Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Turkiyenin Cevre Politikasi
 

TÜRKİYE'NİN  ÇEVRE  POLİTİKASİ

Uluslararası Çevre Konuları

Ekonomik ve sosyal gelişmenin, doğal kaynakların korunmasına ve çevre üzerinde oluşan insan baskısının azaltılmasına bağlı olduğu günümüzde kabul edilen bir gerçektir.

Çevrenin korunması alanında karşı karşıya olunan sorunlara çözüm bulunması büyük önem taşımaktadır. Küresel etkiler yaratabilen çevre sorunları, karmaşık bir nitelik göstermekte ve çoğunlukla sosyo-ekonomik konularla bağlantılı olarak karşımıza çıkmaktadır. Hava ve su kirliliği, katı ve tehlikeli atık üretimi, toprak bozulması, ormansızlaşma, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi çevre sorunları siyasi sınırlar tanımamakta ve insanların güvenliği, sağlığı ve üretkenliği üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İnsanların geleceği üzerindeki bu tehdit nedeniyle sorunların üzerine gidilmesi büyük önem arzetmektedir.

Çevrenin korunması yolundaki gayretlerin önemli bir boyutu da kamu bilinci ve katılımının arttırılmasıdır. Sorunların çözümü ancak kamu sektörü, özel sektör, hükümet-dışı kuruluşlar ile sivil toplumun diğer öğeleri arasında oluşturulacak bir işbirliği sonucunda mümkün olabilecektir.

Yaşadığımız dünyayı tehdit eden küresel çevre sorunlarının üzerine etkili biçimde gidebilmek için çalışmalar ulusal düzeyde olduğu kadar uluslararası alanda da sürdürülmelidir. Bu çalışmalar ikili çerçevede olabileceği gibi çok-taraflı işbirliği kapsamında da yürütülmektedir.

Bu hususların bilincinde olan Birleşmiş Milletler, Avrupa İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve uluslararası finans kuruluşları, sorunlara çözüm bulunabilmesini teminen çok-taraflı işbirliği yollarını geliştirmeye yönelik girişimleri teşvik etmekte ve bu çalışmalar arasında eşgüdümü sağlamaktadırlar. 1972 yılında yapılan Stokholm Konferansı’nın bir sonucu olarak oluşturulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) çevre sorunlarının çözümüne yönelik faaliyetlerin eşgüdüm halinde yürütülmesi ve geniş bir açıdan değerlendirilmesini sağlamaktadır.

İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik, çölleşme ile mücadele, tehlikeli atıkların taşınması, ozon tabakası, nesli tehlike altındaki türlerin yasadışı ticareti gibi temel çevre konularında ortaya çıkan uluslararası sözleşmeler UNEP altında geliştirilmekte ve uygulanmaktadır.


Sürdürülebilir Kalkınma:

1972 yılında Stokholm Konferansı’nda sosyo-ekonomik yapıları ve gelişme düzeyleri farklı olan birçok ülkenin çevre konusundaki ilk küresel değerlendirmesi olan "Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Bildirgesi" kabul edilmiştir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı ise ilk kez, 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nca hazırlanan Brundtland Raporu’nda "Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma" olarak tanımlanmış ve bu tarihten itibaren yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

 Brundtland Raporu genel olarak, yoksulluğun ortadan kaldırılmasını, doğal kaynaklardan elde edilen yararın dağılımında eşitliğin sağlanmasını, nüfus kontrolünü ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesini sürdürülebilir kalkınma ilkesi ile doğrudan ilişiklendirmektedir. Bu bağlamda raporda, ekonomik büyümenin çevre dostu bir perspektifle gerçekleştirilebileceği varsayımından yola çıkılarak, hem dünyadaki çevre sorunlarının üstesinden gelebilmek hem de yoksulluğu önlemek için, gelişmekte olan ülkelerin önemli rol oynayacağı anlayışıyla, yeniden yapılanmayı sağlayacak uzun dönemli bir büyüme çağına girilmesi gerektiği öne sürülmüştür.

1992 yılında Rio de Janeiro'da yapılan “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı” çevrenin duyarlı yönetimi bakımından ulusların ekonomi ve çevre faaliyetlerini bir arada yönlendirecek bir dizi ilkenin benimsenmesi açısından önemli bir adım olmuştur. Bu çerçevede başta bir eylem  planı olan Gündem 21’in yanısıra 4 ayrı uluslararası belge üzerinde durulmuştur.  Bunlar İklim Değişikliği  Çerçeve Sözleşmesi, Rio Bildirisi, Biyolojik  Çeşitlilik Sözleşmesi ve  Ormanlar Üzerine Bildiri’dir.

 Rio Konferansı’nda ortaya çıkan dinamiğin uluslararası ölçekte sürdürülmesi ve çabaların uyumlu hale getirilebilmesini teminen 26 Ağustos-4 Eylül 2002 tarihleri arasında  Johannesburg’da Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi gerçekleştirilmiştir. Zirve sonunda iki temel belge ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri  Uygulama Planı, diğeri ise  siyasi iradenin yansıtıldığı Siyasi Bildiri’dir.

 Uygulama Planı yoksullukla mücadele, sürdürülemez nitelikteki tüketim ve üretim kalıplarının değiştirilmesi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın doğal kaynak temelinin korunması ve yönetilmesi, sağlık konularını kapsamakta olup, öngörülen hedeflerin bazıları aşağıda sıralanmıştır:

- Dünyada günlük geliri 1 dolardan daha az olan ve açlık çeken insan sayısının 2015 yılına kadar yarı yarıya azaltılması; temiz içme suyu imkanlarından mahrum insan sayısının da aynı tarihe kadar yarı yarıya azaltılması,
- Kadınların erkeklerle eşit konumda, her düzeydeki karar süreçlerine tam katılımlarının sağlanması,
- Kız-erkek bütün çocukların her yerde ilkokul eğitimini tam olarak tamamlamalarının sağlanması,sürdürülebilir nitelikteki üretim ve tüketim kalıplarının yerleştirilmesine yönelik politika ve önlemlerin benimsenip yaşama geçirilmesi,
- Daha temiz üretime ve eko-verimliliğe yönelik yatırımların bütün ülkelerde artırılması,
- Bütün ülkelerde, daha temiz ve ekolojik açıdan verimli üretim biçimlerine yönelik yatırımlar ve teşvikler sağlanması,
- İleri, daha etkin, maliyet açısından makul ve maliyet etkin teknolojilerin geliştirilmesi, bu arada hidrolik enerji dahil fosil yakıt ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin devreye sokulması yoluyla enerjinin çeşitlendirilmesi ve  bu tür teknolojilerin karşılıklı anlaşmalar temelinde gelişmekte olan ülkelere aktarılması,
- Temiz içme suyu ve uygun sanitasyon imkanlarından yoksun insan oranının 2015 yılına kadar yarı yarıya azaltılması,
- Biyolojik çeşitliliğin yok olma hızında önemli bir azalma sağlanması.

Avrupa Birliği ile Çevre Alanında İlişkiler

Aralık 1999’da Helsinki’de düzenlenen Avrupa Konseyi toplantısında, Türkiye’nin birliğe aday ülke olduğu teyit edilmiştir. Avrupa Birliği, 12-13 Aralık 2002 tarihinde Kopenhag Konseyi’nde, Avrupa Komisyonu’nun raporlarına ve tavsiyelerine dayanarak, 2004 yılının Aralık ayına kadar Türkiye’nin Kopenhag  kriterlerini yerine getirdiği takdirde katılım müzakerelerine vakit geçirmeden başlanması taahhüdünde bulunmuştur.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylık statüsü verilmesi hakkındaki karar, bir takım önemli reformların yapılması sorumluluğunu beraberinde getirmiştir. Birliğe üye olmanın şartlarından biri, aday ülkelerin ulusal yasalarını ve yönetmeliklerini çevresel sektörde dahil olacak şekilde Avrupa Birliği mevzuatına uyumlaştırılmasıdır. Çevre sektörünün uyumlaştırma süreci, yalnızca çevreyle ilgili mevzuatın uyumlaştırılması ve gereken yaptırımların ve cezaların uygulanmasını değil kurumsal yapının yeniden organize olmasını da içermektedir.

Çerve alanında uyumlaştırma çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarının değerlendirmeleri de dikkate alınarak, ilgili Bakanlıklar (Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı), hükümet kuruluşları, (Devlet Planlama Teşkilatı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı) yerel yönetimler, kurumlar, belediyeler, finans kurumları ile Çevre ve Orman Bakanlığı’nın eşgüdümünde yürütülmektedir. Bu çerçevede, yeni mevzuat taslaklarının oluşturulmasını, mevzuatın AB mevzuatıyla uyumunun  gözden geçirilmesini  ve çevre alanında yatırım ihtiyaçlarının belirlenmesini hedefleyen projeler gerçekleştirilmektedir.

Uyumlaştırma çalışmalarında, çevresel bilincin olması, profesyonel bir ekibin varlığı ve güçlü bir mevzuat altyapısı problemlerin çözümünde yardımcı olmuştur. Öte yandan, uyumlaştırma süreci, ilgili kurumlar arasında daha fazla işbirliğine, çevresel sektörün güçlendirilmesine ve finansal kaynağa ihtiyaç duyulduğunu da göstermiştir. Çevre sektöründe uyumlaştırma maliyetinin 20-30 milyar dolar arasında olacağı tahmin edilmektedir.

Avrupa Birliği’ne  üyelik ve çevre alanında uyumlaştırma süreci yolunda Türkiye’nin atacağı adımlar, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasını ve çevre standartlarının yükseltilmesini hızlandıracaktır.

Bu çerçevede, diğer konuların yanısıra çevre alanında kısa ve orta vadede öncelikleri belirten Avrupa Birliği Mevzuatının Üstlenilmesi’ne İlişkin Ulusal Mevzuat, Temmuz 2003’de yürürlüğe girmiştir. Programa göre, Çevresel Etki Değerlendirilmesi’nin daha fazla uygulanması ve çevresel bilgiye ulaşımının  daha fazla sağlanması kısa vadeli öncelikler olarak belirtilirken, orta vadeli öncelikler ise atık kontrolü yönetmeliklerin AB düzenlemelerine uygun hale getirilmesi olarak belirlenmiştir.

 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=