlar. Bu acidan baslica uc kategori faktorun dikkate alin-masi gerekmektedir: i) Karar surecini etkileyen ve tek bir devletin denetimi disinda bir islerlige sahip olan faktorler, ii) diger ulkelerce izlenen belirli politikalar ve iii) bu iki faktorun isiginda, ulkenin kendi eylem kapasitesi. Karar almada duru! mun tanimlanmasi acisindan bu soylenenlerin, kisa, orta ve uzun donemlere iliskin farklilastirmalara konu olmasi mumkundur.
Boyle bir durumda, modern hukumetlerin uzerine kuruldugu genis bir burokratik yapinin da devreye girmesi soz konusudur. Bu nedenle, durumun tanimlanmasinda bazi orgutsel ve bireysel hatalardan dogan cesitli yanilsa-malar ortaya cikabilmektedir. Ornegin, ABD dis politikasi acisindan, Kore olayinda bu turden bir durum yasanmistir. Kuzey Kore'nin Guney Kore'ye. saldirmasindan kisa bir sure once, Guney Kore'deki ABD Buyukelcisi Kuzey' in muhtemel bir harekatini onlemek icin ulkeye daha fazla miktarda askeri yardim yapilmasini onermisti. ABD Disisleri Bakanligi ise, o andaki durumu buyukelciden farkli tanimladigindan bu uyariya pek onem vermemisti. Bakanliga gore, Sovyetler bir saldiriya girisecek olsa, bu alan Kore degil Avrupa olurdu. Kaldi ki, ABD'nin nukleer guc ustunlugunun mevcut oldugu bu donemde Sovyetler' in buyuk bir harekata girismesi beklenemezdi. Ayrica, buyukelci, gorev yaptigi ulkenin etkisi altinda kalarak bu ulkeye daha fazla yardim talep etmekteydi. Oysa, Guney ! Kore silahli kuvvetleri Kuzey' den gelebilecek her hangi bir saldiriya karsi koyacak gucteydi. Kuzey Kore Ordusu'nun 38. paraleli gecmesiyle, ABD Disisleri Bakanligi'nin durumun tanimlanmasinda hataya dustugu belirgin bir bicimde ortaya cikmis oldu.
3) Cesitli Secenekler Arasinda Tercih Yapilmasi
Genellikle durumun tanimlanmasindaki basari derecesine paralel olarak, karar alicilarin yonelebilecekleri cesitli tutum ve davranis dizileri ortaya cikmaktadir. Bir kararin, durumun tanimlanmasi surecinde ortaya cikan butun seceneklerin degerlendirilerek, bunlar arasindan yapilan bir secimle alinmasi ideal bir durumdur. Bu ideal durumdan belirli olculerde sapmalar ol-masi da normaldir. Bu cercevede, bir ulkenin dis politikasinin formulasyonunda bu turden secenekler ne oranda fazla ise, karsi tarafin karar alicilarinin bu ulkeye yonelik aktif politikalar olusturmalari o derece guc olacaktir.
Aslinda, karar alicilarin karsisinda olan secenekler, genellikle, sanildigi kadar fazla olmamaktadir. Cunku, bu seceneklerin buyuk bir cogunlugu, ulke kapasitesinin sinirlarinin disina tasil masi dolayisiyla devre disi kalmakta, ancak super gucler bu acidan cesitliligi belirli bir olcude koruyabilmektedir. Ote yandan, gerek ulkelerin politik yapilarindan gerekse uluslararasi politika kosullarindan kaynaklanan cesitli sinirlamalar nedeni ile bu seceneklerin bazilarinin karar alicilar tarafindan daha baslangicta tercih disi birakilmalari da soz konusu olabilmektedir.
 
4) Kararin Alinmasi ve Uygulanmasi                     
Bu cercevede yapilan bir secimle olusan kararin dogrulugunun testi icin kararin uygulanisinin ilk adimlarinin oldukca dikkatli atilmasi, gerektiginden karar degistirmeyi mumkun kilacak bir acik kapi birakilmasi uygun olrnaktadir. Ote yandan, alinan kararin uygulanmasi da, kendi icerisinde bazi kurallari gerektirmektedir. Kararin uygulanmasini gerceklestirmek icin gereken strateji ve araclarin secimi, eldeki mevcut kaynaklarin bu secime gore dagitilmasi, uygulamaya iliskin zamanlamanin belirlenmesi gibi konular, bu acidan verilebilecek ornekler arasindadirlar. Diger taraftan, kararin uygulanmasina diger uluslararasi aktorlerin tepkileri olarak ortaya cikan ve bilinen imaj'/algilama surecinden gecerek karar aliciya ulasip bir geri-tepme (feecî. back) sureci yaratan bilgilerin degerlendirilmesi de, uygulamayi etkileyen bir baska etkeni olusturmaktadir.
4) Devlet adaminin Kisiligi ve Dis Politika Kararlari
Ulusal imaj ve dis politika :
Liderler, dis politikada tercihlerini daima tam bir serbestlikle kullanamazlar. Karar alirken, kamuoyunu da gozetmek zorunlulugundadirla r. Devlet adamlarinin populariteleri, koklesmis imajlara ters dusmeyen ve kutle gururunu oksayici bir politika izlemelerine genis olcude baglidir.
Joseph CalUaux", ulusal imajin dis politikadaki rolunu yeterince onemsememis bir Fransiz devlet adamidir. Almanya'ya karsi kin firtinalari eserken bile bir pacifiste ve Avrupa Birligi yanlisi oldugunu saklamamistir. 1911 Haziraninda kabineyi kurmasi, Agadir krizine  rastlamistir. Almanya ile savasa tutusmak tehlikesinin arttigi gunlerde, Disisleri Bakani Justin de Selves'i atlayarak bir ozel temsilcisini Almanlara temasa memur etmistir. Fransiz Kongosunda Saiigha vadisi denilen onemsiz bir yer karsiliginda Fas'i Fransa egemenligine almagi basarmistir. Fakat Raymond Poincare ve Georges CIemenceau, koskoca bir ulke karsiliginda olsa bile, Almanya'ya odun birakilmasini parlamento sorusturmasi actirmaga firsat bilmisler ve istifaya mecbur etmislerdir.
Raymond Poincare gazetelerle, ogretmenlerle ve diger bazi etkin cevrelerle iyi iliskiler kurmus bir devlet adamidir. Balkan Savasinin baslangicinda, Osmanli ordusunun yenilebilecegine ihtimal verilmiyordu. Raymond Poincare, savas baslangicinda statu quo'nun degismesine musaade edilmiyecegine dair begenilen bir konusma yapmistir. Bu konusmasiyla, Philhellenes Komitesinin ve Slavophile gruplarin endiselerini yatistirmistir. Ancak savasi Balkan devletleri kazaninca, bu sefer «galiplere fetih hakki tanimak gerektigine» dair daha cok begenilen ve kamuoyunun Turkiye aleyhtari duygularina tercuman olan ikinci bir nutuk soylemistir. Bu celiskisi yadirganacagi yerde takdir toplamis ve Fransiz parlamentosu onu 1913 de Cumhurbaskani secmistir.
Kutlelerin duygularina ve devleti yonetenlerin tercihlerine dis politika konularinda imajlarin yon cizdigi ilkcaglardan beri bilinmektedir. Ilk kurtarici ve uluslararasi adaleti koruyucu devlet imajina, Titus Livius'un yarim kalmis Roma Tarihi adli eserinde rastlanmaktadir. M.o. 64 - M.S. 17 yillarinda yasamis bir tarihci olan Titus Livius, eski Romali kusaklarina hayranligim su sozleriyle belirtmistir : «Sinirlarinin otesinde ve hatta baska kitalarda yasayan kavimlerin hurriyeti icin mesakkat ve tehlikeyi goze alarak savaslara girmis bir toplum vardi. Bu toplum, butun dunyada tek bir hak-siz egemenlik kalmamasi ve her yerde adalet, denkserlik ve kanunun hakim olmasi 'cin denizleri asardi.i» Devletler yuzyillar boyunca dinlerini yaymak, irkdaslarini ve dindaslarini korumak, ezilen azinliklara yardim etmek, taht-]ara adaylarini varis yapmak, ticaret yollarini acmak, geri ulkelere uygarlik goturmek ve itibarlarini savunmak gibi o cagin imajina uygun gerekcelerle dis politika! aksiyonlarini yurutmuslerdir.
Jean Giraudoux, savasmis ordularin birbirlerine saygi duyduklarim, fakat harp meydanindan miras kalmis kinlerin okullara ve bakkal dukkanlarina sindigini yazmaktadir. Leon Tolstoi, kin ve dusmanligin kutlelere nasil asilandigina bir pasajinda temas etmektedir : «Hakli davalari savunan ustun bir milletten oldugu anlatilarak okuldaki cocugun vatanseverligi alevlendirilmektedi r. Temsillerle, yildonumu kutlamalariyla, anilan acis torenleriyle ve basinin yalanlariyla ayni telkinler yetiskinlere de yayilmaktadir. Gadre ve zulme ugratilan yabanci milletlerin tepkisi halka duyurularak, onlara karsi kinler tahrik edilmektedir.
Talleyrand, muahedelerin yalniz savas yerine barisi degil, dostluk yerine intikam duygularini ikame ettigini soylerdi. Maglibiyetlerin kin teressubati ve tekrar hareket gecmek ozlemi, cok defa koklu olmaktadir. Cato'-nun »Kartaca yikilmalidir!» sozu veya Clenienceau' nun Versaules Konferansinda «saati 1870 e geri isletmek istercesine davranisi», sabitlesmis kinlerin eseridir.
Dis politikanin hedeflerini kristallestiren ve aksiyon stratejilerinin yonunu sabitlestiren diger bir etkeni, Italya Basbakani Antonio Salandra 1914 de kutsal egoizm terimiyle ifade etmistir. Menfaatin, ihtirasin, gururun veya prestij endisesinin sebep oldugu her turlu aksiyon kutsal egoizm kapsamina girebilir. Aleksandr I, 1815 de, Avrupa devletlerinin cikarlarina elverisli her seyin bir hak konusu teskil edebilecegini soylerken, kutsal egoizmi en genis bicimde tanimlamistir. Cavour'un Italya Birligini borclu oldugu Napoleon III'e yardimi reddetmesi ve Antonio Salandra'nin kanun kuvvetinde kararname yetkisini kullanarak 1916 da Italya'yi savasa suruklemek istemesi, kutsal egoizm' dir. Yunanistan da bagimsizlik kazandiktan gunumuze kadar komsulariyla iliskilerinde kutsal egoizm politikasi uygulamis-tir.
Transnasyonal hareketlerin ve guruplasmalarin imaj imalinde ihmal edilmemesi gereken rolleri vardir. Machiavelli, hak iddia ettikleri topraklari terketmeye mecbur kalmis kimselerin tehlikeli faaliyetlerinden ve zararli telkinlerinden korkmak gerektigini soylemistir. Hakikatte sinirlar asiri aktiviteler, yapici ve yikici olmak uzere cift yonludur. Philhe Uenisme, Bati kulturunun kaynaklarini borclu bulundugu ve Batililarin desteklemekle manen yukumlu sayildiklari bir Yunanistan imaji yaratmistir. Ideolojik transnasyonal akimlarin îkinci Dunya Savasindan sonra ortaya cikardiklari imajlardan biri, Cirkin Amerikali' dir. Dolar diplomasisi de, o kadar yaygin olmamakla beraber, bir imaj tercihi olarak kullanilmistir.
Imajlar, dis politikada hedef kristallizasyonuna sebebiyet vererek tercih olanaklarini sinirladigi gibi, bir politika aleti gibi de kullanilabilir. Ayni suje ; ic ve dis politikada iki ayri imajla temsil edilebilir. Turk-Fransiz dostlugu, Francois 1 zamanindan beri, cift imajli karakterini muhafaza etmistir.Fransiz diplomatlari ve kultur misyonlari Turklere daima geleneksel dostluktan bahsetmislerdir. ideolojide ve politikada ise, dostlukla bagdasmayacak  davranislara sapmak firsatlarini kacirmamislardir. Bir Osmanli devlet adami, hakli olarak «Fransizlarin dostlarimiz olduklarini, fakat onlari daima dusmanlarimizla beraber gordugumuzu» soylemistir.
Dis Politika Kararlarini Belirlemede PsIkolojik Etkenler ve Turkiye
Uluslararasi iliskilerin cozumlenmesinde psIkolojik etkenlerin rolune pek agirlik verilmemistir. "Uluslarin birbirine karsi davranisini ne belirler?" gibi bir soruya; daha cok "uluslararasi sistem", "cevre"ve/veya "ideoloji" basta olmak uzere makro degiskenler duzeyinde cevaplar verilmistir (Falkowski, 1979: 2). Bunu yaparken de cozumleyiciler dunya politik hayatinda devletleri esas aktor olarak almislar; onlarin disindakilerin rolunu hemen hemen yok saymislardir. Bu yaklasima gore devletler, birbirlerine karsi kendi cikarlarinin rasyonel hesabini yaparak davranista bulunurlar; aralarindaki iliskiyi belirlemede temel etken ise guctur. Bu itibarla, bir devletin dis politika davranisi, global sistemin yapisini belirleyici sinirlarini tanimaya ve bunun gerektirdigi rasyonel hesabi yapmaya bagli gorulmektedir (Ripley, 1993: 406).
Son on-yirmi yil icinde bu yaklasim popularitesini giderek kaybetmistir. Onun yerini, dis politika davranisinda, ozellikle karar almada devlet disi (nonstate) aktorlerin rolune dayanan yaklasim almaya baslamistir. Bu yaklasima gore, devletlerin ve devlet-disi kurumlarin adina hareket eden bir dis politika seckinleri vardir ve dunya politikasinin esas aktorleri de bunlardir. Soz konusu seckinler, davranislarini kendilerinin tanimladiklari duruma gore ayarlarlar. Bu durum icin enformasyon uluslararasi iliskilerin en gecer akcesi olup; global sistem de dis politika seckinlerinin amaclari dogrultusundan belirlenmis projelerin gerceklestirmeye calisildigi ortamdir. Dos politika ilkeleri ise, bireysel yanlis algilamalari ve orgutsel bozukluklari telafi etme gayretleriyle ilintilidir. Bu gayretler, ozellikle sterotip dusmanlara olan egilimi ortaya cikarmaya ve tanimlamaya yoneliktir (Ripley, 1993: 406).
Dis politika kararlarinda seckinlerin rolune agirlik veren yaklasim, bu seckinlerin ozellikle motivasyonlarinin ve kisilik ozelliklerinin karar almadaki etkilerine de dikkat ceker. Boylece, daha once-ki yaklasimlardan farkli olarak psIkolojik cozumlemenin gerekliligini vurgulamis olur Cunku, her seyden once, karan alan esas aktor-ler sahislar oldugu icin; bunlarin rollerini nasil algiladiklari, ne tarzda ifa ettikleri... gibi bazi psIkolojik etkenlerin payi son derecede onem kazanmaktadir.
Bu bolumde, genel olarak dis politikaya psIkolojik yaklasimin ozellikleri uzerinde durulacak; ozel olarak da dis politikada karar almayi belirleyen kisilik ozelliklerinin rolu, bir model etrafinda betimlenecek- tir. Nihayet, soz konusu modelin, Turk dis politika davranisini ne sekilde aciklayabilecegi gostermeye calisilacaktir.
Dis Politikaya PsIkolojik Yaklasimlarin Ozellikleri
Yukarida degindigimiz gibi; dis politikaya psIkolojik yaklasimlar, uluslararasi iliskilerin aktorleri olarak dis politikaya yon veren seckinleri esas alirlar. Bu seckinlerin karar almada etkilerinde oldugu varsayilan psIkolojik etkenler; onlarin algilama (perception) cerceveleri, bilisi (congnition) kapasiteleri ve enformasyon islemlerinin niteligiyle yakindan baglantilidir (Shapiro ve tSonham, 1973: 147).
Bu cercevede, dis politika, esasen karar alicilarin bir ulus cevresiyle olan iliskilerinde beklenen veya sunumlanan sorunlarin algilanmasindan ortaya cikan butunsel davranis olarak kabul edilir. Nitekim, bu konuda klasIk bir calismanin sahibi olan Jervis; dis politikada siyasallarin (policy) ve kararlarin dis politika seckinlerinin amaclari, hesapla ri ve algi creceveleri gibi psIkolojik etkenler araciligiyla belirlendigi vurgular (Jervis, 1976: 13).
Jervis'e gore, algi cercevesini olusturan, karar alicinin mensup ol-dugu ulusun konumlandigi cevredir. bununla beraber, Jervis, "psIko-lojik cevre" ile "islemsel (operational) cevre" arasinda bir ayirim yapilmasinin gerekliligine isaret eder. PsIkolojik cevre ile kastedilen aktorun algiladigi dunyadir. îslemsel Cevre ile siyasalarin uygulandi-gi dunyayi ifade eder. Bu baglamda, iki aktorun algilama cercevelerinin ayni olmasi aslinda cevrelerinden gelecek etkilere ayni yaniti (res-ponse) vereceklerini garanti etmez. Cunku, ayni algi cercevesine rag-men, politik tercihlerinde farklilik olmasi gene de mumkundur (Jervis, 1976: 14-15; 31).
Ote yandari, karar alici aktorlerin algi cercevelerinin bicimlen-mesinde onlarin bilisi kapasitelerinin, rehber aldiklari bilissel haritalarin rolune de Axelrod isaret etmistir. Bu bilissel haritalar sayesin-de aktor;
a. hangi sorunun cozumune yonelik karar alacagini veya almayi reddedecegini,
b. dogmasi muhtemel sorunlari,
c. sorunlarin aciklamasini
d. hangi sorunun daha stratejik oldugunu tayin eder (Axelrod, 1976: 64-66).
Bilissel harita, bu anlamda, oncelikle aktorun kavramlari ve inanclari dogrultusunda hangi tercihleri yapabilecegini anlamamiza yardimci olur. Bunun yaninda, aktorun gelecek hakkindaki kestirimleri, gecmise nasil baktigi, nihayet cevresindeki degisimlerden beklentisi de onun bilissel haritasi dahilinde anlasilabilecek olgulardir (Axelrod, 1976: 55-56).
Bilissel harita, bu anlamda, oncelikle aktorun kavramlari ve inanclari dogrultusunda hangi tercihleri yapabilecegini anlamamiza yardimci olur. Bunun yaninda, aktorun gelecek hakkindaki kestirimleri, gecmise nasil baktigi, nihayet cevresindeki degisimlerden beklentisi de onun bilissel haritasi dahilinde anlasilabilecek olgulardir. (Axelrod, 1976: 55-56).
Bilissel haritanin aktorun algi cercevesini bicimlendirmesi, bir enformasyon islemine (information processing) baglidir. Cunku, enformasyon inanc ile algi arasindaki kopruyu olusturur: Dogru veya yanlis, bir algi cercevesi, edinilen enformasyon sayesinde olusur. Hangi yonde karar ahnacagi boylece belirlenir. Ornegin, ABD Disisleri Bakanlarindan John Foster Dulles, Sovyetler Birligi'nin ekonomik cokus icinde olduguna dair sabit bir inanca sahipti. Kendisi bu inancina uygun oldugu surece hemen her enformasyonu sorgusuz kabul etmekteydi (Jervis, 1976: 143).
Genel olarak algi cercevesinin alinan kararlari, dolayisiyla uygulanacak siyasalari ne kadar etkiledigini, ABD'nin Sovyetler ile olan iliskisi uzerine yapilan bazi gorgul arastirmalar da gostermistir.
Bu arastirmalara gore, '.1970 ve 1980'lerde Sovyetler Birligi'nin yayilmaci olduguna dair inanc, ABD dis politika seckinlerinin algi cercevesinin en onemli ogesi olmustur (Belirten, Herrmann, 1986:
PsIkolojik degiskenlere agirlik veren gorgul arastirmalar, suphesiz bazi soyut modellestirmelerden kokenlenmistir.

Modellestirmeye Turk Dis Politika Davranisindan Somut Bazi Veriler
Hermann modelini somutlastirmak amaciyla, burada Turk dis politikasina yon vermis bazi politik liderlerin kisilik ozelliklerine bakmak uygun olacaktir. Ancak, belirtmek gerekir ki, bunu geregi gibi yapmak icin elimizde fazla somut veriler yoktur. Her seyden once, Turkiye'de sozkonusu verileri saglayacak siyasal biyografi calismalari yok denecek kadar azdir. Daha onemlisi, ulkemizde dis politika davranisini psIkolojik degiskenlere dayanarak cozumleme, simdiye kadar pek itibar edilen bir yaklasim olmamistir. Dolayisiyla, o tur yaklasimlann saglayacagi birikimden yoksun olarak Turk dis politika davranisini kisilik ozelliklerine dayanarak aciklamak son derecede guclesmektedir. Bunlara ek bir onemli sebep de Cumhuriyetin kurulusundan beri cok uzun sure degismeyen dis politika kavramlastirmamizdi r: Cumhuriyetin Inonu baskanliginda kurulan ilk hukumeti, programinda dis politikasini soyle aciklamaktaydi:
"Cumhuriyet Hukumetinin munasebati hariciyede uc sulesasi Turkiye Cumhuriyetinin mevcudiyetini ve temamiyetini saglama tutarak menafii hayatiyesini goz onunden ayirmamak esasi dahilinde musalemeti, huzuru, husnu munesebati mumkun oldugu kadar tevsi ve teit etmekten ibarettir. "(Girgin, 1993: 12)
Bu dogal olarak statukocu olan kavramsallastirma "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" siari altinda cok uzun sure etkisini surdurmustur Dolayisiyla, cok uzun sure, en azindan 1974 Kibris Harekatina kadar kadar alicilari askin, onlarin kisisel gudulerini, inanclarini, dunya goruslerini on planda tutmayan bir dis politika davranisi goz onunde tutul-mustur. Bunda da daha cok devletin esas aktor olarak algilanmasi; dis politika davranisinin da devletin temel ideolojisi (felsefesi), cikarlar ve politikalariyla bagimli oldugu gorusu hakim olmustur.
Bu noktada basit bir soru merakimizi daha iyi anlatacaktir: 1967'de Kibris'a mudaheleye karar verilmis olmasina ragmen, savas gemilerinin yan yoldan donmesine sebep, uluslararasi sistemin yapisi, midir, o zaman Basbakan olan Demirel'in kisilik ozellikleri midir?
Soruyu soyle de sorabiliriz: Demirel yerine Basbakan Bulent Ecevit olsaydi acaba 1974'de yaptigi gibi harekat emrini gene verir miydi?
Benzer soru Korfez Savasi'na iliskin olarak da sorulabilir: Ozel ye-rine Basbakan, Ecevit veya Demirel olsaydi, o zamanki Turk dis politikasi ayni olur muydu?
Yukaridaki sorulara devleti esas aktor olarak gorenler, karar alici kim olursa olsun politikalarin onlara gore degismeyecegi yonunde bir cevap vereceklerdir. Ecevit'in Kibris Harekatina karar vermesi onu asan sebeplerdendir. Ayni sey l967'de Demirel, 1990'da Ozal icin de gecerlidir.
Bir kere daha vurgulayalim ki, dis politika davranisinin, o politikayi belirleyen karar alicilarin kisilik ozelliklerinden bagimsiz dusunulemeyecegini vurgulamaktadir.
Bu vurguda her seyin kisilik ozelligine bagli olduguna dair bir anlayis gene de ickin degildir. Sadece dis politika davranisinin diger bir cok etkenin yaninda kisilik ozellikleri acisindan da cozumlenebilecegine dikkat cekmektedir.
.  Ornegin modelde kisilik ozelliklerinin etki gostermesi, ancak liderin dis politikaya duydugu ilgiye ve bunun da dis politika deneyimine bagli oldugu seklinde bir oneri vardir.
Gercekten de, geleneksel Turk dis politika davranisini reddeden iki politik lider olarak gerek Ecevit'in gerek Ozal'in durumu bu onermeye uymaktadir. Her ikisinin de dis politikaya ilgisi fazlaydi ve bunda her ikisinin dis gorevlerde bulunmalannin rolu vardir. Buna karsilik Demirel'in yurt disi deneyimi dis politika veya devlet isleriyle ilgili olmamistir (Ozal'in Dunya Bankasi uzmanligi, Ecevit'in Basin Ateseligindeki gorevleriyle kiyaslaninca) . Bu sebeple, Ecevit ve Ozal'a gore Demirel' in dis politika'ya ilgisi daha alt duzeyde kalmis; onun hukumetlerinin dis politikalan hep merhum Caglayangil' i cagnstirmistir
Model'in liderin cevresine ne kadar duyarli olursa, kendisini yeni enformasyona ve cevresinin dayattigi degisim ihtiyacina daha fazla uyarlayacagi onermesi, belki en fazla ozal'i cagristirmaktadir:
Korfez krizinde Ozal, uluslararasi sistemin uyarilarini yakindan izleyerek Irak'a karsit tutumuyla bolgesel bir catismaya dahil olma riskine girmisti. Bu, suphesiz, geleneksel Turk dis politikasina uygun bir davranis sekli degildi (Sayari, 1992: 13).Ozal izledigi stratejiyle Turkiye'nin onemini ABD'ye kabul ettirmek istemesi yanin da cevrenin dayattigi degisim ihtiyacina paralel olarak Turkiye'yi "sozu dinlenen devlet" yapmak istiyordu.
Bu, ayni zamanda, Ozal'in Model'de onerilen karar alma tarzi ve dîger yetkililerle arasindaki tarz farkini gundeme getirmektedir. Ozal'in karar alma tarzi, tek basina hareket etme seklinde belki de fazlasiyla sahsi bir ozellik tasimaktaydi.
Ornegin Korfez krizinde Irak petrol boru hattiyla iliskili olarak Incirlik hava ussunun ABD tarafindan kullanilma iznini Ozal sahsen vermisti. (Sayan, 1992: 16). 0 kadar ki, o zaman Genelkurmay Baskani Necip Torumtay, hatiratinda Ozal'in bu uslubunu soyle tanimlamistir:
"...ozal, sorumlu devlet kuruluslannin ilerisine gecerek koordine edilmemis sahsi yorum ve goruslerini dunya kamuoyuna aciklamak suretiyle, hukumetin olusturmasi gerek Korfez' le ilgili politikayi sahsen sekilendirmeye baslamisti.. .". Bu tur karar ama tarzinin aslinda Ozal'in dis politika motivasyonu ile ilgili oldugu soylenebilir. Cunku, Ozal'in dis politika davranisini belirleyen temel guduler;
yerlesIk politikalardan kopmak, kestirilebilir riskler almak, yeni secenek ve tercihler aramakti. Bunun tipik ornegi, icteki onemli muhalefete ragmen, kendi inisiyatifiyle Yunan Basbakani Papandreu ile 1988'de Davos zirvesini gerceklestirmesidir . Kuzey Irak Kurt liderlerini Ankara'ya davet edisi de bir baska onemli ornek olarak anilabilir. Ozal'in sahsi siyasal tarzinin bir diger onemli ogesi olan diger kisilerle arasindaki tarz farkina dair inceleme pek yok. Varolanlara basvurdugumuzda, onun sozkonusu tarzinin "sark kurnazi" "inatci" ve "megaloman" ozelikler icerdigini ogreniyoruz. Bu ozelliklerin ise yukarida belirttigimiz ornek olaylardaki karar alma tarzini en azindan teorik olarak mesleyici oldugu aciktir.
Buraya kadar anlatilanlar baglaminda, daha once sordugumuz sorulardan birini simdi tekrar soruyoruz: Korfezkrizi esnasinda Ozal yerine bir baskasi karar alici mevkiinde olsaydi, o zamanki Turk dis politika davranisi ayni olur muydu? Bu bolumun amaci, Turk dis politika davranisini kisisel ozellik acisindan da dusunmeye davet etmekti. Bu davet cazip bulundugu olcude yukaridaki soruya "hayir" denmesi.gerekir.

                     

Turk Dis Politikasinda Karar Alma ve Vermeye Tarihsel Bir Ornek:
Menderes Hukumetrnin onculugunde Turkiye^nin Ortadogu Politikasindaki "Yeni Yonelisi"
Turkiye'nin Arap ulkelerine yonelik olan Ortadogu'daki siyaseti, îkinci Dunya Savasi sonrasi "yeni bir egilimiif ilk isaretlerini vermesine ragmen, asil "aktif degisim Menderes Hukumeti'nin 14 Mayis 1950'de is basina gelmesinden sonra gerceklesti. Bu yeni politikanin "aktif ya da "dinamik" olarak bu calismada tanimlanmasinin nedeni, Ataturk tarafindan ortaya atilan ve uygulanan "tarafsizlik" politikasinin yeni iktidar sahipleri tarafindan bilincli olarak terkedilmesinden dolayidir. Turkiye'nin NATO uyesi olmasi, yeni hukumetin en buyuk basarisiydi. Yeni Hukumet NATO uyeligi sorununda eski Hukumetin politikasini devam ettirmisti;
ancak surekli basvuru denemeleriyle NATO'ya alinma surecini hizlandirmis ve basarili olmustur.
Geleneksel Turk dis politikasinin koktenci bir sekilde degistirildigi donem olan Soguk Savas yillan -1940'li yillarin ikinci yansindan itibaren-, bu "kritik bolgede" de kendini gostermeye baslamis ve 1950'li yillarda ise Soguk Savas bu bolgeye kaymisti. Bati'nin Yakin ve Ortadogu'daki cikarlari, Menderes Hukumeti tarafindan Turkiye'nin kendi guvenlik cikarlarina ozdes olarak algilandi. Bu algilama Menderes Hukumeti’ nin ordu tarafindan iktidardan dusurulmesine kadar gecen sure icinde aldigi tum kararlarda genel olarak gecerli olmustur. Menderes Hukumeti dis politika kararlarinda, ozellikle bu bolgede "bilincli olarak Bati Klubunun bir aktif uyesi rolunu" ustlendi. Cunku, gercekten de bu donem icerisinde (1950-1960) Turkiye "Ortadogu'nun sismografi" idi. Menderes Hukumeli, komunist olmayan uîkelerin bulundugu bolgedeki "anahtar rolunu" surekli olarak korumak istedi. Yakin ve Ortadogu bolgeleri Turkiye'ye bu olanagi sagliyordu.
Yakin ve Ortadogu'nun stratejik onemi, Soguk Savas donemi esnasinda Sovyetler Birligfnin yayilmaci bir siyaset lakip etmesinden dolayi surekli artmaya baslamisti. Bunun nedeni de, Batili devletlerin Sovyetlerin bu yayilmaci politikasini onlemek istemeleriydi. Batinin, diger bir deyimle ABD'nin stratejik planlamasinda, Turkiye, Yunanistan ve Iran Yakin Dogu' da Sovyet yayilmaciligini onleme politikasinda "bir kalkan" olarak aîgilaniyordu. Arap ulkelerinin ve Israilin Avrupa, Asya ve Afrika arasinda "dogal bir kopru" teskil etmelerinden dolayi, bu ulkelerin uluslararasi komunizmin eline dusmemeleri gerekiyordu. (3) Truman Doktrini ile baslayan Amerikan yardiminin amaci bolgede ABD icin "guclu bir konum" yaratmakti. Bu amaca ulasmak icin Batili ulkelerin gozonunde bulundurmalari gereken uc onemli faktor sunlardi:
a) Bolgenin dogal zengînliklere, stratejik noktalara ve ulasim yollarina sahîp olmasi. Tum bunlarin Sovyetlerin eline gecmesîni onlemek Bati icin buyuk onem tasiyor ve butun bunlar Batinin ekonomik gelisimi icin korunmasi gerekiyordu.
b) "Onleme politikasinin" bir parcasinin bu bolgede uygulanmasi ve Sovyet Blok’ unun koruyucu engeller yaratilarak yayilmasinin engellenmesi zorunlulugu vardi.
c) Herhangi bir Sovyet saldirisina karsi harekette bulunabilmek icin bolgenin bir us teskil etmesi gerekiyordu. Batinin tum bolge ulkeleri uzerindeki askeri ve ekonomik etkilerine ragmen bolgede Batinin her ihtimale karsi guvenebilecegi ulkelerin olmasi gerekliydi.( 4)
Basbakan Menderes ve Hukumeti icin onemli olan tek bir sey vardi; 0 da "Sovyetler Birligi'nin Ortadogu'daki siyasi olusumlarda belirleyici bir etken" olmasini onlemekti. Bu nedenle Turk Dis Politikasi 1950'îi yillarda ulusal bir uzlasmaya dayaniyordu ve uc temel prensibi vardi:
a) Sovyet yayilmaciliginin onlenmesi
b) Bati ile ekonomik ve siyasi alanlarda ortak isbirligi
c) Kibris'in taksimi (5)
Yukarida da belirtildigi uzere, Sovyetler Birligi artik Ortadogu'da Turkiye'nin en buyuk rakibi olmustu. Turkiye, yuzyillarca Ortadogu'yu elinde bulundurmus ve 19. yuzyilin ortalanndan itibaren Ingiltere'ye karsi bolgeyi yitirmemek icin mucadele vermisti. llginc olan, Ataturk tarafindan kurulan yeni Cumhuriyet Turkiye'sinin Ortadogu siyasetinde onculuk iddiasi tasiyan bir politika gelistirmemis olmasiydi. Sovyetler Birligi'nin yayilmaci politikasi Yakin ve Ortadogu'da yeni bir taktik anlayici icerisinde uygulaniyordu. Bu yayilmaci politikanin temelinde, bolge ulkelerine askeri ve ekonomik yardim yolu ile hedefe ulasmak yatiyordu. Sovyetler Birligi'nin Ortadogu ulkelerine yaptigi her turlu yardim Turk devlet adamlan tarafindan daima buyuk bir suphe ile algilandi. Menderes Hukumeti, Sovyetler Birligi'nin Stalirfin oiumunden sonra da sozkonusu olan bu bolgede yayilmaci hedeflerine ulasmaya Calisacagi inancindaydi. Bu inanctan dolayi Turkiye, NATO ittifaki uyeleri ile komsu ulke! leri soz konusu tehlikeye karsi uyanik tutmak icin surekli uyardi. Menderes'in hedefi "ortak bir guvenlik zinciri yaratarak" bu bolgedeki "Kizil Tehlikeye" (Turk poUtikacuannm kuHandigi anlamda) karsi koymakti. Demokrat Partinin iktidara gelmesinden once hukumet olan CHP, tsrajl Devletini kurulusundan hemen dokuz ay sonra taniyordu (28.3.1949). Bu tarihten itibaren Turkiye'nin Arap ulkeleriyle olan iliskilerinde bir zorluk donemi basliyordu.( 7) Ayrica, Sovyetler Birligi' nin de bolgede belli hedeflere yonelik politikalar izlemesi, Turkiye'nin Arap ulkeleriyle olan iliskilerini tamamen zorlastinyordu. Bu miras (Israil'in taninmasi olayi) Basbakan Menderes'e bir onceki hukumet tarafindan birakilan bir "dis politika yuku" idi ve bu yuk ancak ileriki yillarda ortadan kaldirabilecekti. Menderes, Arap ulkeleri ile iliskileri duzeltmek icin yeni bir politika gelistirmeden once, Sovyetler Birligi'nin kendisinin Ortadogu'da uygulamak istedigi "sureklilik diplomasisi" icin bir engel ! teskil ettigi gercegini de kabullenmek zorunda kaliyordu. Cunku, Sovye tler Birligi Israil! turlu yardim Turk devlet adamlan tarafindan daima buyuk bir suphe ile algilandi. Menderes Hukumeti, Sovyetler Birligi'nin Stalirfin oiumunden sonra da sozkonusu olan bu bolgede yayilmaci hedeflerine ulasmaya Calisacagi inancindaydi. (6) Bu inanctan dolayi Turkiye, NATO ittifaki uyeleri ile komsu ulkeleri sozkonusu tehlikeye karsi uyanik tutmak icin surekli uyardi. Menderes'in hedefi "ortak bir guvenlik zinciri yaratarak" bu bolgedeki "Kizil Tehlikeye" (Turk poUtikacuannm kuHandigi anlamda) karsi koymakti. Demokrat Partinin iktidara gelmesinden once hukumet olan CHP, tsrajl Devletini kurulusundan hemen dokuz ay sonra taniyordu (28.3.1949). Bu tarihten itibaren Turkiye'nin Arap ulkeleriyle olan iliskilerinde bir zorluk donemi basliyordu.( 7) Ayrica, Sovyetler Biriigi'nin de bolgede belli hedeflere yonelik politikaiar izlemesi, Turkiye'nin Arap ulkeleriyle olan iliskilerini tamamen zorlactinyordu. Bu miras (Israil'in taninmasi olayi) Basbakan Menderes'e bir o! nceki hukumet tarafindan birakilan bir "dis politika yuku" idi ve bu yuk ancak ileriki yillarda ortadan kaldinlabilecekti. Menderes, Arap ulkeleri ile iliskileri duzeltmek icin yeni bir politika gelistirmeden once, Sovyetler Birligi'nin kendisinin Ortadogu'da uygulamak istedigi "sureklilik diplomasisi" icin bir engel teskil ettigi gercegini de kabullenmek zorunda kaliyordu. Cunku, Sovyetler Birligi israiri tanimis oldugu halde, taktik degistirerek Arap tezini destekliyor, tsrail ile olan diplomatik iliskilerini de 1950'li yillann bacinda kesiyordu. ( Menderes Hukumeti, Arap ulkelerinin Israil ile Turkiye arasindaki diplomatik iliskilerden kaynaklanabilecek tepkileri hesaplayamamisti. Tum bu tepkiler, Arap ulkelennin Turkiye'ye karsi takindiklari "kizginlik politikasinin" onemli bir faktorunu teskil etmek-teydi. Menderes Hukumeti "dengeli" bir siyaset izlemeye calisirken, "tek tarafli ve ters" bir yol takip ediyordu. Bunun da gercek nedeni, Menderes Hukumeti'nin baclarda Ort! adogu ile ilgili belirgin bir politikasinin olmayisi idi. (9) Aslinda Menderes'in belirli bir politikasinin olmayisi bir gercekti, ama onun diplomasisi ve ulasilabilecek olani gorebilme yetenegi burada ozellikle vurgulanmak zorundadir. Onun diplomasisinin temeli, Batili ulkelerin Ortadogu' da gelisen siyasi olaylara mumkun oldugunca katilimlarini saglamaya dayaniyordu. Menderes, her iki blokun gercek guc dengesini gormustu ve bu bolgede ortaya cikan guc boslug unu Turkiye'nin hedeflerine yararli bir sekilde kullanmaya yonelik caba sar-fediyordu. Turkiye, Ortadogu ulkeleri ile askeri ittifaklar kurma dusuncesini 1950'li yillann basinda, sadece kurulmasi dusunulen ittifaklarin ya NATO Pakti ile ya da ABD'nin veya Ingiltere'nin de uyeleri bulundugu veya katkilannin olacagi Pakt'lara ilgi gostermek seklindeydi.
Menderes'in, Akdeniz'de ya da Ortadogu'da askeri ittifaklarin kurulusunda ulasmak istedigi gercek hedef, NATO Pakti disinda Turkiye'nin guvenligi icin ozel garantiler elde etmekti. Menderes Hukumeti'nin Ortadogu politikasinin ana hatlariyla aciklamadan once, bu hukumetin dis politikasina yon veren uc temel hedefe isaret etmek gerekmektedir;
a) Ortadogu'da istikrarin ve guvenligin korunmasi
b) Arap ulkeleri ile Israil arasindaki anlasmazligin tatmin edici bir cozume ulastinlmasi
c) Komunizmin bu "hassas bolgeye" girmesini engellemek icin etkili bir guvenlik sisteminin yaratilmasi.
l.Menderes Hukumetinin Iktidara Gelmesinden once "Aktif Bir Dogu Politikasi" Istemleri
Turkiye, Truman Doktrini ile birlikte Batilitasma surecini hizlandirdigi ve Bati Savunma ittifakinda (NATO) antlasmaya dayali guvenlik garantisi aramaya devam ettigi sirada, CHP Hukumeti'nin dis politikada takip ettigi yola karsi bir takim sesler giltikce yukselmeye basliyordu. Turkiye Cumhuriyeti kurulusundan beri, sayica kucuk ordulara sahip olan ve de gercekci bir siyaset izlemeyen Arap ulkeleriyle surekli olarak kendini'askeri sorumluluklara sokacak bir takim iliskilere girmek-ten kacinmistir. 8 Temmuz 1937'de kurulan Saadabad Pakti cercevesinde Irak ve Urdun ile imzalanan dostluk antlasmalari Ikinci Dunya Savasi sonrasinda ortaya cikan gelismeler nedeniyle artik bir anlam tasimiyordu. (11)
Her ne kadar Menderes Hukumeti dis politikasinda batililasmanin Turkiye'nin temel felsefesi oldugunu gayet acik bir sekilde vurguladi ise de, bu, Menderes Hukumeti'nin tum dis politika prensiplerini yeniden gozden gecirmesine ve sorgulamasina bir engel teskil etmiyordu. Demokrat Parti iktidara gelmeden once CHP Hukumetini elestirerek, Turkiye'nin yanlis ve gereksiz bir sekilde Dogu komsulan ile iliskilerini ihmal ettigini vurguluyordu. (12) Turkiye'nin 1949 yilinin Sonbahannda Avrupa Parlamentosu' na alinmasi "bir Avrupa ulkesi olarak" resmen tanindigini kanitlasa da, Turkiye'nin aslinda Yakin Dogu'ya ait oldugu cografi gercegi de inkar edilemezdi. CHP Hukumeti'nin Disisleri Bakani Necmetlin Sadak TBMM'de yaptigi konusmada»Turkiye' nin bir Avrupa mi yoksa bir Asya ulkesi mi oldugu sorusunun cevaplandirildigini acikliyordu. Turkiye'nin Avrupa Konseyfne girisi, Sadak'a gore, butun bu suphelere bir son veriyordu.
CHP Hukumetinin Ortadogu'yu ihmal eden bu dis politikasi, ama herseyden evvel bu hukumetin Disisleri Bakani Necmettin Sadak, kamuoyu ve basin tarafindan surekli hir bicimde elestiriliyordu. En buyuk gunluk gazetelerden birisi olan HURRtYETte 13 Mart 1950'de yayinlanan bir yorumda Necmettin Sadak, Ali Pasa ile karsilastiriliyordu . "Necmettin Sadak'imiz, Ali Pasayi (1815-1871) taklit ederek Bati ulkelerine daha ziyade meyilli olup, Dogu'daki devletleri ihmal etmektedir; ama Turkiye'nin cografi durumunu gozonune alinca politikasini Asya'ya dogru yoneltmesi gerekir. Bununla beraber, komsumuz olan ulkelerden baslayarak bize kardes gozu ile bakan Hindistan ve Pakistan gibi uzak ulkeler de dahil olmak uzere sirtimizi hemen hemen Dogu ulkelerine cevirmis durumdayiz. Az nufusumuza ragmen bizi Hder sayan bu buyuk musluman alemine kayitsiz kalmak politika sanatini toptanbilmemek demektir."
Turkiye'nin Guney Asya'daki "pasîf siyasetinden de" ayni sekilde sIkayet ediliyordu. (15) Yeni bir "aktif Dogu politikasi" oneriliyordu. Boyle bir aktif Dogu politikasini destekleyenler arasinda, yorumlanyla kamuoyunun dusuncesini etkileyen Ahmet Emin Yalman da vardi. Menderes Hukumetine takip edecegi politikada temel cizgi teskil eden bir yorumunda soyle yaziyordu :" Bizim guvenlik sahamiz Ortadogu ulkelerininkl ile aynidir. Balkanlar'da kurmaya calistigimiz dayanisma halkamiz cok uzun bir zaman once yikilmistir. Yunanistan ile dostlugumuza gelince, bunun da temeli sarsilmis bulunmakta ve tamiri icin her iki tarafin da mentalitesinde degisIklik yapmasi ve cok gayret sarfetmesi gerekecektir. Bu sebepten, eg er Ortadog u'da istikrar ,ve guvenlik saglanamazsa bir guvensizlik ve istikrarsizlik kusagl icinde tecrit edilmis olacagiz." (
2. Menderes Ve "Big Brother Politikasi"
  Basbakan Menderes, VATAN gazetesi basyazar Ahmet Emin Yalman ile 5 Aralik 1951 de yaptigi bir gorusmede, Turkiye'nin 14 Mayis 1950 secimlerinden sonra "dinamik bir aksiyon" donemine girdigini soyluyordu. Bir makale serisi olarak yayinlanan bu gorusmede Menderes, bu yeni donemin "kendine ozgu standart degerleri, metodlari ve algilamalari" oldugunu vurguluyordu. (17) Eski CHP Hukumeti'nin dis politikasini elestirdikten sonra, Basbakan Menderes kendi dis politikasinda takip edecegi yolu acikhyordu. Menderes, gelecekteki dis politikasim, onceki hukumetlerin politikalarindan ayri bir bicimde duzenleyecegini ve bu yeni duzenlemede demokratik sistemin kendisine yardimci olacagini soyluyordu.( 18) Menderes bu inancini soyle dile getiriyordu : "Bir bucuk asirdan beri Batinin calisma metodunu uygulamaya calisiyoruz, ama bugune kadar bunlari tam olarak uygulayamadik. Bu sebeple ulkeyi layik oldugu duzeye getirmek mumkun olmamistir. Zaman zaman bazi Bati gucleri tarafindan uz! erimizde uygulanan degisIk politikalann ve cesltii baska faktorlerin bizde meydana getirdigi etkiler, bizi calismak icin gerekli olan dinamik ve verimli metodlan oldugu kadar Bati ruhunu da uygulayamamamiza neden olmustur. Demokrasinin nimetlerini elde ettikten sonra her yerde mukemmeliyet denemelerinden gecmis olan muessir metodlan tamamiyla kabul ve tatbik etmek zorunda kalacagiz/ (19) Menderes ve onun ilk Disisleri Bakani Fuad Koprulu, gecmiste ihmal edilen Arap ulkeleriyle olan iliskileri duzeltmeye kararliydilar. Bu politikanin icerigindeki ozellik, Turkiye'nin Ortadogu'nun zayif musluman ulkelerine "Big Brother" rolunu oynayacak olmasiydi. Disisleri Bakani Koprulu, Ankara'daki Amerikan Buyukelciligi BIrinci Mustesari B.E. Kuniholm ile yaptigi ve genel siyasetin konusuldugu "ufuk turunda" da hukumetinin Arap ulkelerine karci' izleyecegi yeni politikayi soyle izah ediyordu : "llk DP Hukumetimizin kurulmasindan itibaren Turkiye'nin Arap ulkeleriyle iliskilerini duzeltmes! i gerektigini hissetmistim. Zayif ve kendi aralannda bolunmus olmalari dolayisiyla CHP Arap ulkeleriyle ilgilenmiyerek, onlarla herhangi bir iliski kuracak olursa Turkiye'nin kazanci degil kaybi olacagini dusunuyordu. Kanimca, Birinci Dunya Harbi sirasindaki tecrubelerî dolayisiyla da tnonu Araplara karsi sempati duymuyordu. Bir Disisleri Bakaninin gorevleri arasinda esasli bir husus da yakin komsularina dostluk garantîsi vermesidir. "Durustluk" yeterli olmayip supheye sebep olmayacak kadar da dost olmak gerekir. Araplara karsi tamamiyla durust ve samimi davrandim ve zannederim ki onlar da bunu takdir ediyorlar/
Ayni sekilde, Turkiye bu donem icerisinde "yatistirma karsiti siyasetiyle" dunyanin neresinde olursa olsun bir Sovyet saldirisina karsi takinacagi tavri da ortaya koyuyordu: "Simdi yatistirma siyaseti uygulama zamani degildir Eger simdi boyun egersek bizim icin fena olur. Halihazir nazik durum simdiye kadar gorduklerimin icinde en tehlikelisidir ve bunu atlatmak ve devam edebilmek icin butun cesaret ve kararliligimiz ile hareket etmemiz gerekmektedir. Hatlar simdilik henuz kesin olarak cizilmemistir ve zayif oldugumuz bircok alan var vardir ki bu da bizler icin buyuk bir tehlike arzetmektedir. Eger gozumuzu acmaz isek Ruslar bu bolgelerde biz zayif dusunceye kadar surekli baski yapacaklardir. Eger biz Ruslara yatistirma siyaseti uygulamaya devam edersek, onlar birbiri ardina bu zayif ulkelerî ellerine gecireceklerdir;
cunku Batida savasa karsi genel bir isteksizlik nedeniyle "alttan alacak isek", topyekun maglup olmamiz kacinilmazdir.
Menderes Hukumeti'nin dis politikadakryeni siyaseti hakkinda ilk resmi aciklamalar, Disisleri Bakani Fuad Koprulu tarafindan Arap basininda olasi bir Turk- Israil askeri ittifaki cabalarimn yogunlastigi seklinde haberler ciktiginda yapildi. Arap basininda bu donemde, Turkiye'nin Arap ulkelerine karsi ducmanca bir siyaset uyguladigi seklinde suclamalar yer aliyordu. Bu haberlerin cikmasindan kisa bir sure once de, îsrail'li General Dayan Turkiye'yi ziyaret etmicti. Bunun uzerine Koprulu 28 Ocak 195 rde Anadolu Ajansi'na bir aciklamada bulunuyordu. Koprulu, Turkiye'nin Israirie askeri isbirUgi icinde bulundugu yolundaki Arap basininda yer alan suclamalan reddediyordu. Bu suclamalara karsilik olarak Koprulu, Turkiye'nin Arap ulkelerine karsi duydugu samimi dostluk duygulanm ve Turkiye'nin Ortadogifda uzun sureli bir istikrar yaratma arzusunu vu^guîuyordu: [n0rtadogu ve Arap ulkeleri iîe ilgili politikamizi îekrar tekrar soyledim, (...) Dunyanin her tarafi ile oldugu gibi dog! rudan dogruya iliskili oldugumuz Ortadogu'da, her ulkenisi bagimsizlik ve egemenf&gi konusu ile ilgili prensibe dayali olarak baris ve istikrann saglanmasini arzu ediyoruz. Arap ulkelerine karsi herhangi bir gizli emeSi olmayan, samimi bir aktif dostluk politikasi takip etmekle hem onlann hem de kendi menfaatlarimiza hizmet ettigimiz kanisindayiz. (22)
Arap ulkeleri icin soyledigi bu dostluk sozlerine ragmen Fuad Koprulu, bu ulkelerin hukumetlerine bolgede istikran saglamak icin Bati ile bir isbirliginin kaciniîmaz olduguna inandirmanin ne kadar zor oldugunu kendisi de biliyordu; Koprulu, Kuniholm'a, Turkiye'nin Yakin ve Ortadogu'da istikrarin saglanmasi icin enerjik ve de "aktiF bir rol oynamaya hazir oldugunu soyluyordu. Onceîikle Ortadogu uluslan arasinda uyum saglamak zorunluîugu vardi. Koprulu'nun gorusune gore, Arap ulkeleri onceki Turk hukumetleri tarafindan ihmal edildikîerinin bilincinde idiler. Arap ulkeleri ile askeri isbirligini gelistirmek icin Koprulu Jonce Misir ile gorusmelere baslanmasi gerektigini soyluyordu:
"Cunku, bizimle daha yakin isbirligine hazir olan ulkeler arasinda Misir gelmektedir. Misir Kraliyet ailesinin bizim adimiza faydali bir etki yaratacagi dusuncesindeyiz. Kahire'deki Turk Buyukelcisi, aile baglan dolayisi ile, perde arkasindan etkili bir calisma yapacak durumdadir."
Disisleri Bakani KopruliTnun Araplar hakkindaki genel dusuncesi, Turk devlet adamlanmn Araplara karsi "geleneksel dusunme bicimini" karakterize ediyordu. "Biz Araplara hic guvenmedik ve guvenecegimiz de suphelidir. Hem kendilerine guvenmek cok zordur hem de, uluslararasi siyasette hic te gercekci deg iller. Filistin sorununda duygularini on plana aldilar ve ayni seyleri tekrar tekrar soyluyorlar. IIerhangi bir sey yolunda gitmezse kendi kusurlari icin sucu yukleyecek bîr kimseyi ararlar." Koprulu'ye gore, Turkiye bolgedeki islam ulkeleri tarafindan halihazirda lider olarak kabul ediliyordu. Koprulu Amerikalilara, "lokomotif siyaseti" ile, Turkiye'nin onculugunde bu Arap ulkelerini Batimn tarafina cekilebilecegine inandirmaya calisiyordu. "Dog u Akdeniz'in butununun guvenligi bize ve daha az duzeyde de Yunanistan'a baglidir. Eger hakikaten Arap dunyasi ile daha yakin bir isbirligi arzu ediyorsaniz, bunu ancak Turkiye'ye savunma garantisinde bulunarak elde edebilirsiniz. Arap! lar isbirligini ancak ayni arabaya binmek icin yaparlar."
 
 
 

KAYNAKCA
1) Demokratik Parti Donemi Dis Politikasi  “Huseyin Bagci”
2) Kamusal Alan “Ali Yasar Saribay
3) Ermeni Sorunu “Prof. Dr. Mim. Kemal Oke”
4) Dis Politika “Faruk Sonmezoglu”
5) Dis Politika Kararlari “Feridun Ergun”
 
 
 

T.C
ULUDAG UNIVERSITESI
I.I.B.F
ULUSLAR ARASI ILISKILER BOLUM

DANISMAN : YRD.DOC.DR GOKSEL ISYAR
 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=