Orhan Yıldız

Artvinli Orhan

TürkBirDev >Türk Birliği




TürkBirDev Türk Birliği
TürkBirDev > Türk Birliği
TürkBirDev
Şah ve Mat: Tüm Oyunları Bozan Bir Hamle - Özet
Biz "Türkler"le sorun nedir? ve Tepkiler
Türk Birleşik Devletleri Kurmanın Gerekliliği. Türk Birliği Neden Kurulmalı?
Bölüm I: TürkBirDev ve Çalişmaları
Bölüm II: Ben ne Yapabilirim?
Bölüm III: Yazi ve Mektuplar
Bölüm IV: Birlige dair Söz ve Şiirler
Bölüm V: Soru ve Yanitlar
Temsilcilikler
Türk Birliği
2007 Türk Kurultayı Sonuç Bildirisi
Türk Dünyasında Dil ve Alfabe Birliğinin Önemi
Türk Kültür Evi
Türk Birliğine Evet Kampanyası İçin
Türk Birliğine Evet Kampanyası

TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri | Haber Manşetleri



   
  AVRASYA KARDEŞ ÜLKELER BİRLİĞİ TÜRK BİRLİĞİ
  Turkiyenin Su Politikasi
 

TÜRKİYENİN  SU  POLİTİKASI

Yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olan su son yıllarda dünya kamuoyunun ve Birleşmiş Milletler (BM) dahil uluslararası ve bölgesel örgütlerin gündeminin ön sıralarına yerleşmiştir. Bu durum hızla artan su ihtiyacının giderilmesinde karşılaşılan güçlükler ile su sıkıntısının gelecek 20-25 yıl içinde birçok bölgede su krizine dönüşme beklenti ve endişesinden kaynaklanmaktadır. Mevcut veriler bu endişelerin yersiz olmadığını göstermektedir. Bazı bölgelerde ve özellikle Orta Doğu’da krizin ciddi boyutlara varabileceği tahmin edilmektedir. Krizin sınıraşan suları ve bölgeye denizden ve karadan su transferi projeleri nedeniyle Türkiye’yi de yakından ilgilendirmesi ve etkilemesi kaçınılmaz görünmektedir. 

20. Yüzyıl’da dünya nüfusunun üç kat artmasına karşılık su kaynaklarının kullanımı altı kat artmıştır. Bu arada sınırlı olan su kaynaklarının bir kısmı endüstrileşme ve hızlı şehirleşme sonucu hızla ve bilinçsiz bir şekilde tüketilirken bir kısmı da kirletilerek kullanılamaz ve çevreye zarar verir hale gelmiştir. Sonuçta, halihazırda dünyada 1 milyarı aşkın kişi temiz içme suyundan mahrumdur. 2 milyarı aşkın kişi de sağlık ve temizlik için gerekli olan suya sahip değildir.
Küresel boyuttaki sorunlardan biri de yeryüzündeki su kaynaklarının zamansal ve mekansal olarak eşit dağılmamış olmasıdır. Bazı bölgeler çok fazla miktarda suya sahip olurken bazı bölgeler su kıtlığı çekmektedir. Örneğin Amazon Nehri’nden saniyede Atlas Okyanusu’na akan su miktarı New York şehrinin üç yıllık su tüketimine eşittir. 

Durumun ciddiyeti karşısında BM Binyıl Bildirisi’nde güvenli içme suyuna sahip olmayan dünya nüfusunun, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sonucunda yayınlanan Eylem Planı’nda ise sağlık ve temizlik için gerekli olan suya sahip olmayan nüfusun 2015 yılına kadar yarıya indirilmesi hedefleri konulmuş ve BM üyesi ülkeler, uluslararası örgütler ve tüm ilgililere bu hedeflere erişilmesi için çaba göstermeleri çağrısında bulunulmuştur. 

Suyun son yıllarda uluslararası gündemdeki konuların başında yer almasının bir diğer nedeni de bazı ülkelerin, çeşitli düşünce kuruluşlarının, akademik çevrelerin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının (STK) hazırladıkları rapor ve senaryolarda 21. Yüzyıl’da çatışmaların bir kısmının su nedeniyle çıkacağı ve su kıtlığının yol açacağı anlaşmazlıkların dünyada istikrar ve barışı tehdit edeceği yönündeki görüş ve iddiaları olmuştur. Buna paralel olarak, gelecekte su yüzünden çıkması muhtemel krizlerin yönetimi ve çatışmaların önlemesine yönelik mekanizmalar üzerindeki çalışmalar hızlandırılmıştır. 

Japonya’nın evsahipliğinde, Dünya Su Konseyi (World Water Council - WWC) ile işbirliği halinde 16-23 Mart 2003 tarihlerinde Kyoto’da düzenlenen. Dünya Üçüncü Su Forumu ve Bakanlar Konferansı’nı bu gelişmeler ışığında değerlendirmekte yarar olacaktır. Dünya kamuoyunun büyük önem verdiği Forum ve Bakanlar Konferansı’na Irak savaşı ortamında dahi Japonya dışından 6000’i aşkın kişi, 182 ülke, 100’ü aşkın Bakan, 43 uluslararası örgüt ve yüzlerce STK’nın katılması su konularına verilen önemi perçinlemiştir. 

Dünya Üçüncü Su Forumu ve Bakanlar Konferansı’nda ele alınan konuların ayrıntılarına girmeden önce Forum ve Konferansın geçmişi, amaçları ve hedeflerine değinmekte yarar olacaktır. Dünya Su Forumları, bir uluslararası STK olan Dünya Su Konseyi tarafından, evsahipliğini üstlenen ülke ile yakın işbirliği halinde üç yılda bir düzenlenmektedir. Esas itibariyle, organizasyonun idari ve mali yükünün büyük bir kısmını son Japonya örneğinde olduğu gibi evsahibi ülke üstlenmektedir. Buna karşılık Forum evsahibi ülkelere büyük bir reklam ve tanıtma imkanı sağlamaktadır. İlk Forum 1997’de Marakeş’te, ikincisi 2000 yılında Lahey’de yapılmıştır. Lahey’den itibaren Forum kapsamına Bakanlar Konferansı da dahil edilmiştir. 

Dünya Su Forumları su konularının tüm boyutlarıyla ayrıntılı bir biçimde ele alınıp tartışılması, mevcut sorunlara çözüm aranması, su alanındaki bilgi ve deneyimlerin paylaşılması, uluslararası diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi, su kaynaklı anlaşmazlıkların çözümüne katkıda bulunulması ve küresel düzeyde sorunların üstesinden gelinmesi yolunda koordine edilmiş yaklaşımlar oluşturulmasını amaçlamaktadır. Forumların çıktıları aynı zamanda su konusunda uluslararası düzeyde gerçekleştirilen kodifikasyon çalışmalarına da temel oluşturabilmektedir. Forumların sonunda yapılan Bakanlar Konferanslarında ise ele alınan konular Bakanlar düzeyinde gözden geçirilmekte ve oydaşmayla onaylanan Bakanlar Bildirileriyle ülkelerin ortak siyasi iradeleri ortaya konmaktadır. 

Forum ve Bakanlar Konferansı kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan, sınırlı su kaynaklarına sahip olan, buna karşılık nüfusu hızla artan Türkiye açısından da bilindiği gibi büyük önem taşımaktadır. Ülkemizin gerçekleştirmekte olduğu Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi suya dayalı büyük kalkınma projeleri, hızlı şehirleşme ve sanayileşmenin neden olduğu ek su gereksinimi ve sınıraşan sular konusunda komşularıyla çözüm bekleyen meseleleri bulunmaktadır. Dicle Nehri üzerindeki Ilısu ve Çoruh Nehri üzerindeki Yusufeli gibi önemli baraj projelerimize karşı bazı baskı grupları ile baraj karşıtı STK’ların yürüttüğü kampanyalar, su projelerimiz için dış finansman sağlanmasında karşılaşılan güçlükler, karşılaştığımız diğer başlıca sorunları oluşturmaktadır. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde su konusunun tüm boyutlarıyla tartışıldığı bu tür uluslararası forumlara ülkemizin etkin katılımının önemi ortaya çıkmaktadır. 

Kyoto’da yapılan Dünya Üçüncü Su Forumu ve Bakanlar Konferansı bugüne kadar düzenlenenler içinde en kapsamlısı olmuştur. Forumda toplam 333 oturum düzenlenmiş ve 1500’ün üzerinde sunuş yapılmıştır. Türkiye bu oturumların 6’sını doğrudan üstlenmiş ve bu vesileyle ülkemizde yürütülen su projeleri ve su yönetimi hakkında tanıtmanın ön planda tutulduğu sunuşlar yapılmıştır. 

Forum ve Bakanlar Konferansı sırasında dikkati çeken önemli hususlardan biri, su konularında gelişmekte olan ülkelerle batılı ülkeler arasında ortaya çıkan yaklaşım ve çıkar farklılıklar olmuştur. 

Önce gelişmiş ülkelerin Forum ve Bakanlar Konferansı’na yaklaşımları, beklenti ve öncelikleri üzerinde durmak yararlı olacaktır. Gelişmiş ülkeler genellikle bol yağış alan bölgelerde yer alan su zengini ülkelerdir. Nüfusları yavaş artan bu ülkeler barajlar ve sulama sistemleri dahil, suya dayalı kalkınma projelerini 1960’lı ve 70’li yıllarda büyük ölçüde tamamlamışlar, neticede su potansiyellerinden en yüksek düzeyde yararlanır hale gelmişlerdir. Yoksullukla mücadele, gıda güvenliği gibi sorunları bulunmayan bu ülkelerde çevre bilinci çok gelişmiştir. Bunun sonucunda anılan ülkeler Forum ve Bakanlar Konferansı’nın oturum, gerek müzakerelerinde ekosistemlerin ve çevrenin korunması, suyun daha etkin biçimde kullanımı, iyi yönetişim ve yolsuzlukların ortadan kaldırılmasının önemi üzerinde durmuşlardır. Çevreci STK’ların da anılan ülkelerin tutumlarını büyük ölçüde etkilediği ve zaman zaman belirleyici rol oynaduğı gözlenmiştir. 

Türkiye’nin aralarında yer aldığı gelişmekte olan ülkeler ise, suyun sürdürülebilir kalkınmanın itici gücü olduğunu, yoksullukla mücadelenin temelinde yer alan suyun gıda, tarım ve ucuz hidro-enerji üretimi açısından yaşamsal önemi bulunduğunu savunurken, suyun tüm boyutlarıyla tartışıldığı bir forumda çevrenin ve ekosistemlerin korunmasının sürekli bir biçimde ön planda tutulması yönündeki faaliyet ve çabalara tepki göstermişlerdir. Anılan ülkeler barajların, su depolama ve sulama sistemlerinin önemi üzerinde dururken, gelişmiş ülkelerin iddialarının aksine, büyük barajların çevresel etkilerinin alınacak önlemlerle asgariye düşürülebileceğini savunmuşlar, hiçbir alternatif sunmadan barajlara karşı çıkan çevrelerle STK’ları yoksullukla mücadele ve kalkınma konularına karşı duyarsız olmakla suçlamışlardır. 

Türkiye Forum ve Bakanlar Konferansı’na ilgili Bakanlık ve Kuruluşların temsilcilerinden oluşan geniş bir heyetle katılmıştır. Forum ve Bakanlar Konferansı’nda Türkiye’yi yakından ilgilendiren oturumları izleyen heyetimiz Bakanlar Bildirisi’nin müzakerelerinin gelişmiş ülkelerin tekelinden kurtarılmasında da başı çekmiştir. 

Su Forumu kapsamında değerlendirilmesinde yarar görülen diğer bir önemli gelişme de Dünya Su Konseyi’nin, Forum sırasında yayınlanıp dağıtılmak üzere Türkiye’den su konusunda bir ülke raporu hazırlaması talebi olmuştur. WWC’nin istediği rapor (Turkey Country Report) Bakanlığımızın eşgüdümünde ilgili Bakanlık ve Kurumların katkılarıyla İngilizce hazırlanmış ve yayınlanmıştır. WWC tarafından en kapsamlı ülke raporu olduğu bildirilen Türkiye Raporu’nun ülkemizin tanıtılmasına önemli katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Rapora “www.worldwatercouncil.org/WWA_report” internet adresinden ulaşılması mümkündür.
Japonya Tarım Ormancılık ve Balıkçılık Bakanlığı’nın Forum çerçevesinde, 21 Mart 2003 günü Shiga şehrinde düzenlediği sınırlı katılımlı Tarım Bakanları toplantısına Türkiye dahil 44 ülke davet edilmiştir. Tarım ve gıda için su konusunun ele alındığı Toplantıda Bakanlar Konferansı’na sunulmak üzere bir Tavsiyeler Kağıdı kabul edilmiştir. Toplantıda yapılan konuşmada GAP'ın gıda, tarım ve hidro enerji açısından önemi, gıda gereksiniminin global düzeyde karşılanmasında oynayacağı önemli rol; devletin inşa edip işletmeye açtığı sulama projelerinin su kullanıcı birliklerine devrinde sağlanan başarı ile önümüzdeki yıllarda önemi giderek artması beklenen, su sıkıntısı çeken bölge ve ülkelere su transferi konusunda ülkemizde sağlanan gelişmeler, Manavgat Nehri üzerinde inşa edilmiş olan içme suyu arıtma ve dolum tesislerine değinilerek anlatılmıştır. 

Heyetimizin bir üyesi ayrıca 20 Mart 2003 günü UNESCO ve Başkanlığını Michail Gorbachev'in yaptığı "Green Cross International" adlı uluslararası sivil toplum kuruluşunun birlikte düzenlediği "Su ve Barış - Su ile Bağlantılı Çatışmaların Kaynakları (Water for Peace - The Origins of Water Related Conflicts)" konulu oturuma konuşmacı olarak davet edilmiştir. Anılan oturumda yapılan sunuşta, diğer hususların yanısıra sınıraşan sular politikamız anlatılmış ayrıca, çoğu akademisyenlerden oluşan izleyicilerin GAP, sınıraşan suların paylaşımı, Suriye ve Irak'la ilişkiler, Türkiye'nin su yönetimi ve İsrail'e su satışı konularındaki soruları yanıtlanmıştır. 

Aynı oturumda konuşma yapan Oregon Üniversitesi'nden Dr. Aron Wolf, Dicle ve Fırat nehirlerine de değindiği konuşmasında, dünya genelinde yukarı kıyıdaş ülkelerin suya, aşağı kıyıdaş ülkelerin ise toprağa sahip olduklarını, bu nedenle iki grup ülke arasında çıkar çatışmasının kaçınılmaz olduğunu, suya muhtaç ülkelerin genellikle aşağı kıyıdaş ülkeler olduklarını iddia etmiş, bu durumun, suya olan ihtiyacın giderek artacağı gelecek 20-25 yıl içinde gerginliklere ve çatışmalara yol açacağını savunmuş ve bunun önlenmesi için kıyıdaş ülkelerin hak kavramından ihtiyaç kavramına yönelmeleri gerektiğini vurgulamıştır. 

Dr. Wolf’un görüşlerine yanıt niteliğindeki konuşmamızda böyle bir genelleme yapmanın yanlış olduğu, Dicle ve Fırat Nehirleri örneğinde hem suyun hem verimli toprağın yukarı kıyıdaş ülke olan Türkiye'de bulunduğu, GAP kapsamında, eski adıyla Yukarı Mezopotamya olan Güneydoğu Anadolu Bölgemizin Belçika büyüklüğündeki bir bölümünün sulanmasının öngörüldüğü, bunun gerek Türkiye'nin artan nüfusunun gerek bölge ülkelerinin gelecekteki gıda ihtiyaçlarının karşılanması açısından büyük önem arzettiği, sonuç olarak, sadece aşağı kıyıdaş ülkelerin suya ihtiyaçları bulunduğu varsayımının yanlış olduğu vurgulanmıştır. 

“Barış İçin Su” oturumunda, Uluslararası Su Yollarının Ulaşım Dışı Amaçlarla Kullanılmasına İlişkin BM Çerçeve Sözleşmesi de gündeme gelmiştir. Dünya Bankası uzmanlarından Dr. Salman yaptığı bir sunuşta Sözleşme’nin sınıraşan suların "paylaşımı" konusunda temel hukuki belgeyi oluşturduğunu, bir çok uluslararası örgütün Sözleşme’nin hükümlerini şimdiden onayladıklarını, bu nedenle gelecekte "uluslararası sular"a ilişkin uzlaşmazlıklara bu sözleşmenin hükümleri çerçevesinde çözüm aranacağını, ayrıca ikili ve çok taraflı "paylaşım" anlaşmalarının bu Sözleşme hükümleri esas alınarak sonuçlandırılması gerektiğini savunmuştur.
Bilindiği gibi Türkiye anılan Sözleşme’ye taraf olmamış ve 1997 yılında BM Genel Kurulu’nda oylanması aşamasında Sözleşmeye ilişkin görüşlerimiz kayıtlara geçirilmiştir. Oturumda yaptığımız konuşmada, yürürlüğe girmesi için 35 ülkenin onayı gereken, buna rağmen 1997 den bu güne kadar sadece 12 ülke tarafından onaylanan Sözleşme’nin şimdiden temel hukuki belge olarak sunulmasının yanıltıcı olacağı, Sözleşme’nin, aşağı kıyıdaş ülkeleri kayırdığı, yukarı ve aşağı kıyıdaş ülkelerin hakları arasında dengesizlik yarattığı, çerçeve niteliğine ters düşen hükümler ve bir zorunlu hakemlik mekanizması içerdiği, sonuçta bir çok ülke tarafından onaylanmayacağını düşündüğümüz ifade edilmiş, bu nedenle yeni bir Sözleşme’nin müzakere edilmesi gerektiği savunulmuştur. 

Sözleşmenin Uluslararası Adalet Divanı tarafından uluslararası teamül hukuku olarak kabul edildiğini, bu nedenle kaç ülke tarafından onaylandığının önemsiz olduğunu savunan Dr. Salman öte yandan, uluslararası sulardan doğan anlaşmazlıkların çözümü için üçüncü tarafların, gerektiğinde sopa veya havuç gösterek arabuluculuk yapmalarının yararlı olacağını, zorunlu hakemlik mekanizmasının da gerekli olduğunu iddia etmiştir. 

Su Forumu’nun en ilginç ve hararetli tartışma konularından birini de barajlar oluşturmuştur. Forum boyunca bu alanda 7 ayrı oturum düzenlenmesi konuya verilen önemi yansıtmaktadır. 20 Mart 2003 günü Kyoto'da düzenlenen ve STK'ların yoğun şekilde katıldığı barajlar tartışmasında panelistler arasında yer alan "International Rivers Network" temsilcisi Patrick Mc Cully büyük barajlar aleyhinde yaptığı konuşmada, Atatürk Barajı ve GAP'ı da eleştirmiş, GAP’ın bölge halkına yarar sağlamadığını, zenginleri daha çok zengin ettiğini ve aşağı kıyıdaş ülkeleri susuz bıraktığını iddia etmiştir. 

Anılan STK temsilcisine yanıtımızda Atatürk Barajı ve GAP'ın şimdiden bölgede eşi görülmemiş bir ekonomik kalkınmaya yol açtığı, bu gerçeğin küresel düzeyde bir çok uzman tarafından teyid edildiği, bölge şehirlerinin GAP sayesinde sanayileşme açısından önemli gelişmeler gösterdiği, sulu tarıma geçilebilen yerlerde köylünün gelirinin ona katlandığı, tamamlandığında 3.3 milyon insana iş sağlayacak bir projenin bölge halkına olan yararlarının açık olduğu, bütün bu gelişmeleri göz ardı etmenin büyük haksızlık teşkil ettiği, ülkesinde (İrlanda) bol su ve elektrik ortamında yaşadığı anlaşılan temsilcinin sudan ve elektrikten mahrum olmanın güçlüklerini, sosyal ve ekonomik sonuçlarını kavramasını beklemediğimiz belirtilmiş, insan unsuruna değer vermeyen, politize olmuş bazı STK'ların çevreci kisvesi altında, bazı çıkar gruplarının ve lobilerin dar menfaatlerini korumaya yönelik faaliyetlerde bulunduklarının ve bu yolla finansman sağladıklarının herkes tarafından bilinmesi gerektiği vurgulanmıştır. 

Hidro-enerji ve Çevre konulu oturumda yapılan sunuşlarda artan enerji ihtiyacının çevreyle barışık şekilde karşılanması açısından hidro-enerjinin önemine değinilmiş ve yeryüzünde var olan hidro-enerji potansiyelinin az bir bölümünün değerlendirilmekte olması nedeniyle bu alandaki yatırımların artırılması gerektiği ifade edilmiştir. Bir çok ülke temsilcisi baraj projelerinin ekosistemlere en az zarar verecek ve en yüksek fayda sağlanacak şekilde geliştirilmesinin önemi üzerinde durmuştur. Tarafımızdan, çok amaçlı baraj projelerinin, artan enerji ve gıda ihtiyacının karşılanmasında önemli rolü bulunduğuna işaret edilmiş, Fırat Nehri üzerindeki barajlarımız sayesinde güney komşularımızın en kurak dönemlerde bile yeterli suya kavuştuğu, ancak projelerin baraj karşıtı STK’lar tarafından engellenmeye çalışıldığına dikkat çekilerek, özellikle kurak bölgelerde kalkınma ve yoksullukla mücadele için yeni barajlar inşa edilmesi gerektiğinin önemi vurgulanmıştır. 

Arap Ülkelerinde Su (Water in the Arab Countries) konulu oturumda “Arap sularının” `’ından fazlasının başka ülkelerden geldiğine ayrıca suların tahsisi konusunda uluslararası hukuksal düzenlemelerin bulunmadığına işaret edilmiş, 1 kalori değerindeki gıda için 1 litre su harcanması gerektiği hatırlatılarak, Arap ülkelerinin gıda güvenliğinin sağlanması açısından suyun önemine dikkat çekilmiştir. 

Su ve Yönetişim (Water and Governance) konulu oturumda su kaynaklarının değerlendirilmesi ve yönetiminde, sürdürülebilir kalkınma stratejilerine göre sulama ve enerji üretiminin yanısıra nehir havzalarının korunmasının önemi dile getirilmiştir. Birçok ülkenin sürdürülebilir su kullanımı ve su hukuku konularında önemli mesafeler katettiği ancak yoksulların suya erişiminin henüz tam anlamıyla çözülemediği kaydedilmiş, bu çerçevede gelişmekte olan ülkelerin su projelerini gerçekleştirmek üzere ihtiyaçları olan dış finansmanı bulabilmek için öncelikle ülkelerinde rüşvet ve yolsuzluğu ortadan kaldırmaları ve şeffaf bir yönetim sistemine geçmeleri gerektiği vurgulanmıştır. 

GAP kapsamında yoksullukla mücadelenin anlatıldığı Su ve Yoksulluk konulu oturumda, suyun yoksulluğun azaltılmasında önemli bir unsur olduğu, ancak etkin su yönetiminin gerçekleştirilememesi durumunda u’i kırsal bölgelerde yaşayan yoksulların gelecekte daha olumsuz etkileneceği ifade edilmiştir. Su Yönetimi ve Kültürel Miras (Water management and Cultural Heritage) konulu oturumda ise bir kısmı Birecik Baraj Gölü altında kalan Belkıs (Zeugma) arkeolojik kalıntıları kurtarma çalışmalarına ilişkin bir sunuş yapılmıştır. Katılımcıların önemli bir kısmı kurtarma çalışmalarını başarılı bulduklarını ifade etmişlerdir. 

Suyun Fiyatlandırılması (Water Pricing: Issues and Options) konulu oturumda, Türkiye’de suyun fiyatlandırılması genel hatlarıyla anlatılmıştır. Bu bağlamda, su bedelinin işletme, bakım ve yatırım maliyetlerini karşılaması gerektiği, bedelin artırılmasının suyun etkin kullanımını ve yüksek verim alınmasını sağlayacağı, Hindistan ve Türkiye’de çiftçiler üzerinde yapılan araştırmaların, çiftçilerin sürekli su sağlanması şartıyla daha yüksek sulama suyu bedeli ödemeye hazır olduklarına işaret ettiği ifade edilmiştir. “GAP - Su Kaynaklarının Geliştirilmesinde Yeni Bir Yaklaşım “(GAP - A Paradigm Shift in Water Resources Development) konulu oturumda, suya dayalı entegre bir kalkınma projesi olan GAP genel olarak tanıtılmıştır. 

Bu hususlar ışığında kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse, katılımcılara suyla ilgili konuları çok geniş bir perspektiften görme imkanı sağlayan Dünya Üçüncü Su Forumu ve Bakanlar Konferansı suyun sürdürülebilir kalkınmanın itici gücü olarak artan öneminin dünya kamuoyuna anlatılması, su kıtlığının yol açacağı sorunların ön plana çıkarılması, çevrenin ve ekosistemlerin korunması ile hidro-enerjinin ve bu bağlamda barajların öneminin vurgulanması ve suyun yoksullukla mücadelenin en önemli unsurlarından biri olduğunun ortaya konması açısından yararlı olmuştur. 

Heyetimizce barajlar, sınıraşan sular, gıda ve tarım için su gibi konularda yapılan sunuş ve konuşmaların, görüşlerimizin uluslararası kamuoyuna duyurulmasını sağladığı düşünülmektedir. Bakanlar Bildirisi sınıraşan suların paylaşılması, denetim mekanizmaları oluşturulması ve su kaynakları yönetiminde ekosistem yaklaşımının ön plana çıkarılması gibi görüşlerimize aykırı hususlardan arındırılmış buna karşılık Bildiriye su depolama tesisleri ve hidro-enerjinin önemi ve su tasarrufu sağlanması için ileri sulama tekniklerinin kullanılması gibi su politikamız ve çıkarlarımız doğrultusunda ifadeler eklenmiştir. 

Mart 2000’de Lahey’de düzenlenen Dünya İkinci Su Forumu ve Bakanlar Konferansı sonucunda yayınlanan Bakanlar Bildirisi’ne kıyasla çok daha kapsamlı, ihtiyaçları, sorunları ve çözümleri ortaya koyan, eyleme yönelik bir metin olan Kyoto Bakanlar Bildirisi’nin su konusunda önemli bir referans belgesi olacağı tahmin edilmektedir. Nitekim Kyoto’dan bu yana geçen kısa süre içinde Bildiriye sıklıkla atıflarda bulunulduğu gözlenmiştir. 

Dünya Üçüncü Su Forumu ve Bakanlar Konferansı Ağustos 2002’de Johannesburg’ta yapılan Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nin su konusunda devamı niteliğinde olmuştur. Zirveden bu yana geçen sürede Johannesburg Eylem Planı’nda su konusunda konulan hedeflere ulaşılıp ulaşılamayacağına ilişkin değerlendirmeler ışığında hazırlanan Bakanlar Bildirisi’nin sorunlara ve çözüm önerilerine daha gerçekçi yaklaşan ve ulaşılması zor hedefler için kesin tarihler vermekten kaçınan bir metin olduğu düşünülmektedir
Tarım Bakanları Tavsiyeleri’nin suyun tarım, gıda güvenliği, yoksulluğun azaltılması ve sürdürülebilir kalkınma için önemini ortaya koyarken, GAP gibi suya dayalı büyük kalkınma projeleri geliştiren ülkemizin görüşlerini de teyid eder nitelikte olduğu değerlendirilmektedir. 

Türkiye Forum ve Bakanlar Konferansı’nda, gerçekleştirmekte olduğu suya dayalı büyük kalkınma projeleri, inşa ettiği ve halen etmekte olduğu baraj sayısı, suyun etkin kullanımı konusunda geliştirdiği modeller, sınıraşan sularının bölge açısından önemi ve bu alanda komşu ülkelerle geliştirmeye çalıştığı işbirliği, nihayet, Akdeniz Bölgesi’ndeki nehirlerinden su ihtiyacı giderek artmakta olan bölge ülkelerine denizden ve karadan su transfer etme projeleri ve bu yolla bölgede istikrar ve barışın sağlanmasına yapacağı katkılar nedeniyle büyük ilgi görmüş, tartışma ve müzakerelerde en aktif ülkeler arasında yer almış tır. Bu nedenle, ülkemizin Forum ve Bakanlar Konferansı’nın başarısına önemli katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. 

Türkiye’nin su konularındaki öneminin ve ağırlığının bölgedeki su kıtlığının yakın bir gelecekte krize dönüşmesi ihtimali nedeniyle giderek artacağı tahmin edilmektedir. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin sorumluluklarını da artıracaktır. Sınıraşan sular konusunda gerçekleştirilmeye çalışılan ve genellikle aşağı kıyıdaş ülkeleri kayırıcı nitelikte olan kodifikasyon çalışmalarının önümüzdeki yıllarda yoğunluk kazanacağı, Avrupa Birliği’nin de su konusundaki mevzuat ve uygulamalarını geliştireceği ve aday ülkeleri uygulama kapsamına alması beklenmektedir. Bu durumda Türkiye’nin suya dayalı projelerini biran önce tamamlaması, su konularında uluslararası platformlardaki gelişmeleri yakından izlemesi ve su politikasını yeni gelişmeler ışığında gözden geçirmesi giderek artan bir önem kazanmaktadır.
Mithat Rende
 
Dışişleri Bakanlığı Bölgesel ve Sınıraşan Sular Dairesi Başkanı
 
 

turkbirdevbursa.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=